Rahmetli Turgut Özal’dan beri iktidara talip olan tüm partiler ve onların liderleri seçmene “SINAVSIZ ÜNİVERSİTE” vaadinde bulunmuşlardır.

"Yükseköğretim Kurulundan (YÖK) yapılan açıklamaya göre YKS'de baraj puan uygulamasından vazgeçildi. Sayısal, sözel, eşit ağırlık ve dil puan türlerinde sınav puanı hesaplanmasında uygulanan TYT puan türünde 150 puan almış olma şartı ile yerleştirme puanlarının hesaplanmasında, TYT puan türü için 150, sayısal, sözel, eşit ağırlık ve dil puan türleri için 180 olan sınav puanı barajı uygulanmayacak."YÖK'ten yapılan açıklama böyle. Rahmetli Turgut Özal'dan beri iktidara talip olan tüm partiler ve onların liderleri seçmene "SINAVSIZ ÜNİVERSİTE" vaadinde bulunmuşlardır. Buna 20 yıldır bu ülkeyi tek başına yöneten AKP de dahildir. Aaaah ah! Neler vaad edilmedi ki bugüne dek! Her aileye "bir ev, bir de otomobil anahtarı"ndan tutunuz da " kendi uçaklarımızla uzaya dolmuş turizmi"ne kadar hepsi uçuk kaçık ama aynı zamanda alıcı da bulan "Zihni Sinir Proceleri" idi bunlar. İnanan çoksa, yalanların endazesini hesaplamaya da gerek yoktur zaten. Bilimin ötelendiği, bilim adamlarının örselendiği toplumlarda " şeyh uçurma" efsaneleri ve menkıbelerle efsunlanır gönüller. Geri kalan genç dimağları da Haydar Dümen'e yönlendirdiğimizde, muktedirler için ne dünün, ne yarınların, ne de verilen sözlerin önemi yoktur. Biz esasa dönelim tekrar. Üniversite sınavı hala kaldırılmadı. Sadece TYT barajı kaldırıldı. Bizim ülkemizde eğitim süreçleri tamamen sınava endekslidir. Ana okulundan başlayarak öğrenciler bir tek hedefe yönlendirilirler:Üniversiteyi kazanmak. Üniversiteyi kazanamamış bir lise mezunu vasıfsız işçi demektir. Mesleki eğitime gereken önemi vermediğimiz sürece ne Üniversite önündeki yığılma biter, ne de sanayideki ara eleman ihtiyacı. Üniversiteyi kazansın da hangi bölüm olursa olsun. Bunu en çok anne babalar ister. Çocuğumuzun o alanda bir yeteneği var mıdır, ısrarlı bir isteği olmuş mudur, rehber öğretmenlerin görüşü alınmış mıdır hiç önemli değildir. Gerekirse ve maddi durumumuz iyi ise özel dershanelere ve özel öğretmenlere koşturur, çocuğu bir yarış atı gibi görmeye başlarız. İstediğimiz bölümü kazanamadıkları zaman da travmatik tavırların Donkişot'u olmakta beis görmeyiz. Oysa çocuklarımız robot değildir. Sınav olmasın mı gerçekten? Olur mu öyle şey! Hayatın kendisi bir sınav. Sınav demezsiniz, ölçme değerlendirme dersiniz ama bir bilgi veya yetenek araştırması şarttır. Avrupa ülkelerinin bir çoğunda gencin kaderi bir gün ve tek bir sınavla belirlenmez. Onlar daha kreşlerden, ana okulundan başlayan sayısız testler ve değerlendirmeler ile gelecek planlaması yapıyorlar. Bazı öğrenciler daha o yaşlardan itibaren mesleki eğitime yönlendiriliyor. Bizde böyle bilimsel veriye dayalı bir ölçme ve değerlendirme uygulaması hiç olmadı desek yeridir. Milli Eğitim Bakanlarının çok sık değiştiği ve her gelenin kendi programını uygulamaya koyduğu bir ülkede sürerlilik nasıl sağlanabilir ki? Biz her şeyi "- mış "gibi yapıyoruz. LGS diye bir saçmalığı, adrese dayalı okula kayıt dayatmasını, beş okul tercihinden birinin zorunlu olarak imam hatip okulu olmasını siz normal karşılıyor musunuz? Böyle bir seçmenin ebeveynlerde ve çocuklarımızda yol açtığı travmanın boyutlarını düşündünüz mü acaba? Cumhuriyet tarihimiz eğitimde sistem arayışları ile heba edildi desek yanlış olmaz. Eğitimde liyakat önemsiz hale düşürüldü. Yüksek öğretimde kaliteyi ve akademik kadroların yetkinliğini sorgulayan var mı? İlçeleri, beldeleri yüksek okullarla donattık. Yüzbinlerce öğrenci YKS sınavında sıfır çekiyor. 150 puan barajını bile geçemeyen öğrenciler için şimdi baraj kaldırılıyor. Bu bir oyalamacadır. YÖK Başkanı, barajın kaldırılması rekabeti arttıracaktır diye açıklama yapıyor. Sınavın şekli, soru tipi, müfredat modeli değişmediğine göre hangi rekabetten bahsedilebilir ki? Kazanma hırsı olan, planlı ve disiplinli çalışan öğrenciler arasında oluyor rekabet. Barajı kaldırsanız da amaçsız, gayretsiz, çabasız öğrenciler için sonuç değişmeyecektir. Bütün mesele baraj nedeniyle boş kalan kontenjanları düşük puan da olsa doldurmaktır. Baraj altına mahkum öğrencilere psikolojik bir destek sağlayabilir ama eğitimdeki sorunları çözmez bu karar. Zaten kontenjan açıklarının bir nedeni de; gençlerin kayıt yaptırdığı okulda yeterli teknik donanım ve yetkin akademik kadronun olmayışıdır. Çünkü binlerce öğrenci bir okulu kazandığı halde okuldaki imkanları yeterli bulmadığı, eğitimi yetersiz gördüğü için kaydını sildirmekte,bir sonraki yıl tekrar YKS 'de şansını denemektedir. Her yere okul açmakla oy devşireceğini sanan iktidar bu konuda da yanılmıştır. En iyi dünya üniversiteleri sıralamasında Hacettepe, ODTÜ, İTÜ, Koç ve Boğaziçi'nin dışında ilk 500 de yer alan üniversitemiz bulunmamaktadır. Onlar da listenin son sıralarında. Halbuki bugün ülkemizde 200 civarında özel üniversite vardır. Siz söyleyin övünelim mi dövünelim mi? Oğlum İstanbul'da bir özel üniversitede yazılım mühendisliği okuyor. Ben İst.Ünv.Edebiyat Fakültesinde TÜRKOLOJİ okudum. Şimdi aynı anfilerde yeğenim eğitim alıyor. İkisine de soruyorum hocalarını. Koskoca bölümde bir iki tane Prof. olur mu ? Haftanın iki üç günü ders yok. Şaşırıyorum, üzülüyorum. Bize sabahtan akşama haftanın beş günü yetmiyordu. Çocuklar da bunun farkında ve yurt dışına gitmek istiyorlar. Gidenler birikimlerini ve enerjilerini o ülkeler için seferber ediyorlar. Bu beyin göçünü önleyemez ve tersine çeviremezsek gelişmiş ülkelere bağımlılığı nasıl sona erdireceğiz? Acilen plan program yapmalı, hangi mesleklerde ne kadar açığımız, ne kadar fazlamız var hesabını çıkarmalı, ihtiyacımız olan kadroları, hangi bölümlere kaç öğrenci alarak, kaç senede kapatabiliriz düşünmeli, hepsinden önemlisi okuldan önce akademik kadroları özenle seçip iyi yetiştirmeliyiz. Çağın koordinatlarını kavramış, 4.sanayi devriminin farkına varmış, metaverse hazırlıklı, yapay zekanın öncüsü, kimlik bilincine sahip gençlerin sayısını arttırmak Milli Eğitim bakanlığımızın birinci hedefi olmalıdır.