PATATESTEN EKONOMİYE
Günlerdir ülke gündemini meşgul eden referandum süreci nihayet bitti. Sanki bir sihirli değnek gibi problemlerimizi çözecek zannettik. Hiçbir problemimizi çözmediği gibi maalesef kutuplaşmayı sağlamlaştırdı. Huzur ve güven gibi sosyal sıkıntılarımız yanında ekonomik sıkıntılarda kapıya dayandı. Açıklanan ekonomik veriler ve uluslararası yapıların beyanları tökezlememizi bekler mahiyette.. Bunları çözecek olan, ülkenin siyasi kurumları ve siyasi argümanlar bunlarla uğraşacak durumda değiller?
Yıllardır uyuyan enflasyon canavarı uyanmaya başladı . Bir neslin enflasyonla büyüdüğü ve bu alanda dünya şampiyonlukları olan ekonomimizde, enflasyon 2004 yılı itibariyle tek haneliye indirilmiş o günlerden bu günlere tek haneli olarak seyretmişti. Fakat TÜİK tarafından açıklanan son enflasyon rakamlarına göre Nisan ayı itibariyle yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 11,29 ; yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 16,09 olarak gerçekleşti. Tabi ki kurdaki artış en büyük faktör olmuş, dışarıdan gelen her türlü mal ve hizmetin fiyatı arttığından bu etki içeriye enflasyon olarak yansımıştır. Gerçi kurdaki artışlar ithal tüketim mallarının fiyatlarını yükselttiğinden iç piyasadaki talebi daraltır; insanlar ithal ürün yerine ikame yerli ürüne dönerler. Üretmediğimiz ithal tüketime ödenen dövizi azaltacağından kur yükselişlerinin tek yararı bence budur. Fakat almak zorunda olduğumuz temel girdiler yanında, yatırım malları ve bir takım stratejik mal ve hizmetlere de daha fazla ödeme yapacağımızdan arz enflasyonuna katkı yapacağı kuşkusuzdur. Enflasyonun temel nedeni arzın talebe yetmemesi neticesinde malların fiyatlarının artması sonucu ortaya çıkan talep enflasyonu ve ithal girdi malların, milli paranın değer kaybetmesiyle yada dünya piyasalarındaki dalgalanmalar nedeniyle fiyatlarının yükselmesi sonucunda ortaya çıkan maliyet- arz enflasyonudur. Maliyet enflasyonunu talep enflasyonu takip eder. Dışarıdan almak zorunda olduğumuz petrolün fiyatının artması neticesinde temel bir girdi olarak ülke piyasasında üretilen tüm malların fiyatlarını yükseltir. Üretmeden enflasyonla baş edebilmek mümkün değildir. Peki yaklaşık on yıldır enflasyon nasıl dizginleniyor? Şimdi neden uyanmaya başladı?
Konjonktürün uygun olduğu, yüksek faizden dolayı yabancı yatırımcının bizi sevdiği dönemlerde ekonomiye akan sıcak para kuru düşük tutuyor, düşük kur üzerinden tüm dünyadan ülkemize ithal mallar akıyordu. Açılan AVM lerde dünya markaları ile tanıştık. Almamız için çok uluslu bankalar kredi kartları dağıttılar. Böylece ürettiklerini bize satarak bir satın alma çılgınlığı içinde borçlandık, dolayısıyla daha fazla çalışmamız gerekiyordu. Çark gittikçe hızlanıyor hiçbirimiz yetişemiyorduk. Kimin için çalışıyorduk? Ülkemiz için, çocuklarımız için, geleceğimiz için?. Hayır, banka için? Bunun yanında millî gelir rakamları da artıyor yani üretimimiz artıyor gibi görünüyorsa da reel gerçek üretim sahaları olan tarım sanayii kendi haline bırakılmış, hizmet sektörü şişmişti. Üretmeyen bir ülke? Amerikan , Fransız ve Hollanda çiftçisinin ürettiğini yiyen hazırcı Türkiye? Kısa bir süre önce Manisa´nın Ödemiş ilçesi Birgi´de dinlediğim bir olayı nakletmek istiyorum. O yörenin patatesi meşhurdur. Çiftçi patatesini yetiştirirken birkaç çiftçi, çok uluslu bir çiçek firmasının talebi doğrultusunda kesme çiçek üretimine başlar. Çiçek soğanları çiftçilere neredeyse bedava olarak dağıtılır ve alım garantisi vererek çiçekler yetiştirilir. Çiçek ekenlerin iyi kazandığını gören diğer çiftçilerde patatesi bırakarak çiçek ekmeye başlarlar ve iyi kazanırlar. Artık patatesten vazgeçmişler ellerindeki makine araç gereç tarla düzenlerini tamamen kesme çiçeğe göre ayarlamışlardır. Son yıllarda firma çiçek soğanlarının fiyatını gittikçe arttırmaya başlar. Hibrit olan soğan ancak iki sene mahsul verebildiğinden çiftçi soğanı firmadan almak zorundadır. Soğanı 1 e veren firma, çiçeği 2 ye almaya başlamış sonuç olarak çiftçi ancak maliyetini karşılayacak bir geliri kabullenmek zorunda kalmıştır. Söylendiğine göre şimdilerde çaresizmişler.. Ne çiçeği bırakabiliyor nede patatese dönebiliyorlarmış.
Bunun gibi çiftçi hikayeleri ülkemde çok fazla? Serbest ekonomik düzende herkes kendi kararını verir. Bu çiftçinin kendi kararı; çıkarına göre hareket etmiş biz ne mi demek gerekiyor. Bireysel çıkarı anladık, ya toplumsal çıkar ne olacak... Burada devletin görevi başlıyor. Planlama ve devlet kapitalizmin sevmediği kavramlardandır. Devletin bir planlaması olmalı, çiftçi örgütlenmelerini kooperatifleri güçlendirmeli? Bütün dünyada bu böyle.. Bu ülkeyi sahipsiz bırakanlar bir gün bunu hesabını insanımıza vereceklerdir.