SEVGİ KAÇ PARA !!!
İnsanlar serveti severler, yoksulluktan, zahmetten kaçarlar. Durumlarını kişisel çıkarlarına göre saptarlar.´´Her insan kendi çıkarı için çalışırsa sonuçta o toplumun çıkarı maksimum olur.´´ diye ifade edilen klasik iktisatçıların bu tezi üzerinden iki yüzyıl geçmesine rağmen çok eleştirilmiş olsa da günümüzde bile geçerliliğini sürdürmektedir.Gerçekte kişisel çıkar ile toplumsal çıkar arasında her zaman bir ahenk söz konusu değildir.İnsanın hareketlerini tek etkileyen etmen de özel çıkar değildir.Fakat ekonomi bilimi için inceleme alanı kişisel çıkar çabasıdır.Bu yüzden ekonomi bilimine bencillik bilimi de denmektedir.İnsanı diğer özelliklerinden ayırarak, yalnızca çıkarı için uğraşan bir varlık (homo economicus) olarak düşünür.Ahlak, din ve toplumun diğer değer yargılarını bir yana bırakmıştır.
Günümüzde en geçerli ekonomik model olarak görünen serbest pazar ekonomisinin temelleri 18.Y.Y. dan başlayıp 19.Y.Y. boyunca süren, İngiltere´de başlayıp oradan Avrupa´ya ve tüm dünyaya yayılan sanayi devrimine dayanır. Adam Smıth ile başlayıp Malthus, Ricardo, Say, Carey, Thünen, Mill ile bir ekol oluşturan, klasik iktisatçılar olarak tanımlanan düşünürler ileri sürdükleri fikirlerle kapitalizmin temellerini atmışlardır. Bu modelde bireysel ve işletme bazında ekonomik bağımsızlık söz konusudur. Devletlerin sınırlarını bile yok sayarak´´Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar´´düşüncesiyle devlet müdahelesini reddederler. Adam Smıth adlı İngiliz iktisatçı üniversitede ekonomi dersi verirken bir yandan da ahlak dersleri de vermektedir. Çünkü oluşan ekonomik düzende insanın arzularını dizginleyecek hiç bir mani yoktur. O zaman bu ekonomik sistemin temeline hristiyan ahlakının oturtulması gerektiğini savunur. Yoksa böyle bir düzen ezilenin daha fazla ezileceği, güçlünün egemen olduğu bir dünya yaratacaktır. Yıllar sonra bu ekonomik modeli benimseyen Japonya´da uygulamasında temele kendi kültürünü ve inanç sistemini oturtmuş ve kapitalizmin insan ilişkilerini aşındırıcı ve ezici etkilerini kısmen bertaraf edebilmiştir.
Ülkemizde de 1983´lere kadar dışa kapalı devlet ve özel sektörün ekonomiyi paylaştıkları bir ekonomik model söz konusuydu.Ancak bu yıllardan itibaren ekonomimiz ekonomik Liberalizm ve kapitalizmden kaynak bulan serbest pazar ekonomisi modeline geçmiştir. Türk ekonomisi de dünyaya ve rekabete açılmıştır. Hangi konuda olursa olsun ithal edilen model olduğu gibi bir ülkede uygulanamaz. Modelin o ülkenin bünyesine uygun hale getirilmesi gerekir. Yoksa o ilaç yan tesirler yaratarak bünyeyi hasta edebilir. Ülkemizde de bu sorunlar ve hastalıklar görülmektedir. Dışarıya açılma, dış dünyada ne varsa ülkemize bu mal ve hizmetlerin akması, bunun kısa zamanda ve altyapısız, hazırlıksız başlatılması insanlarımızın dolayısıyla toplumumuzun değer yargılarını altüst etmiştir. Kavramlar karışmış neyin doğru neyin yanlış olduğu anlaşılmaz hale gelmiştir. Kültürümüzden gelen yardımlaşma,toplumsal dayanışma, sevgi,saygı,düşene ve yoksula yardım,misafirperverlik özelliklerimizi hızla yitirmekteyiz. Hesaplarımız hep daha fazla kazanmak,daha fazla tüketmek üzerine...Çocukların isteklerinin sonu gelmiyor. Alamayınca, ulaşamayınca mutsuz oluyoruz,içimizde özlem kalıyor. Bardağın hep boş tarafını görüyoruz. Yada öyle gosteriyorlar. Tüketim çağı diye bir kavram türedi. Ne kadar tüketirsek ekonomi o kadar canlanacak dendi. Paramız yok dedık kredi kartları ile yardımcı oldular. Üretttiğimizden daha fazla tüketmeye başladık. Hepimiz bankalara borçlu durumdayız. Olsun ekonominin çarkı dönüyor ya... Peki hangi ekonominin çarkı? Milli ekonominin mi? Tabiiki hayır...Borçlandığımız bankalarda yabancı, aldığımız mallların bir çoğuda yabancı... Ekonomimizin altında kocaman bir delik sürekli çok uluslu dünya şirketlerini besliyoruz. Tüketin tüketin, elllerini oğuşturuyorlar.
Bu gün Sevgililer Günü... Artık duygularımızı sözlerimizle davranışlarımızla ifade etmiyoruz. Sevdiğimize onu ne kadar sevdiğimizi, onun bizim için ne kadar değerli olduğunu anlatmak yerine susacağız, hediyemiz konuşacak. Hadi bu günden başlayalım. Sevgimizi, saygımızı karşımızdakine verdiğimiz değeri sözlerimizle, davranışlarımızla onun için birşeyler yaparak gösterelim.Hiç bir hediye bundan değerli değildir. Hiç bir mal insandan daha değerli değildir. Neyleyelim ki insan ihtiyaçları sonsuzdur, sonu gelmez. O zaman bu uğraş niye diye sormak gerekiyor. Acaba tel dolabı olan annelerimiz mi yoksa son model derin dondurucuya sahip kızlarımız mı daha mutlu?
İnsan hayatında paranın yeri tabi ki çok önemlidir. Ama para hayatın gayesi olmamalıdır.´´Kişinin maksadı ne ise mabudu odur.´´Kişi ne için çabalıyorsa sonunda o şeyin kulu olur. Bir toplum içinde yaşıyoruz ve o toplumdan etkileniyoruz. Çevremizi davranış güzellikleriyle donatırsak bundan hepimiz yararlanır,hayat mücadelemizi insana yakışır bir şekilde verebiliriz.´´Zaman böyle her şey para´´diye bir mazeretimiz olamaz. Bizim kültürümüzde komşunuz aç iken tok yatamazsınız. Bu gönül zenginliğini,şükretmeyi unutamayız. Önce kendimizden başlayarak parayı kalbimize değil ait olduğu yere cebimize koyalım ve onun kulu, kölesi olmayalım.