Eğer bir siyasi partiye ya da herhangi bir derneğe, kulübe veya cemiyete mensubiyet bağınız varsa sosyal hayatınızın şekillenmesinde tamamen özgür olmanız mümkün değildir
Buna ister mahalle baskısı deyin, isterseniz cemaat hipnozu olarak bakın ama durum böyledir. Bir topluluk içinde olma arzusu, bireysel hedeflerimize daha çabuk ve daha kolay ulaşma düşüncesinden kaynaklanıyor olabilir. Yani kollektivite bize güç kazandırdığı gibi, dayanışma da bizim mücadele ruhumuzu ateşler.
Sonuçta sosyal bir çevrede yaşıyor ve bir takım aidiyet duyguları taşıyoruz. Birlik ve beraberlik içinde hedeflerimize daha kısa sürede ve daha çabuk ulaşabiliriz. Fakat kültürel alt yapımız oluşmamış, ruhsal gelişimimiz tamamlanmamışsa grubun sadece bir piyonu haline gelir, edilgen bir hayata razı olursunuz. Oysa hür tefekkür ve muteber bir akıl, bilimsel verilerin analizini, en güvendiklerimizin sözlerine bile eleştirel yaklaşımı gerekli kılar. "Çarşı, her şeye karşı !" tavrı değildir bu. Bilakis, gerçeği aramanın kutsal çabası, Tanrı'nın bize lütfettiği akıl nimetine şükranımızın gereğidir bu davranış.
Lidere bağlılık, körü körüne teslimiyet olamaz. Sonuçta lider de bir insandır ve insanın zaaflarından arınmış değildir. Bunu sadece bir parti başkanı olarak düşünmeyin. Dini cemaatlerin önderleri, ekonomi kuruluşlarının ceoları , spor kulüplerinin başkanları, düşünce merkezlerinin temsilcileri, medya baronları için de farklı düşünmüyorum. Çünkü insan robot değildir. Bizden kurşun asker olmamızı bekleyen, bizi robot gibi görüp her emre itaat, her söylenene biat et etmemizi isteyenler şahsiyet ve karakter katilleridir. Sosyal patlamaların ve toplumsal çatışmaların asıl sorumluları da onlardır.
Siyasi liderlerin açıklamalarından birkaç örnekle ne demek istediğimi daha iyi anlatabilirim diye düşünüyorum. Mesela sayın Cumhurbaşkanı; " İşçi memur halinden çok memnun,Tarım Kredi marketlerinde fiyatlar çok uygun." diyor. AKP'liler onaylıyor, alkışlıyor. Gerçek öyle mi? Sorun bakalım işçiye memura ne diyecek size.
AKP'li İsmail Kahraman ; "Anayasanın değişmez maddeleri olmamalı. Laiklik çıkarılmalı." şeklinde açıklama yapıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu söylemiş gibi ona yükleniyor. AKP'ye oy verenler yanlışı göremiyor,yine Erdoğan'ı alkışlıyor.
Diyarbakır'daki Nevruz kutlamalarında pkk'nın eli kanlı katili Öcalan'ın mektubunu kim okuttu, kardeşi Osman Öcalan'ı TRT'ye kim çıkardı? Bunu sorgulamayan kafa CHP ve İYİ Partiyi suçlamaktan utanmıyor.
FETÖ terör örgütünün siyasi ayağının araştırılması için verilen önergeler AKP ve MHP'nin oylarıyla reddediliyor, ama aynı bağnazlıkla iktidar fanatikleri Kılıçdaroğlu ve Akşener'i suçlamaya devam ediyor.
Mesela Kılıçdaroğlu; "Kürt sorununu ben çözeceğim. " diyor, CHP'deki ulusalcıların, Atatürkçülerin hiçbir itirazını duyamıyorum. Dün Kürt sorunu dediğinde sayın T. Erdoğan'ı alkışlayan AKP'liler, bugün aynı hastalıklı söylemi sayın K.Kılıçdaroğlu seslendirince onu hdp-pkk'ya destek vermekle itham edebiliyor.
Sayın Cumhurbaşkanı ileri demokrasiden dem vururken alkış tutan eller ile iktidar için büyük bir ivme yakalayan ve anketleri ters yüz eden muhalefet partilerine ; "İktidar sevdasından vazgeçin. Bu sizin için daha iyi olur." diyen Erdoğan'ı alkışlayan eller aynı kişilerin elleridir. Yani bizimki ne yapsa doğru, sizinki ne söylese yanlıştır. Yahu MHP; " Muhalefetin vereceği hiçbir önergeye evet oyu vermeyeceğiz." demedi mi? Böyle bir siyaset tarzı olabilir mi? Hep ötekileştirme, hep gerilim, hep gerginlik. Sonra da beka vurgusu ile milli birlik çağrısı öyle mi?!
Her dönemin iktidar yağcısı bir yazar var. Geçen gün köşesinde siyasi mücadeleyi bir savaş olarak tanımlayıp Cumhur İttifakını Milli Mücadeledeki İttifak devletlerine, Millet İttifakını ise İtilaf devletlerine benzetme densizliği yapabiliyor. Bu derece bir yalakalık ve fanatizm insanda gerçekten tiksinti uyandırıyor.
Her siyasi partide buna benzer at gözlüğü takmış değerlendirmeler var ve o partilerin seçmenleri yine kayıtsız şartsız alkışlamaya devam ediyorlar. Tarikatlar, cemaatler , dernekler ve diğer yapılarda da durum farklı değil. Acaba ülkemizin de, evrenimizin de huzura olan özlemi bunun için mi hiç bitmiyor? Siyaset gözleri kör etmemeli, bizi gerçeklerden uzaklaştırmamalıdır. Memleket biziz ve bu memleket hepimizin. Necati Cumalı'nın dizelerini mırıldanarak bitirmek istiyorum:
Gelecek güzel günlere inanıyorum
Gelecek güzel günlere
Sonunda galip geleceğine eminim
İyiliğin, zekanın ve cesaretin
İmanım var zaferine
Aşkın, adaletin ve hürriyetin.