İSTEMSİZ YATIŞ
Genç adam bulunduğu salonun köşesindeki koltuğun kenarına oturdu. Sağı solu, iki yanı açılmayan çift camlı pencereleri olan salonun içinde duvara asılı duran televizyon, onun üzerinde saat, önünde bir sehpa. Avuçlarını dizlerine dayadı. Başını yere eğdi, bakışlarını sabitledi. O sırada izlendiğini bilse bu hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. Bedenini ileri geri salladı. Belli ki aklı başka bir yerde takılıydı.
Sabah kahvaltısından sonra, ?Tansiyon saatiii, herkes odaları boşaltsııın,? diyen hastane personelinin sesi ortalıkta çınladı. Herkes salona toplandı. Tansiyonlar ölçüldü. Genellikle hastalara ağır ilaçlar verilirdi, hastaların çoğu günü uyuyarak geçirirdi. Orada yatan hastalar aileleri tarafından cezalandırılmış olduklarını düşünürdü. Oraya kapatılmışlar ve ne zaman çıkacaklarını bilmezlerdi.
Hasta yakını, hastasını yatağına yatırıp dinlenmesi için odasında bıraktı ve salona geçti. Meraklı gözlerle orada sallanan genç adama baktı.
?Kimdi? Ne zamandan beri buradaydı? Daha ne kadar burada kalacaktı?? Diye düşünürken aklı buraya geldiği ilk güne kaydı.
Kilitli, büyük ana kapıdan İçeri girmeden önce kapının önünde hastane personeli, ?hastane denince, öyle bildiğiniz türden sanmayın, bir kaç farklı kurumun aynı kalıba girdiği, cezaevi, izci kampı, askeriye, esir kampı gibi,? diyerek güldü.
Servis personelleri hastalara ya oda numaralarıyla ya da onlara taktıkları ?prenses, uzaylı, pehlivan, karaduman, ölümsüz insan, hacı emmi? gibi lakaplarla seslenirlerdi. Her gün herkes aynı saatte kalkar, aynı saatte yemek yer ve aynı saatte yatardı.
Burada yatan hastalar; bir komşunun şikayeti ile aileden birinin şikayeti ya da bir yakınının kendine zarar vereceğini düşündüğü hastasını tedavi ettirmesi isteği ile kendilerini hastanede bulabilir. Bu tamamen hastanın kendi istemi dışında gerçekleşebilir. Hastanede hem psikiyatri hekimlerinin yetiştirilmesi için eğitim hizmetleri hem de ruhsal yönden sorunları olan hastalar için tedavi hizmetleri verilmekteydi.
?Bu genç adamın da buraya yatış sebebi bunlardan biridir? diye geçirdi aklından hasta yakını. Hastanede tüm sistem güvenlik üzerine inşa edilmişti sanki. Belli ki sistemin temel unsuru tedavi ve güvenlikti.
Genç adam, oturduğu yerde sallandı sallandı. Sonra, sallanmayı bıraktı. Çorapsız ayaklarından terliği çıkarttı, kaldırdı ayaklarını yandaki koltuğa uzattı. Bu kırmızı koltuğun fazlasıyla rahat bir koltuk olduğunun farkına vardı. Arkasına yaslandı. Duvara asılı duran televizyona odaklandı. Ona yaklaşmakta olan hasta yakını:
?Rahatsız etmeyeceksem, burada oturabilir miyim? Biraz sonra haberler başlayacak izlemek istiyorum,? dedi.
?Otur abiciğim, otur izle. Ama ben sana söyleyeyim. Bu saatte haberler taze değil, akşam yemeğinden sonrakileri izleyeceksin. Bak gör nasıl taze, kızlar sunuyor belleri ince ince,? dedi. Hasta yakını, şaşkın bir anlam veremedi.
Genç adam:
?Şimdi ben, çıkıp dışarıda sigara içmek istiyorum, başkan izin vermiyor, herkesle aynı zamanda içecekmişim. Öyle söylüyor. Sigara isteği bu, öyle herkesi bekler mi, geldi işte ne yapayım,? dedi. Sesini yükseltti. Başkan dediği personeldi belli ki.
Kare şeklindeki binanın ortasında hastaların hava aldıkları, yürüyüş yaptıkları, sigara içmeye çıktıkları bir avlu vardı. Avluya gitmesi kolaydı da saati gelmeden sigara alamazdı. Sigaralar avluya çıkılan kapının yanındaki kilitli dolapta, herkesin kendine ait ayakkabı, telefon, cüzdan gibi özel eşyalarının bulunduğu bölmelerde tutulurdu.
Hasta yakını sordu:
? Sen ne zaman çıkacaksın? Duyduğum kadarıyla uzun zamandır buradaymışsın,? dedi.
? Yarın mı çıkacağım, bir hafta, bir ay, bir yıl sonra mı çıkacağım, yoksa hiç mi çıkmayacağım, hiç bir şey söylenmiyor bana. Ceza evinden başkanım geliyor, akşam sigara bırakıyor, üç beş kuruş da para. Eee o ne yapsın! Babam göndermiyor belli ki? dedi. Ve duvarda asılı duran saate baktı. Sonra devam etti: ?Yemekten sonra sigara verirler? dedi. Hasta yakını, merakını gideremedi, yine sordu:
?Sen neden buradasın? Mahkûm olduğun belli, cezaevinden gelen başkan dediğin infaz koruma memuru, kontrol ediyor her gün seni.?
Genç adam:
? Abiciğim ben, İstanbul´da oturuyorum babamgillerle, annem gidince babam, evlendi şimdi ki annemle. Analık işte babama, her gün şikâyet etti beni haylazım diye. İş buldum sonra mahalledeki arkadaşların işsiz olanlarıyla İstanbul´un lüks yerlerinde gezip gözümüze kestirdiğimiz arabaları düz kontak yaparak aldık. Yusuf abi var bizim orada, onun garajında parçalara ayırdık, sonrada parçaları sanayide oto tamircilere iyi paraya sattık. İşler iyi giderken, artistlerden birinin arabasına denk gelmişiz. Ne gelir elden bizi buldular, parçacıya giderken. Tutuklayıp hapse attılar aniden.
Ben araba çalmadım. Sadece sağa sola gelen insan var mı, yok mu diye baktım. İnsan varsa ıslık çaldım, onlar dağıldılar. Kimse yokken arabaları aldılar. Ben suç işlemedim, kimseyi dövmedim. Analığıma götürüp hep para verdim. O da bana yemek verdi, odamı temizledi, üst başımı yıkadı ütüledi. En güzeli de babama şikayet etmedi, babam da beni dövmedi,? dedi. Bunları söylerken gözlerinde hüzün, yüreğinde aileye duyulan özlem devam etti.
?Ben hapse girince, hep söz dinledim, kimseyi üzmedim, koğuşun yemeklerini pişirdim, bulaşıklarını yıkadım. Mahkemeye çıkardılar bir gün yine, ?iyi halden açığa çıkacaksın? dediler. Sevindim. Açıkta bahçe işlerine baktım. Bir gün yine büyük başkan yanına çağırdı.? Dilekçe vermiştik ya cevap geldi. Sen bundan sonra ki cezanı evinde, adli kontrol şartıyla, evini terk etmeyecek ve bahçenin dışına dahi çıkmadan ayağında elektronik kelepçeyle geçireceksin,? dedi. Günlerce evden dışarı çıkmadım, çok sıkıldım. Analığım tekstil fabrikasında çalışıyordu. Bir de benimle uğraşmak onu yoruyordu. Benim evde olmamdan hiç hoşnut olmuyordu. ?Biz, şimdi buna hazır mı bakacağız, oh ne ala, ekmek elden su gölden,? dedi babama. Beni hiç sevmedi. Gündüz evde kimse yok, mahalle sessizdi. Analığıma: ?Ben gezinip gelsem, biraz çıkarsak kelepçeyi ayağımdan, sonra yine takarız kimse anlamadan,? Ertesi gün elinde koca bir makas fabrikadan almış belli. ? Al bununla kes kelepçeni,? dedi. Kestim. Daha üstümü değiştirmeden, polisler geldi, aldı götürdü beni ceza evine. Dört yıl kaldım kapalıda,? dedi. Gözlerini dikti, televizyonda şarkı söyleyen kadına. Sonra, neşeyle gülmeye başladı. Hasta yakını bir ona bir ekrana baka kaldı:
? Ne oldu genç adam, neden gülüyorsun?
? Bak bu besteleri ben yaptım. Sibel Can´da benim verdiğim besteleri okuyor,? dedi.
?Abi biliyor musun? Bu Sibel Can´ın arabası da güzeldi. Ne parçaları vardı bilsen, dünya para eden. Almadık tabi. Sonra sahneye çıkamaz bestelerimi okuyamaz,? dedi. Devam etti, benim bestelerimi, İlker Başbuğ, Atatürk´le birlikte dinledi.
İster misin şimdi birini sana okuyayım abi??
? Tuuu aaaaa a tuuu aaa
Aaaaa tuu tuu aaa
Tavuklar gezerdi, yağlı tavuklar
Kızlar yerdi göbekleri bağlılar
Tuuu aaa aa tu aaa
Aaaaa tuuua aaaa a? dedi.
Bestesini okurken ayaklarını yere indirdi. Terliğini ayağına geçirdi ritim tuttu bir ileri bir geri.
?Dört yılım böyle beste yapmakla geçti. Sonra yine açığa çıkacaksın dediler. Bahçe işleri verdiler. Sonbahardı hava serindi.? Bahçeyi temizle, ağaçların diplerini kabart belle,? dediler elime kürek verdiler. Bastım küreğin sapındaki çıkıntısına, yanlışlıkla fidanı söktüm. Birini-birini daha derken, bütün bahçenin fidanlarını yanlış belledim. Toprağından hepten söktüm. Bahçede çalışıyorum ya terledim. Terim soğudu üşüdüm. ?Söktüğüm fidanları kenara toplayım, sonrada yakayım bir güzel de ısınayım,? dedim. Komşu bahçe duvarını aşıp oradaki adamdan çakmak istedim. Ateşi yaktım, ateş büyüdü büyüdükçe ben fidanları tek tek attım ateşi harladım. Nereden bileyim ateşin, evleri saracağını yangın olacağını. Ben sadece ısınırım sandım.
Müdür başkan, bana çok kızdı. ?Alın götürün bunu deli midir nedir? Gözüm görmesin muayene ettirin tıkın içeri ? dedi. Ellerime kelepçe taktılar, koluma girdi başkanlar, götürdüler hastaneye. Doktor dedikleri, saçma sapan sorular sordu. İçlerinde ayıp sorular da vardı.?
?Ne gibi ayıp sorular ,?dedi hasta yakını.
?Bana cinsellik sordu, koca adam utanmadan. Olur mu abi, sen söyle böyle soru sorulur mu? Şimdi buradayım işte, konunun içinde dolaştım durdum yıllarca. Bu konular üzerimde durgunluk yaptı.?
?Hangi konular,? dedi, hasta yakını.
?Bu hastane bir garip, kadınlı erkekli oturmaları bir hoşluk yarattı bende yadırgadım ama kafamı yoran bir şey değil,? dedi. Kahkahayla güldü. Oturduğu yerde arka cebine koyduğu kumandayı çıkardı. Kanalı değiştirdi.
Hasta yakını haber kanalı açacağını sandı, genç adam müzik kanalı açtı. Heyecanla, ?bak bak! Hep televizyonda karşıma çıkıyor. ?bana müzik yap diyor Sibel Can,? dedi. Sonra gözünü televizyonun üzerindeki saate çevirdi.
?Saat öğlen sıralarına yanaştı. Gidelim abi, başkan seslenir şimdi. Haydi! Kimse kalmasın yemek saati!? dedi. Personelin sesini taklit etti. Yerinden kalktı hızla ikide birde ayağından fırlayan terliğiyle, duvarlarına, acılar gizlensin diye sıvanmış, dipsiz kuyuların rengiyle boyanmış, gündüz gündüz yanan lambalarıyla aydınlanmış, uzun koridorda ilerledi.
Nurcan BALIBEY
18.05.2018