KARA YAZGI

Bahar erken gelişmiş, güzelliğiyle dikkat çeken bir genç kız görünümündeydi. Uzun siyah saçları lüle, lüle... Simsiyah pırıl, pırıl bakan ceylan gözleri, endamlı duruşuyla köyde erkek çocuk annelerinin ilgi odağıydı. Ablası ondan üç yaş büyük çelimsiz, sessiz kendi halinde bir genç kızdı. Anneleri gibi ablası ve Bahar da okula gitmemişti. Annesi çocuk yaşta evlenmiş üç çocuk doğurmuştu. Bahar üç yaşındayken babası trafik kazasında hayatını kaybetmiş ve annesi bir yıl sonra üvey babasıyla evlenmişti. Annesi: ?Bir gün olsun mutluluk yüzü görmedim şu hayatta; bu benim kaderim, benim kara yazgım! ? diye yakınmalarını sık sık dile getiren, zavallı bir kadıncağızdı. Derme çatma, sıvaları dökük, kireç boyalı duvarlarında yer, yer kerpiçleri görülen, iki katlı toprak evlerinde Bahar, annesi Nazire hanım, ablası Zerrin ve engelli abisi İlhan ile birlikte yaşıyordu. Üvey babası kamyon şoförüydü, evine neredeyse altı ayda bir uğrar, bir iki gün kalır, olura olmaza kızar, biraz para bırakır giderdi. Çok yoksul ve kimsesizlerdi. Annesi : ?Bu bizim yazgımız,? diyerek çocuklarına da kaderciliği aşıladı. Evlerinin avlusu meraya bakıyordu. Alabildiğine yeşil otlaklarıyla meranın ortasından bir de dere geçiyor, derenin her iki yakasında ulu ağaçlar yer alıyordu. Derenin karşı yakasından geçen demiryolu görünmüyor, trenlerin düdüğünün füüü füüüüü üüü, diye çınlayan sesi duyuluyor, dumanı gökyüzüne dağılırken seyri keyifli şekiller oluşturuyordu. Bir gece vakti babası, çalıştığı kamyonla değil de köye uğrayan şehirlerarası otobüsle gelmişti. Sabah olduğunda annesi: ?Çocuklar babanız geldi, işten çıkarılmış, artık kamyon şoförlüğü yapmayacak. Onun ne kadar sinirli, huysuz bir adam olduğunu biliyorsunuz, ona göre davranın,? dedi. Babası, her neye öfkelense, hırsını annesinden çıkarır, kadıncağız günlerce yüzündeki morluklarla dolaşırdı, biri sorduğunda: Sakarlığından bir yerlere çarpıp, kendini yaraladığını söylerdi. Babası bir defasında eve gelirken yanında bir kadın arkadaşını getirmişti de annesi, babasının hışmından korktuğu için,? Bu kadın kim?? Diye soramamıştı. Kadını tanrı misafiri kabul edip, ağırladı. Ailenin bir geliri yoktu, çok yoksul bir hayat sürüyorlardı. Geçimlerini sağlayabilmek için babası, evlerinin altındaki kömürlüğü atölyeye çevirmiş, köylüler için yağ tenekelerinden bozma sobalar ve soba boruları yapıyordu. Bahar atölyenin içini çok merak ettiğinden içeri gidip bakmak istediği bir gün annesi:  ?Kızım baban çalışırken oraya girme, kızar biliyorsun, yine benden çıkarır öfkesini,? dedi. Bahar babasının ona kızmayacağını, onu aşırı sevdiğini düşünüyordu. Ne zaman evde yalnız kalsalar ona sıkı sıkı sarılıp yüzünü gözünü öper okşar kucağına oturmak isterdi.  Annesinin, ablası görür de kıskanır diye onu babasından uzak tutmaya çalıştığını düşündü. Çok sıkılıyordu babasının bu aşırı sevgisinden. Ablasını neden böyle sevmiyordu? Ve neden? Annesine bu kadar kaba davranıyor, ona neden şiddet uyguluyordu? Anlam veremedi. Köylerine yürüme mesafesindeki beldede fabrika vardı. Ablası Zerrin de bölgenin insanlarının çoğu gibi bu fabrikada çalışıyordu. Annesi Bahar´ı da fabrikaya yazdırdı. Hiç gönüllü değildi Bahar, daha geçen yıl genç kızlığa adım atmıştı? Çocuk sayılırdı henüz? Erkenden uyanacak,  yollara düşecek, akşam yorgun eve dönecekti? Hiç iç-açıcı değildi bu durum onun için. Köyün muhtarının oğlu Kerem, o ne zaman meraya atıyla gelse ıslık çalar, Bahar da duyar duymaz avluya koşar, karşıdan birbirlerine bakıp gülümserlerdi. Bahar bundan farklı bir keyif alırdı. Fabrikada çalışmaya başlayınca o keyiften mahrum kalacaktı. Her gün neşeyle toprak evlerinin ahşap merdivenlerine oturup beklediği trenin sesini taklit edemeyecek, dumanından oluşan şekilleri parmağının ucuyla çizemeyecekti? Bahar´ın fabrikada çalışmasını en çok annesi istedi. Babasından uzak olması onu yararına olacaktı da Bahar bunun anlamını bilmiyordu. Bahar, İstemeyerek de olsa fabrikada çalışmaya başladı. Bazen fabrikanın içinde kendi yaşındaki arkadaşlarıyla kovalamaca oynadığında şefi onu azarlardı. Fabrika ortamının sıcaklığından bunaldığında, üzerindeki elbisesini çıkarıp gömleğiyle çalıştığında da ablası kızardı. Yaptığı işten yorulmazdı da kapalı ortamda olmak onu bunaltırdı. Hafta sonu köyde düğün vardı. Bahar, bir genç kız gibi özenerek en güzel elbisesini giydi. Annesi ve ablasıyla düğüne gitti. Köy meydanındaki düğünde insanlar iç içe sıralı, görünmeyen bir dairenin etrafına toplanmış, dairenin ilk halkasında  kadınlar, yere bağdaş kurarak oturmuş çekirdeğini çıtlıyor, bir kısmı ayakta dikiliyor ve halenin ortasındaki pistte, oyun oynayarak düğünü şenlendiren insanları seyrediyordu. Köyün delikanlıları da halenin dışında dikiliyordu. Bir ara Bahar´ın, kendisine bakan bir çift göz dikkatini çekti? Muhtarın oğlu Kerem´di bu. Öyle hoş görünüyordu ki Bahar da gözünü kırpmadan gülümseyerek ona baktı kaldı. O akşam Kerem, onun fabrikaya başladığını öğrendi. Ertesi gün gidip oda, fabrikaya kaydını yaptırdı. Bir süre sonra çalışmaya başladı. Bir mola vakti Kerem, fabrikanın kantininden gazoz alıp Bahar´ın yanına gidip gazozu uzattı ve:  ?Al bak sana aldım. İç. Serinlersin iyi gelir, ?dedi  Bahar: ?Zahmet etmişsin ben, kendim de gidip alabilirdim??  dediği anda yanakları, mahcubiyetinin verdiği pembeliğe boyandı? Gözleri yerde, elini uzatıp gazozu aldı, bir çekişte yarısını içti. Kalan yarısını içmesi için Kerem´e uzattı. Eli eline değdiğinde bir kelebek uçtu midesinde... Tam da o sırada ablası yanlarında bitiverdi. ?Seni babama söyleyeceğim? Ne işin var senin Kerem´le? İşine bak hadi!? Akşam evde ablası, babasına Bahar´ın Kerem´le her mola vakti gazoz içtiklerini söyledi. Babası şöyle bir baktı sesini çıkarmadı. Odada yalnız kaldıklarında Bahar´ın yanına sokuldu: ?Kızım benim canım, ciğerim, güzelim? gibi tatlı sözler söyleyerek sıkı, sıkı sarıldı. Onu kendisine çekerek kucağına oturtmaya çalıştı, direnmesine rağmen yüzünü öpmek için uzandı. Bahar oturduğu şilteden diğerine geçip uzaklaşırken üvey baba: ?Senin çalışmanı istemiyorum, evde oturacaksın, istediğin her şeyi sana ben alacağım, zaten size ben bakıyorum,? dediğinde gözlerinde öyle kötü bir ifade vardı ki, Bahar korktu. Babalık, Annesine, Bahar´ı fabrikaya göndermeyeceğini söyledi. Nazire hanım, Bahar´ın fabrikada kalması için direndi. Bunun yüzünden de yine şiddet gördü. Günlerce ağrılar içinde yüzü, gözü mosmor dolaştı. Hastalandı?  Kasabaya hastaneye götürdüler. Dalağı patlamıştı. Doktor hastanede tedavi görmesi gerektiğini söyledi. Yatırdılar.  Yanında bir kişinin refakatçi olmasına izin verdiler. Ablası kaldı. Gece olunca Bahar ve babası, akrabalarının evinde kalmak durumundaydı, sabah olunca yine erkenden annesinin yanına gidecekti. Akrabalarının evinde, üvey baba ile Bahar için aynı odada bir yer yatağı açtılar. Bahar çok yorgun ve üzgündü. Daha fazla uykuya direnemedi. Büzüle, büzüle yattığı yerde uyuya kaldı. Gecenin bir vakti önce hırıltılı bir ses geldi kulağına; sonra kaba, nasırlı, kocaman elinin bedeninde dolaştığını hissedince fırladı yataktan! Nutku tutulmuş, şoka girmiş gibiydi, bağırıyor fakat sesi çıkmıyordu? Babalık uzanıp yakaladı, kıpırdamasına bile imkân vermeden arkasına sıkı sıkı sarıldı, eliyle ağzını kapadı: ?Sus!  Bağırma! Sakin ol! Seni kendim için bu yaşa getirdim? Kimseye bu durumdan söz etmeyeceksin! Öldürürüm seni,?dedi. Bahar tüm gücüyle silkelenip onun elinden kurtuldu, kendini dışarı attı. Ağlıyordu, hıçkırıklarına tüm ev halkı uyanmıştı. Ne olduğunu sordular? Bahar: ?Çok kötü bir rüya gördüm, babam uyanmasın diye de kendimi dışarı attım,? dedi titreyerek. Sonraki günlerde annesinin iyileşmesini bekledi. Ona bu durumu anlatacaktı. Aklına her geldiğinde midesi kasıldı, içi bulandı, kanı dondu? Babasını değil görmek, adını dahi duymak istemedi. Fabrikada çalışan delikanlılardan Yasin, Bahar´ı beğendiğini, niyetinin ciddi olduğunu söylemesi için ikide birde ulak gönderiyordu. Annesi iyileşmiş, hastaneden çıkmıştı. Babasının evde olmadığı bir akşam annesine olup biteni hıçkırıklar içinde anlattı. Annesi: ?Yavrucuğum, bu adamın kötülüğünden seni koruyamayacağımı bildiğim için fabrikaya gönderdim? Farkındaydım da? Elimden bir şey gelmiyordu,? dedi. Sesi titriyordu. Başını yere eğdi, ezildi ezildi... Sonra başını kaldırdı. Yavrusuna bakışında sevgi, suçluluk ve çaresizlik vardı. Konuşmaya çalıştı: ?Dün yukarı köyden bir kadın geldi. Seni fabrikada görmüş beğenmiş, adının Yasin olduğunu söylediği bir gencin sana talip olduğunu, söyledi. Eğer kabul edersek gelip ailesi seni isteyecek? Beni dinlersen bu çocukla evlenmelisin. Seni koruyamıyorum. Başka çaremiz de yok,? dedi. Bahar, karşısında içinin derinliğinde acıyla kıvranan annesine baktı. ?Zavallı kadın!? diye düşündü, lime, lime hissetti kendini. Gerçekten başka çare yok muydu? Evlenmeli miydi? Daha genç kız bile sayılmazdı. Ne bilirdi kadın olmayı? Birlikte uzunca bir süre sessiz kalarak kara, kara düşündüler. Sonra sessizliği bozan Bahar oldu. ? Peki, söyle gelsinler!? dedi. Aklında, kalbinde Kerem vardı. Yukarı köye gelin gidince bir daha onun yüzünü göremeyecekti. Evlendiğinde fabrikada çalışmasına izin verilmeyeceğini de biliyordu. Evde oturacak tarla, tezek işleriyle uğraşacak ve bol bol çocuk doğuracaktı. Annesine kıyamadı, o adamın istismarından, tacizlerinden kurtulmanın yolu buysa, çaresiz boyun eğmesi gerektiğini düşündü ve öyle de yaptı. Yasin´in ailesi, gelip istedi. Babası önce karşı çıktı. Araya girenlerin ikna etmesiyle bu evliliğe rıza gösterdi. Ve Bahar Yasin´le evlendi. Nereden bilecekti,  Yasin´in kumara olan zaafı yüzünden yıllarca acı ve yoksulluk içinde yaşamının cehennemden farksız olacağını. Evliliğinin birinci yılında Selin adını verdiği bir kızı oldu. Yoksulluk öylesine belini büküyordu ki bebeğinin altına bez bile alamıyor, kendi giysilerini kesip bez yapıyordu. O adam, içinde bulunduğu bu durumdan haberdar olunca, gelip kapısına dayandı. ?Seni almaya geldim bu adam, sana bakamıyor. Şimdi kalkıp benimle geleceksin. Sana ve çocuğuna ben bakarım. Bu adamın kahrını çekmek zorunda değilsin... Hadi! Hazırlan gidelim,? dedi. Bahar: ?Hayır! Ne olursa olsun, evliliğimi bozmayacağım, bu eve gelinliğimle girdim, kefenimle çıkacağım. Seninle gelmeyeceğim,? dedi. Babası: ?Bak? Son defa söylüyorum benimle gel. Eğer gelmezsen hayatım boyunca ne kapını açar, ne de seninle ilgilenirim,? dedi. Bahar, kararlıydı kaderinde ne varsa onu yaşayacaktı. Yaşamı sefillik içinde sürerken iki kız dörtte erkek çocuk doğurdu. Kocası Yasin´in, kumar tutkusu hiç geçmedi. Bahar, yazları tarlada ırgatlık yaptı. Kışları da konu komşunun yardımlarıyla atlattı. Sağlığı iyi değildi. Birkaç ameliyat geçirmiş, rahmi de alınmıştı. Şeker, tansiyon gibi bir takım hastalıkları da vardı.  Ellili yaşının kışında, hasta yatağından kalkamadığı bir sabah, hiç baharı yaşamadan kara yazgısına noktayı koyarak gözlerini kapadı. Sessizce geldiği bu hayata sessizce, veda etmeden gitti.