Prof.Dr. M. Mehdi ERGÜZEL,     İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi    

Yalova'da iki dönem Belediye Başkanlığı yapan Yakup Bilgin KOÇAL bey, siyaset ehlinin de, kültür ve edebiyatla haşır neşir olabileceğinin ciddi örneklerini veren belgesel ağırlıkta ihtisas eserlerinin yanısıra okuyucuyu cezbeden dört romanıyla da şehrinin ve ülkenin düşünen, hisseden fikir çilesine talip, hikmet ve zevk ehli arasında olduğunu gösteren bir yolda ilerliyor. Kemal çağı sayılabilecek 50'li, 60'lı yaşlarında ortaya koyduğu, lutfedip bize de gönderdiği bu kitapların her birini, ideal arkadaşlığının gerektirdiği vazife hassasiyeti ve dikkatiyle çize çize okudum, düşüncelerimi yazdım ve kendisine söyledim. Yakup Beyin ilk kitabı Mansur'da niyetinin "geçici bir edebi heves" olduğunu düşünmüştüm. Fakat yazarının, "Son Müfreze" ve "Dava"da dünden bugüne doğru gerilip atılıma hazırlanan ve nihayet "Pusat- Geleceğin Tarihi" kitabı ile Post Yayınları'nın edebi iddiasını da temsil eden bir felsefi, fikri, mefkurevi istikamete yöneldiğini anladım. İhtisas alanımın, dil ve edebiyat olması, elli yıldır yayın hayatını sürdüren Türk Edebiyatı Dergisinin ilk sayılarından beri çeşitli kurullarında yer almanın öğrettiği tecrübelerle, alan bilgisi sıfatı ve tevazuu içinde diyebilirim ki Pusat romanı 2020'nin en önemli eserlerinden biridir, üzerinde erbabınca tenkit ve tahliller yapılmalıdır. Neden ? Dili ve üslubu itibariyle başarılıdır. Kıvrak, kolay okunan, düşündüren, seviyeli, ustalıklı bir Türkçe ile kaleme alınmıştır. Almanya'nın bir üniversitesinde Bilgisayar Mühendisliği ve Yapay Zeka eğitimi gören Yalovalı çalışkan bir Türk delikanlısının demokrat tavırları etrafında gelişen realist-romantik hadiseler, okuyucuda merak uyandıran bir roman tekniğiyle kurgulanmıştır. Yeni asrın Avrupalı gençliği içinde zeki ve idealist bir Türk çocuğunun, alanında projeler üretebilecek felsefi birikimiyle, emsalleri arasında temayüz eden, kendini ezdirmeyen hür tutumu, eserde ciddi bir bakış açısı oluşturmuş, mesafeler aşarak "kendine gelen yeni bir Türk neslinin iddiası" halinde romana mührünü vurmuştur. Romanın genç kahramanının adı Pusat'tır. Pusat, silah demektir ama bilim silahıdır. Bu isimlendirmenin bir zamanlar, 45-50 yıl kadar önceki bizim neslin beğenip okuduğu bir derginin adına istinaden "Töre, bir silahtır." ; yani fikir ve edebiyat silahıdır, ilkesini hatırlatan bir yaklaşım olduğunu düşündüm. Genç Pusat, fizik kadar metafizik ile de ilgilenmektedir. Okuyan, düşünen, yazan, tartışan, demokrat, liderlik kumaşı olan ufuklu, önder tavırlı bir üniversitelidir. Şahsiyetiyle ve eğitimiyle donanımlı geldiği yurt dışında, yabancı dil bilgisi ve uzmanlık alanındaki birikimiyle, kendini kabul ettirmiş, hocaları ve akranları arasında kabul görerek temayüz etmiştir. Etrafında dost ve rakip halkalar, sempatiler kadar fitneler de vardır. Soy kibri içindeki Cermen torunlarına gerektiğinde insanlık dersleri vermiş, yaşından olgun davranışlar geliştirmeyi başarmıştır. Gisele-Frank-Mark üçgenindeki Pusat ve kendisinin başarılarını hazmedemeyen , sinsice ezmek isteyen, hocalarından Herr Klaus ve sistemin hukuk oyunları arasındadır. Yalovalı delikanlı aslında bütün namüsait şartlara rağmen "uyanan şaheser" in ayak seslerini temsil etmektedir. 2071'e doğru giderken 21.asrın yeni ışıklarından "evrensel ve milli bir Türk portresi" çizmektedir. Eser, rahat bir Türkçeyle kaleme alınmıştır: 21. yüzyıl Türkçesi. Ruh tahlillerine ve çevre tasvirlerine zorlanmadan, bocalamadan, girilmekte, yaklaşık 10-15 kişi etrafında; Almanya, Türkiye arasında, mesafeler kısaltan mekanlarda yaşamaktasınız, kah tipik Avrupalı gibi soğuk-serin, bisiklet çevreciliği manzarasında yarı sevimli havayı teneffüs etmektesiniz kah bunaldıkça uçağa atlayıp soluğu, Yalova'nın denizle güzelleşen müşfik, sakin, ılık havasında almaktasınız. Duygusal sahneler, sembolik cümlelerle verilmiş, sığ hale düşürülmemiş, bu haller esrarlı ve dumanlı bir tül ardında sunulurken, şahsiyetlerin de bu manada "sosyal gerçekçi zevksizlikle" gölgelenip yıpranmasına izin verilmemiş, herkes kendi hürriyeti içinde özel sayılarak tercihleriyle başbaşa bırakılmıştır. Gisela-Zeynep ikilemi içinde kalmayacak kadar iyi yetişmiş, şahsiyetli ve iradeli bir genç olan Pusat, bir Milli Mücadele kahramanının torunu olma asaletini genlerinde, mayasında taşıdığını, tereddüt anlarında ortaya koymuş, dirayetle tavır alırken ana-babasıyla ve müstakbel hayat arkadaşıyla istişarede bulunmayı ihmal etmemiş, Yahya Kemal misali, "Mektepten Memlekete Dönen Adam" olmayı başarmıştır. Buna rağmen, dışımızdaki alemden korkmama iradesi, mütebessim çatık kaşlarında okunur gibidir. Pusat, bir semboldür. Yazarımız belli ki sonraki romanlarında,-belki- yakınlarından ve kendi hayat macerasından idealize ettiği düşüncelerini, tasavvurlarını, az çok bizim neslin mensuplarında var olan hasretleri, bana, deli çağlarımızın bir dergi kapağını hatırlatan "Genç arkadaş, bütün karanlıklar seninle aydınlanacak.." sözündeki güzelliğe uygun bir yaklaşımla, özlediğimiz yarınımızı yazmaya, anlatmaya devam edecektir. Bu edebi yolculuğun en az on romana doğru yayılmasını, hatta bir dizi filme kaynaklık yapmasını, senaryo hazırlıklarına girilmesini beklemek yanlış olmaz. Hikaye, belki ama roman her kalem erbabının harcı değildir. Roman, hikayelerden oluşsa da "nehir roman"a doğru götürecek sabır, kültür, irade, teknik bilgi, üslup sahibi olma, fikir kıvraklığı, tiplemelerde ustalık, dilin söz varlığına hakimiyet.. gibi çoğaltılabilecek meziyetlerle mücehhez olmak, samimiyet ve aşk ile de ilgili olmalı. "Meşk, aşktan doğuyorsa", bu erbabına malumdur. Bazen yazmaya başlanır, konu yavanlaşır, tekrar monotonluğuna düşülebilir. Bu tehlikeyi sezen kalem sahibi yazmayı bırakır. Halbuki daima yeni Peyami Safa'lara, Tanpınar'lara ihtiyacımız vardır. Yeter ki; Mehmet Kaplan'larla, Cemil Meriç'lerle, Arif Nihat'larla, Ahmet Kabaklı'larla, Banarlı'larla ve onlar gibi mütefekkir ve alimlerle beslenilsin. Köklerden dallara böyle gidilir, hem milli hem evrensel olunur. Tolstoy'a de, Balzac'a da, Beydaba'ya, Mevlana'ya, Nevai'ye, Fuzuli'ye. giden kapılar da açık tutulur. Biz, Yakup Bilgin KOÇAL Beyin, -gönlümüzden öyle geçtiği için- yine de siyaseti bir kenara bırakmamasını, düşündüğünü yazıp anlatabilenlerden mahrum bir politik hayatın demagogların elinde heba edilmemesi endişesiyle, bir dost temennisi olarak ifade etmek istedik. Cumhuriyetimizin ilk 40-50 yılında Meclisimizde ve Belediyelerimizde hatırı sayılır ölçüde kültür adamı olması, ( Akif, Y.Kemal, Tanpınar, Köprülü, Serdengeçti, O.Turan.) söz seviyesini yükseltmiş olmalıdır. Yazarımızı tebrik ediyor, teşekkürlerimizle yeni romanları bekliyoruz efendim.. M.Mehdi ERGÜZEL, Erenköy, 11 Nisan 2021