RAMAZANI UĞURLARKEN

Bu akşam teravih namazını Kırcasalih beldesinde kıldık. Eski yılları hatırlıyorum; ilçe veya yakın köyler dahil neredeyse her gece teravihi farklı camilerde kılan guruplar vardı. Hangi camiye giderseniz gidin, aslolan Allah´a kulluktur şüphesiz. Ama değişik mekanları dolaştığınızda epeydir görüşmediğiniz arkadaşlarınız veya tanıdıklarınızla karşılaşmak mümkün oluyor, bazen sahura kadar süren sohbetlerin zevkini yaşıyorsunuz. Ne hikmettir bilinmez, şimdi bırakın köyleri şehirlerdeki camiler bile cemaatsiz. Muradiye camii II.Murat´ın bize hediyesi. İlçenin en eski camisi. Toplasan ancak üç saf olabiliyor. Her tarafı İmam Hatip okullarıyla donatmakla olmuyor bu işler demek ki. Nüfus artıyor, bu okullardan binlerce genç mezun oluyor. Nerde bunlar? Bırakın öğrenciyi, mesleğini bırakıp camiden cemaattan uzaklaşan imamlarla karşılaşıyoruz artık. Dinin; vahyin ilahi nizamından soyutlanıp siyasallaşması mı, yoksa siyasetin bütün pisliklerinin dini referanslarla bir hikmete dönüştürülüp, aklın ve bilimin değersizleştirilmesi mi insanları sekülerizme itti, birlikte düşünmemiz lazım. Genç bir imam kardeşimin can alıcı tesbitleri aslında sorunun kaynağını bildiğimizi ama çözüm noktasında çaresizliğimizi gösteriyor. Her şey aileye endeksli,ama aile televizyona. Televizyona ,daha açık konuşalım, dijital imkanlara sahip değilsen, ütopyalarını sen belirleyemiyor, felsefeni sen kurgulayamıyorsan, zaten bir müddet sonra sana ait bir kültürden bahsetmen imkansız hale geliyor. Kızılelma´n yoksa, sen de yoksun. Bizi bir arada tutan ortak ülkülerimizdir çünkü. Ergenekon´dan çıkış bir idealdir. ?Gök çadırımız olsun, güneş bayrağımız.? diyen kağanın dünyaya hükmetme arzusu, cihan hakimiyeti bir ütopyadır. Azgın suların yıkıp götürdüğü ağaç köprüye ve köpürerek yolunu kesen Ergene´ye bakıp ;?Benim ordumu bu dünyada durduracak beşeri bir güç tasavvur edemiyorum.?diyen ve dünyanın en uzun taş köprüsünün yapılmasını emreden II.Murat´ın bir rüyası, Anadolu kıyılarından atını denize doğru mahmuzlayıp, dişlerini sıkarak baktığı Bizans´a; ?Ya ben seni alacağım,ya da sen beni!? diye nara atan Fatih´in bir kutlu hedefi vardı. Dolmabahçe sarayının penceresinden Boğaz´da demirleyen İngiliz gemilerine bakıp; ?Geldikleri gibi giderler!?diyerek masayı yumruklayan, İzmir cayır cayır yanarken uykuları kendine haram eden ve ?Ordular ilk hedefiniz Akdeniz´dir,ileri!? emrini veren M.K.Atatürk deha çapında bir ülkücü, baş eğmez bir kahraman, örnek bir idealistti. Genç imam bir şey daha ilave etti ve dedi ki; ? Çanakkale´yi geçemeyenler çanak antenlerle evlerimizin içine girmeyi başardılar.? Doğru söylüyordu. Neredeyse evlerimizin her odasında birer televizyon. Evdeki herkes tercihine göre bir televizyona esir. Buna da eyvallah da seyrettiğimiz program veya dizilerin kaç tanesi yerli? Yerli olanların kaç tanesi milli ve manevi değerlerimize uygun? İkinci davulcu da geçti şimdi. Ama bu yazıyı birinci davulcuya borçluyum. Tamam geleneklerimiz de yaşasın ama gecenin ortasında bir davul böyle mi çalınır yahu? Yok kardeşim, adam davulu çalmıyor, sanki birisine kızmış da öfkesini çıkarıyor,resmen patlatmaya çalışıyor. Dan dan da dan dan,dan dan da dan dan. Ya dur bi ara ver, dinlen be kardeşim. Uzun sokakta onca apartmanda davulla beraber ışıkları yanan üç dört daire. İki taraf da yüksek binalarla çevrili olduğu için davul adeta evin içinde çalıyor. Eskiden bahçeli tek kat evlerde otururduk. Belki bazı evlerde çalar saat de yoktu. Davul sesiyle sahura kalkıyordu insanlar. Camilerde ses düzeni, hoparlör mevcut değildi. İftarı top atışıyla açardık. Şimdi öyle mi? Hangi müezzin minareye çıkıyor? Çıksa bile şehrin gürültüsünden sesini kime duyurabilir hoparlör olmasa.Telefonlar,masa ve duvar saatleri,hatta kolumuzdaki saatler bile alarmlı. Oruca niyetliyse, sahura kalkmak istiyorsa bir insan davula gerek yok. Ne demişler; ?namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz.? Kalkmaya niyeti yoksa davul da çalsan duymaz zaten. İlla gelenek diyorsak, o zaman davulcular eğitilmeli, rahatsız etmeyen bir ritmle çalınmalı ve aralarda da maniler söylenmeli. Öyle deli gibi davul çalınmaz. Biz olmazsa olmaz dediğimiz esaslı ve gerçekten kültürümüzün asıl geleneklerini terkettik. Bayramlarda kaç büyüğünüzün kapısını çalıp,elini öpüyorsunuz? En yakın akrabalarınızın kaçı zilinize basıyor bayram günlerinde? Sahi siz bu bayramda hangi tatil beldesinde olacaksınız? Telefon masraflı oluyor, bayram kutlaması için kısa bir mesaj yeter demiyor mu çocuklarımız? Hava aydınlanacak birazdan. Kuşlar uçuşmaya başladılar bile. Hadi bir fıkra ile bitirelim. Bektaşiye sorarlar: Baba erenler,ramazan geldi ama sen hala yemekte içmektesin,bu ne iş? Baba erenler cevap verir: evlatlar ramazan gelir gider,tekrar gelir, tekrar gider, lakin bu garip bir gitti mi bi daha gelmez? Seneye ramazanda birlikte olmak dileğiyle herkese iyi bayramlar diliyorum. Ahmet Acaroğlu