İçimden bir ?Şşş!? sesi ?fikirlerini kendine sakla! İnsanlar sevmez sesini fazla yükselteni. Duymak istediklerini söylemezsen dışlarlar? diyordu. Oysa insanların arasına karışmak için çıkmıştım yola. Yıllarca kendi içimde sakladığım düşünceler, beynimin dört duvarına çarpıp durdu. Geçip giden yılların içinde fikirler tazeliğini yitirip çürümeye, insanlarla paylaşılmayan düşünceler örümcek ağlarıyla kaplanmaya başladı. Bunun farkına vardığımda olup biteni seyretmek yerine, içimdeki beni serbest bırakmaya karar verdim. Hayallerimin peşinden koşmak için hazırdım siyasi yaşamın tüm sokakları benimdi, tüm kelimeler itiş kakış birbirleriyle yarışırcasına orada zihnimin içinde sese dönüşmek için heyecanla bekliyordu. Onları daha fazla bekletmeden benimle birlikte sokaklarda koşmaları için serbest bıraktığımda çok geçmeden her köşe başının tutulduğunu fark ettim.  İki üç kişi bir araya gelmiş kendi grubunu kurmuş, dördüncü bir kişiyi aralarına almak istemiyorlardı. Çok konuşuyorlardı. Tutamayacakları sözler veriyor, insanları buna inandırıyorlardı, yalan söylüyorlardı. Bu hataydı. Ben de çok uçuk olmayan hatalar yapıyordum. Çok geçmeden yaptığım hatalardan dersimi alıyor, özür dileyebiliyor, onlardan da bunu bekliyordum.  ?Farkında değillermiş? gibi yapmalarını iğreti buluyordum. Özür dilemek zor geliyordu insanlara. Oysa bu onların kişiliğini ortaya koyan bir tavırdı. Çoğumuz hatalarımızı yüzümüze vuran ve kullandığımız kelimelerin yanlış olduğunu söyleyen insanlarla karşılaşmışızdır. Ahlak ve dil birbirine bağlıydı. Sokrates´in şu sözü geldi aklıma: ?Dilin suiistimal edilmesi, ruhtaki kötüyü kışkırtır,? diyordu. Yalan söylemek, dilin kasıtlı olarak kötüye kullanılmasıydı. ?Katıksız? cahillikten veya dikkatsizlikten kaynaklanan hatalı kullanımlar ise yarı gerçeklikler, yanlış anlaşılmalar ve yalanlar doğuruyordu. Bu anlamda dil ve ahlak ilişkiliydi. Bu açıdan bir siyasetçinin de ahlaki görevi, dili düzgün ve dikkatli kullanması olmalıydı. Ne var ki, kelimeleri düzgün kullanmak ahlaki bir sorun değil, toplumsal ve politik bir durumdu; genellikle sosyal sınıfın bir göstergesiydi. Dili doğru kullananlar arasında iç politik bir grup oluşuyordu, doğru kullanımları parola haline gelmişti adeta. Öte yandan dili siyasi ortamlarda kabul gördüğü haliyle konuşmayanlar da dış politik bir  grubu oluşturuyordu. Bu doğru kullanım zorbalığının kendini beğenmiş hallerinden nefret ediyor, gerekçelerine de hiç güvenmiyordum. Ancak siyasetin içindeysen bıçak sırtında yürümek zorundasın, özellikle de söylemlerdeki bu tür kullanımlar, toplumsal sorunlara değinirken, kendimi nasıl anlaşılır kılacağıma dair kullandığım kelimeleri seçmek zorundaydım. Tutarsız ve hatalı kelimelerin hepsi siyasi söylemlerimde anlamı yaralayacağı için söz dizinine son derece dikkat edilmeliydim. Dili kullanırken yapacağım bir hata her şeyi geçersiz kılacaktı. Siyasetin içinde gerçek kuralları bilmiyorsanız, sahte olanlara kanarsınız. Uyduruk terimlerle hazırlanan konuşma metinleriyle uyutulabilir, uyandığınızda hayal kırıklıkları yaşayabilirsiniz. İşte bu nedenle yine iç sesimi dinliyorum: ? Ses!? Çok konuşma. Fikirlerini kendine sakla. İnsanlar sevmez, sesini fazla çıkartanı. Duymak istediklerini söylemezsen aralarına almazlar seni. Ya onların istedi şeyleri söyle ya da sus.?diyordu. Peki, susmasına susayım da, hala yurtlarda tecavüze uğrayan çocukların, sokakta öldürülen kadınların, Aylan bebelerin ölüm haberleri kadar acımasızken dünya bunu nasıl yapayım! Nurcan BALIBEY 06.03.2020