İŞKENCELERİN EN KÖTÜSÜ KANUNLA İŞKENCE ETMEKTİR.
İnsanlar birlikte hareket etmenin pek çok fayda sağladığını gördüklerinde devlet dediğimiz yapıları oluşturdular. Böylece iç ve dış güvenliği sağlamanın yanında toplumsal iş bölümü, üretme ve paylaşma ilkesiyle, her alanda daha iyiye giderek yüksek bir refah seviyesini hedeflediler. Devlet fikrinin temelinde, o topluluğun her kesiminin ortak çıkarlarının korunması yatar. Vatandaş devletine güvenir. Yöneticilerden de bu amaçlara hizmet edecek kanunlar, icraatlar beklerler. Bunlar olması gerekenlerdir. Peki çıkarılan kanunlar halkın çıkarlarına hizmet etmekten uzaksa... Bir hukukçunun dediği gibi ?İşkencelerin en kötüsü kanunla işkence etmektir? Bir Örnek ?Tohumculuk Kanunu?
Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) tarafından organize edilen ?Milli Tarımda Tohumculuğun Rolü ve Geleceği? konulu çalıştaya katılan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Çelik, ?Milli Tarım? projesine değinerek, 2018´den itibaren şirketlerin denetiminde üretilip satılan tohumların çiftçiler için zorunlu hale getirileceğini, sertifikalı tohum kullanmayan çiftçilerin desteklerden yararlandırılmayacağını açıkladı. Böylece 2006 yılında başlayan sürecin sonuna gelinmiş oldu. Önce, kendi tohumunu üreten ve geliştirdiği tohum çeşitlerini satarak geçimine katkı sağlama imkanı elinden alınan çiftçi, yapılan son düzenlemede ektiği tohum sertifikalı değilse tarımsal destek hakkından da mahrum bırakıldı.Nihayetinde geçimlik tarım işletmelerinde ekilen yerel ata tohumlarımız yok olma tehdidi altında. Sertifika firmaları, yerel tohumları verimli bulmadıkları ve standartlarına uymadıkları için sertifikalandırmaya gitmeyeceklerinden, yerel tohumların değişmeden sertifika alma şansları yok. Peki arkalarına kamu desteğini alarak çiftçimize bu sertifikalı tohumları dayatanlar kimler ?
2004 yılında kabul edilen, 5200 sayılı ?Tarımsal Birlikler? kanunu yürürlükte iken, 2006 yılında sadece tohum pıyasasını düzenlemek amacıyla ayrıca, 5553 sayılı ?Tohumculuk Kanunu? yürürlüğe girdi. Kanun içinde, nedense tohumculuk sektörüne özel, ?Türkiye Tohumcular Birliği? tanımlanırken, kamu kuruluşu niteliğindeki bir meslek kuruluşu olması, altbirlik gibi bir kavramı içermesi, üyeliklerin gönüllük esasına göre değil, zorunluluk esasına göre yapılması, üyelerden diğer birliklerde oldugu gibi cirolarının binde ikisinin değil binde üçünün alınacak olması gibi ayrıcalıklı maddelerde yer almaktaydı.
Bu kanun çerçevesinde kurulan birlikler zamanla önemli mesafeler katederken, piyasada denetim ve sertifika verme yetkisi tamamen ellerine geçti. Tohum Sanayici ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB), 2008 yılında bu amaçla kuruldu. TSÜAB üyeleri sertifikalı tohumlukların çoğaltımı, işlenmesi, ambalajlanması, yurt içi ve yurt dışında pazarlanması ve yurt dışından yeni bitki çeşitleri ve tohumlukların tedariki konularında faaliyet gösteriyor. Halen 223 şirket TSÜAB üyesi olarak faaliyet yürütüyor.
12 yılın sonunda stratejık bır konu olan tohum konusunda alınan karar, tarım sektörümüz, çiftçilerimiz ve insanımız açısından sağlıklı gıda ve tarımda ekonomik bağımsızlık konusunda çok vahim sonuçlar doğuracak noktaya gelmiştir. Bunlara baktıgımızda en basta gelen sakınca tohum üretiminin yerli ortakları kanalıyla çokuluslu şirketlerin denetimine girmesi, bu tohumların sertifikasını elinde tutan çokuluslu şirketlerin tek tip tohumlarıyla, üretimin iki katına çıkacağı söylemlerinin aksine çeşitliliğin azalması tarımda hastalık ve zararlıların artması, tarım ilaçlarının daha çok kullanılması anlamına da gelmektedir. Yoğun girdi kullanılan konvansiyonel tarıma karşı, organik tarımı tüm dünya desteklerken ve ülkemizde bu konuda güzel gelişmeler olurken bu karar neyin nesidir? Yerli tohumla, organik tarımla birlikte gelen sağlıklı gıda temini ve sağlıklı toplum olma hakkımız elimizden alınmıştır. Anadolunun binlerce yıllık ata tohumları yok olma tehdidiyle karşı karşıyadır. İnsanlığın milyonlarca yıllık tarım kültürü, geleneklerimiz yok olacaktır. Tohum bir mucizedir. Yaradanın bir mucizesi....Formülü O´ na aittir. Bu formülü bozarak tapusunu üstüne alarak dünyaya pazarlamak insanoğlunun en büyük hadsizliğidir.
Tohum şirketlerinden köylüye ücretsiz sertifikalı fideler dağıtılmaya başlandığına dair haberler bana Ödemiş Bölgesinde yaşananları hatırlattı. Bir çiftçiden dinlemiştim... O yörenin patatesi meşhurdur. Çiftçi patatesini yetiştirirken birkaç çiftçi, çok uluslu bir çiçek firmasının talebi doğrultusunda kesme çiçek üretimine başlar. Çiçek soğanları çiftçilere neredeyse bedava olarak dağıtılır ve alım garantisi vererek çiçekler yetiştirilir. Çiçek ekenlerin iyi kazandığını gören diğer çiftçiler de patatesi bırakarak çiçek ekmeye başlarlar ve iyi kazanırlar. Artık patatesten vazgeçmişler ellerindeki makine araç gereç tarla düzenlerini tamamen kesme çiçeğe göre ayarlamışlardır. Son yıllarda firma çiçek soğanlarının fiyatını gittikçe arttırmaya başlar. Hibrit olan soğan ancak iki sene mahsul verebildiğinden çiftçi soğanı firmadan almak zorundadır. Soğanı 1´ e veren firma, çiçeği 2 ye almaya başlamış sonuç olarak çiftçi ancak maliyetini karşılayacak bir geliri kabullenmek zorunda kalmıştır. Söylendiğine göre şimdilerde çaresizlermiş.. Ne çiçeği bırakabiliyor ne de patatese dönebiliyorlarmış.
Tohumculuk kanunu derhal gözden geçirilerek, dünya tekellerine hizmet edecek yerde, vatanımızın biyolojik zenginliklerini koruyacak, köylünün ve çiftçinin yerli tohum kullaması yanında yeni tohumlar üretme ve geliştirme çabalarını destekleyerek insanımızın doğal ve sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi amacıyla yerel tohum için ilgili düzenlemeleri içerecek hale getirilmelidir.