Cenevre´nin Crans Montana kasabasında 10 gündür devam eden Kıbrıs müzakerelerinden bir sonuç alınamadı. Rum tarafı, çözüm şartı olarak adadaki Türk askeri varlığının sona ermesini ve Türkiye´nin garantörlüğünden vazgeçmesi şartlarını sunarken, KKTC ve Türkiye ise bu talepleri reddetti.
Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, yaptığı açıklamada Türkiye´nin konferansa her türlü yapıcı katkıyı sağladığını belirterek " Kıbrıs Konferansı maalesef sonuçsuz kalmıştır dedi. İyi ki de maalesef sonuçsuz kaldı. Şükür ki masadakilerin bütün çabalarına rağmen Kıbrıs´ta bir sonuca varılamadı ve sonuçsuz kaldı.
BM nezdinde sürdürülen görüşmeleri, ayrıntıların kamuoyuna aktarılması ve bilgilendirilmesi cihetinde basınımızda bir türlü gereken önemin verilmediği düşüncesiyle üzülerek takip etmekteydim. Bu haberi duyduğumda derin bir oh çektim. Kıbrıs davamıza verdiğimiz şehitlerimizin ruhları Şad olsun. Peki görüşmelerden sonuç alınsaydı ne olacaktı? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sona erecek, i ki toplumlu federe bir Kıbrıs doğacak , Türk askeri adayı terk edecekti. Garantörlük hakları devam etse bile Avrupa Birliğine girmiş bir Kıbrıs´ın Türkiye ile bağları gittikçe zayıflayacaktı. Oysa Ege de sıkışıp kalan Türkiye için Kıbrıs hayati öneme haizdir. Aslında Ortadoğu´daki mücadelede , Türkiye için Kıbrıs´ta yeni bir cephe açılmak istenmiş, İsrail ve ABD Türkiye ?yi Kıbrıs´tan çıkararak, Ortadoğu´dan tamamen kopararak , Anadolu´ya hapsetme senaryosunu hayata geçirmek istemişlerdir. Neyse ki şimdilik savuşturulmuştur. Fakat devamı gelecektir.
Çocukluğumuzda dönerek oynadığımız ellerimizi vurarak söylediğimiz ?Çatla patla makaryos Kıbrıs bizim olacak? diye başlayan bir tekerleme vardı. Yunanistan´da askeri cuntanın iktidara el koyduğu Kıbrıs´ın Yunanistan´a bağlanması anlamına gelen Enosisin hortladığı yıllardı. Kıbrıslı Türklerin topluca katledilmesi planları uygulamaya koyuluyor, gazetelerdeki Kıbrıslı soydaşlarımızın infaz fotoğrafları hepimizi derinden etkiliyordu. Bizim neslin Kıbrıs sevdası belki de bundandır. 1974 yılının 20 Temmuz sabahı, komsumuzun siyah beyaz televizyonundan seyrettiğim Dönemin Başbakanı Rahmetli Sayın Bülent Ecevit´in konuşmasını hala gururla hatırlarım. Ecevit, adaya sadece Türklere değil Rumlara da barış götürmeye gidiyoruz diyordu. Askerimiz Kıbrıs sahilinde beş parmak dağlarındaydı. Harekatın adi ?Kıbrıs Barış Harekatıydı?. Hepimiz heyecan içinde televizyonların radyoların başındaydık. Geceleri evlerin perdeleri sıkıca örtülüyor ve karartma uygulanıyordu. Ordumuza yardım amacıyla, şehrin çıkışındaki kışlanın yolunda içi buğday dolu traktörlerin sıraya girdiğini hatırlıyorum. Dünya ayaktaydı. Müttefikimiz( !) ABD silah ambargosu koydu. Kan akarken susanlar, fena bozulmuşlardı. 1983 te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. Bu milletin yetiştirdiği büyük insanlardan Rahmetli Rauf Denktaş ilk Cumhurbaşkanı oldu.
Kıbrıs bir mesele değil bir davadır. Bu davanın sıkı sıkıya takip edilmesi günlük politikalara siyasete alet edilmemesi, Milli hassasiyete sahip, yetişmiş, diplomaside yetenekli ehil kişiler tarafından özenle takip edilmesi gerekmektedir. Sadece bu günün konusu değil yüzyılların konusudur. Kurulan Türk Cumhuriyetini dünya devletleri tanımayabilir ve bundan dolayı mağduriyetler yaşanabilir.. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti var oldukça Bunların hepsi bir gün aşılacaktır. Kıbrıs Türk´tür ve Türk kalacaktır.