Son günlerin en çok tartışılan ve üzerine yorum yapılan konularından biri; siyaset ve ahlak ilişkisi.

Özellikle Amasra'da yaşanan maden faciası ile ilgili iktidara mensup bazı siyaset adamlarının yaptığı açıklamalar, siyasetimizin de , ahlakımızın da ne kadar seviye kaybı yaşadığının çok açık itirafı gibi. Mesele sadece Amasra ile sınırlı değil. Soma'da yaşanan grizu felaketini ve orada yitirdiğimiz 300 canı da unutmuş değiliz. Bizim ülkemizde felaketlerden ders çıkarmak ve tekrar yaşanmaması için ne gerekiyorsa yapmak ve sorumlulardan hesap sormak geleneği yoktur. Evet, maalesef yoktur. Bir felaket olduğunda ( kes-kopyala-yapıştır ) tarzı klasik başsağlığı ve geçmiş olsun temennilerini, iktidar ve muhalefet temsilcilerinin bölgeye intikali ve rutin medya açıklamaları takip eder. Savcılık soruşturma başlatır, davalar açılır, bir iki kişiye de kimseyi tatmin etmeyen cezalar verilir, işlem tamamlanır. Eh,"madencinin kaderidir bu" derler, kapanır defterler. Bir sonraki faciaya kadar unutulur yaşananlar. En derin ıstıraplar ve tarifsiz acılarla baş başa kalır aileler, öksüz büyür çocuklar. Depremler, sel ve taşkınlar, orman yangınları, trafik felaketleri, demiryolu ihmalleri, kadın cinayetleri, gelir dağılımındaki adaletsizlik, sınavlarda yaşanan rezillikler, devlette yaşanan savurganlıklar, ulemadaki suskunluk ve ümeradaki sorumsuzluklar.say sayabildiğin kadar! Hangisinde köklü ve kalıcı çözümler üretebildi iktidarlar? Sorumlu olanlar bulundu, suçlular cezalandırıldı, haklı olanlar haklarını aldı, giden canlar geri getirilebildi mi? Allah aşkına bir tek kamu görevlisi istifa etti mi, ya da görevden alınıp hesap soruldu mu?! Gelişmiş ülkelerde öyle oluyor çünkü. Siyaseti makam ve mevkilere ulaşmanın en kestirme yolu, o makamlarda kalabilmenin ve hesap verme riskinden kurtulmanın da garantisi kabul eden politikacılar nedeniyle, siyaset ve ahlak ilişkisi yeniden sorgulanmalı, siyasi etik yasası mutlaka ve acilen çıkarılmalıdır. İki yüzlü ve iflah olmaz muhteris siyasetçiler yüzünden bu aziz milletin DNA'larında tehlikeli mutasyonlar yaşanmaya başladı. Siyasal iktidarlar denetlenebilir ve şeffaf olmalı, hangi makamda olursa olsun ,kamu görevi yapanlar da hakim karşısına çıkıp gerektiğinde hesap vermelidir. Bu aynı zamanda çağdaş dünyanın ve HUKUK DEVLETİ olmanın bir gereğidir. Herşeyi KADER diye yorumlayıp geçiştiremeyiz. Elbette kadere inanırız. Ama önce aklımızı kullanıp tedbirlerimizi alır, sonra tevekkül ederiz. Kader konusunu bu kadar basitleştirir , hak ve hukuk ilişkisini, devlet ve vatandaş sorumluluğunu bu kadar ilkelleştirirsek devlet teamüllerini de, toplum ahlakını da çürütmüş olmaz mıyız? Başardığımız her sonuç BEN'im KADER'im, ama yaşanan her felaket SİZ'in KADER'iniz öyle mi?! Eflatun bile DEVLET'i bu kadar morartmamıştı. Şehit maden emekçilerine rahmetler, ailelerine başsağlığı diliyorum. İnşallah bundan sonra bizim emekçilerimizin kaderi de, Almanya'daki maden işçilerinin kaderi gibi güzel olur.