Bugün size çok ilginç bir kitaptan çok önemli tespitler sunmak istiyorum
"ÜÇ DEVİRDE GÖRDÜKLERİM" kitabı bir Osmanlı bürokratı olan Böcüzade Süleyman Sami beye ait. Sosyal medyada gündem olan kitapta koskoca imparatorluğun nasıl dağıldığı anlatılıyor.
Osmanlı Devleti bürokratlarından Böcüzade Süleyman Sami'nin , Osmanlı'nın son zamanları ile Milli Mücadele ve Cumhuriyet dönemlerinde yaşananları kaleme aldığı kitapta Osmanlı Devleti'nin yıkılması sürecinde devlet yönetimindeki yozlaşma ve halkın yaşadığı büyük sıkıntılar gözler önüne seriliyor ve Osmanlı'nın dağılma döneminde ne halde olduğunu ortaya koyuyor. En önemlisi de Cumhuriyet'in bize kattıklarını da daha iyi anlamamızı sağlıyor.
Kitap iki açıdan çok önemli. Birincisi; Türk Tarih Kurumu yayını, yani güvenilir bir kaynak olması. İkincisi; o günlere bizzat tanık olan bir bürokrata ait olması. Bizim ülkemizde maalesef tarih alanında da ilmi belgelere dayanan akademik araştırmalar yerine daha çok hislerimizi okşayan ve bizi yönlendirmeye dönük tarih yayınları revaçtadır. Yani belge yerine, bağlı olduğumuz cemaatın, tarikatın, partinin veya derneğin önümüze koyduklarına itibar eder, sadece onların doğruluğuna inanırız. Bu nedenle bazılarına göre Sultan Abdülhamit Han cennet mekan iken, başkalarına göre cehenneme layık kızıl sultandır.
Halbuki ihtişamlı çağları da vardır Osmanlının, gerileme ve çöküş yılları da. Yani Osmanlı kazanırken de bizimdi, yıkılırken, göçüp giderken de. Hatasıyla sevabıyla kucaklamayı bir türlü beceremiyoruz vesselam. Heyecanlı bir milletiz. Belki o nedenle aşırılıklardan, ifrat ve tefritten kurtulamıyoruz. Bazı çevrelerin Osmanlı özlemine karşılık, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı yapmasını, bazı çevrelerin de devrimlere ve Cumhuriyet'e bağlılığını anlatırken ortaya koydukları nefret ve Osmanlı düşmanlığını başka nasıl izah edebiliriz? Bu tür kitaplar at gözlüğü takanlar için değerli olmayabilir ama namuslu aydınlar ve ilmi baş tacı edenler için paha biçilemez kaynak niteliğindedir. Ben de medyada gündemde olan bu kitaptan bazı bölümleri paylaşmak istiyorum. Bakalım o koca devlet nasıl batmış?
- Abdülaziz döneminde ıslahata başlanacağı ilan olduğunda hoca kılıklılar "din kitabından başka fen ve sanat kitapları okumak, Avrupa usullerine uymak kafirliktir" demeye başladı. Namaz, oruç, zekat ve hacdan başka şeye önem vermiyorlardı.
- Osmanlı vapurları İstanbul'dan İzmir'e, İzmir'den İstanbul'a dört günde anca giderdi. Gayet çürük, pis idareli şeylerdi. Bunlara dilenci vapuru derlerdi. Parası olan yabancı vapurlara binerdi.
- İzmit'in Kandıra kazasına Sadık Bey'in atandığını öğrendim. Sınav ne zaman oldu diye sordum. "Padişah açıktan tayin etti. Ona bir şey sormaya ve söz demeye kimsenin yetkisi ve cesareti yoktur" dediler.
- Bakımsız ve sahipsiz bırakılan Anadolu, vergi tahsil etmeye gönderilen memurların keyfi hareketlerine maruz kaldı. Sık sık Yemen'e, Karadağ'a, Girit'e asker gönderildiği için geriye kalan ihtiyarlar tarlalara zor yetişir oldu.
- Saray'ın Ramazan ve bayram günleri tahsisatı için büyük paralar tahsil edildiğinde çok kimseler hapislere tıkılarak işkence gördü. Çok zaman göz yaşları dinmez, para darlığı bitmez oldu.
- Bir gün feshaneye gittim. Defterde 800 işçi kayıtlıyken 400 kadar işçi çalışır, gerisi Hasan Paşa'nın adamları olduğundan işe gelmez, çalışmaz ama paralarını alırlar.
- Feth-i Bülend isimli geminin tamiri üç dört senedir bitmiyor. Nedenini sordum. Tamir bittiğinde Trablusgarp'a gideceğinden mürettebat tamiri bitirmiyor. İstanbul'un zevk ve sefasından ayrılmak istemiyorlar. Taşradaki görevlerini başkalarına idare ettiriyorlar.
- Yoklama memurunun deftere nokta koyduğunu gördüm. Nedir diye sordum. Subay listesi olduğunu, maaşları kesilmesin diye her gün yoklama aldığını, çoğunu tanımadığını söyledi. Ay başında gelip paralarını alır, İstanbul'da yaşarlarmış.
- Ada'da bulunan Hristiyan okulunun durumunu görünce bizim İslami okulların geriliğini anladım. - Bizden neden bir Moltke (Ünlü Alman Mareşal) çıkmadığını sordum. Mustafa Kemal Bey vardır ki dikkate alınırsa nice Moltke'leri şaşırtabilir. Ne çare ki yeni terfi ettiği küçük rütbe ile Balkanlarda gezdiriliyor. Önemli mevkiye getirilmiyor. (1911)
- Dışişleri bakanlığında bir sandalyenin 17 (evet yanlış okumadınız) sahibi var. Şura-yı Devlet Başkatibi Hacı Vasfi Efendi, üç daireye 18 kişi gerekirken 47 kişi verildiğini söyledi. Çoğunu tanımazmış.
- Şimdi (Cumhuriyet dönemini kastediyor) halktan herhangi bir rüşvet isteyen memur cezalandırılıyor. Eskiden böyle miydi ya! (Eskiden) bir müdür hakkında bile delili olan suçlama olsa padişahtan izin alınmadıkça bir şey söylenemez, ne olacağı bilinemezdi.
- Eskiden, Uluborlu kazasına kaymakam olan 70 yaşında bir zat tanıdım. Okuma yazması yoktu. Nasıl tayin edildiğini sordum. Kasap başı iken, Defterdar'ın ailesini İstanbul'a götürdüğü için mükafat verilmiş.
- Yarım asırlık siyasi hayatımda 40 vali, 15 muhasebeci, 10 jandarma kumandanı, 60 kaymakam tanıdım. Bunların 8-10 tanesinden başkasının okuma yazması yoktu. Yüreğim sızlardı.
- İstanbul erkanı memuriyetleri verirken kaabiliyete (liyakat) bakmaz, hizmet meselelerini umursamaz, tavsiye (referans) veya rüşvet ile, kimini de tehdit ile dağıtırdı. - Cumhuriyetimizde hiç böyle şeyler görülüyor mu? Göreve layık olmayan kimseler kimin evladı, damadı, akrabası veya adamı olursa olsun kabul olunuyor mu? En küçük memuriyetlere sınavsız kimseler alınıyor mu?
- Eskiden il muhasebecileri, nüfus memurları, jandarma subayları hesaptan anlamaz, güç okur, yalnızca memurların evraklarını mühürler, görevlerini bundan ibaret bilirlerdi. Hesap bilmesi gereken memurları Rum ve Ermenilerden seçerlerdi. Onlar iyi anlarlardı - Şimdi Cumhuriyet her tarafta mektep açıyor. Fabrikalar yapıyor. Çocukları mektebe göndermeli. İlim öğretmeli.
- Eskiden padişahların gönderdiği adamların emirlerinde esaret içinde yaşıyorduk. Bunların yüzlerine değil, konaklarının kapılarına bile bakamıyorduk. Bizi gördüklerinde "dağdan hemuncuk gelmiş gödük Türk" diye hakaret görüyorduk. - Şimdi halk hükümetimiz, kabahatli görülen Türk'ümüz hak ve hürmete nail oldu. Hepimiz iftihar ediyoruz. Niçün etmeyelim?
- Eskiden ekserisi ecnebi ve yüksek maaşlı Rum ve Ermeni memurları dolu "Duyuni Umumiye" binasının kapısına şimdi Türkiye Cumhuriyeti yazılı levha asılıyor. İçinde Türk gençlerini görüyoruz. Hamd olsun bunu da gördük. Senden evvel gelip geçenlerden ibret al, senden sonra geleceklere ibret alacak şeyler bırakmamaya çalış"
Sizce ibret alıyor muyuz değerli dostlar? Ne dediğinizi duyar gibiyim:"Hiç ibret alınsaydı tarih tekerrür eder miydi? "