27 Mart Pazar günü Dünya Tiyatrolar Günü idi.

Tiyatro, bir sahnede, seyirciler önünde oyuncuların sergilemesi amacıyla hazırlanmış gösteridir. Farklı bir şekilde duyguların ve olayların hareket ve konuşmalarla anlatılmasıdır. Genel olarak temsil edilen eser anlamında da kullanılır. Aslında hayat bir sahne, bizler de birer sanatçı sayılırız. Yanlış anlaşılmasın, profesyonel tiyatro sanatçılarını kastetmiyorum. Onların mesleği ve aşkı tiyatro. Bizler olsa olsa, ancak amatör birer oyuncu sayılabiliriz. Çünkü her birey, yetenekleri ve birikimleri ölçüsünde hayat sahnesinde son perde kapanana kadar iyi veya kötü, başarılı veya başarısız rolünü oynamaya çalışır. Yaşadığımız çizgiye de kader denildiğini biliyoruz. Kader önümüze başrol fırsatları çıkarsa da, hayatın zorlukları kuşatınca benliğimizi, figüran olarak yutarız sahnenin tozunu ve geçip gideriz sessizce geldiğimiz aleme. Büyük şehirlerin bence en ayrıcalıklı zenginlikleri bünyesinde barındırdıkları tiyatrolardır. Devlet tiyatrolarının yanında özel tiyatroların da kadroları çok yetenekli sanatçılardan oluştuğu için, oralarda tiyatro seyretmek çok başka bir zevktir. Sahne dekorları ve sanatçı kostümleri göz kamaştırıcıdır. Bu tiyatroların Anadolu turnelerinde karşımıza çıkardığı her şey sadece tadımlık bir ikramdan ibarettir. Eskiden okullarda eğitsel kollar vardı. Her öğrenci bir kola üye olmak ve bir etkinlikte yer almak zorundaydı. Ben Edebiyat öğretmeni olsam da Tiyatro kolunda göreve gönüllü olarak talip olurdum. Bir oyunu sahnelemek, ona uygun öğrencileri bulup sahneye hazırlamak öyle göründüğü gibi kolay bir iş değildir. Çalıştığım okullarda halkın ayakta alkışladığı bir çok oyun sahneledik. Seyirciler çocukları alkışlamaya başladığında bütün yorgunluğunuzu unutursunuz. Benim de sahne deneyimlerim oldu geçmişte. İlki ilkokul son sınıftaydı. Nasıl heyecanlandığımı dün gibi hatırlıyorum. Bir de Uzunköprü'de rahmetli Mahmut Halkapınar'ın işlettiği Aile Sineması salonunda öğretmen arkadaşlarla birlikte sahnelediğimiz TOHUM piyesi vardı. Necip Fazıl Kısakürek'e ait bu oyun dört perdelik ağır ve zor bir oyundu. Milli Mücadele safhalarını anlatan oyunun hem rejisörü, hem de başrol oyuncusuydum.1980 yılında sahnelediğimiz bu oyunda yer alan o kadroyu, o gayretli ve idealist öğretmen arkadaşlarımı anarken bugün bile duygulanıyorum. ÇİL HOROZ'u sahnelemek için Uzunköprü'ye gelen Adana Devlet Tiyatrosu oyuncusu Macit Flordin'e bahsettiğimde şaşırmış, " O zor oyunu nasıl başardınız? İnanın biz bile kolay kolay bunu göze alamayız." demişti. Ama neredeyse bir yıl hazırlanmış, hepimiz gerçekten çok yorulmuştuk. Yaşadığım bir mutluluğu da paylaşmak istiyorum. İstanbul Türkoloji'nin 1974 mezunlarıyız biz. Hocalarımızın deyimiyle; "unutulmaz ve bir daha asla karşılaşılamayacak" müstesna bir sınıftık. Bizi müstesna kılan da, hocalarla öğrencilerin inanılmaz dayanışması, anlatılması zor hasbi ve kalbi muhabbetlerdi. Okulumuz varoluşun lif lif örüldüğü, ruhlarımızın edebiyatla efsunlandığı, duygularımızın her derste ayrı güzelliklerle olgunlaştığı bir mabet gibiymiş. Gibiymiş diyorum, çünkü internetin getirdiği vuslat ile 45 yıl sonra kucaklaşıp birbirimize hasretle sarıldığımızda bunu daha iyi anlamıştım. Her bir arkadaşım paha biçilmez değerler gibi geldi bana. Erdoğan Sarıgül de öyle. Tiyatrodan bahsederken onu anmazsam sanata saygısızlık sayarım bunu. Ne yapıyorsun diye sormak varmış. Neler yapmamış, nelere imza atmamış ki. Şiir, roman, tiyatro, deneme, Edebiyatın her türünde varım diyen can dostum. Bir de tiyatro topluluğumuz var dedi telefonun öbür ucundan. Davet aldığımız zaman gidiyor, oyunumuzu sahneliyoruz, dedi. Uzunköprü'ye de gelir misiniz, dedim. Seve seve dedi. Ben hem yıllar sonra arkadaşlarımı görecektim, hem de ilçem bir tiyatro seyretmiş olacaktı. Belediye Başkanı Enis İşbilen kardeşimin sahiplenmesi sevincimi ikiye katlamıştı. Ekibi İstasyon'da karşılamış, özlemle kucaklaşmıştık. İlker ve eşi Nursen'de karşımdaydı. Keşke Fahire'de gelebilseydi dedim. Zaman bir çok şeyi siler, unutturur diye biliriz ya, tam tersine, samimi içten dostlukları ise beslemiş geliştirmiş, çoğaltmış geçen yıllar.Belediyenin Atatürk Kültür Merkezi'nin yeni sahnesinde, dolu salona "BOŞLUK" oyununu sahneledi Sarıyer'li arkadaşlar. İstanbul'da yaşıyor olsaydım kesin bu kadroda ben de olurdum diye iç geçirdim o akşam. Tiyatro bir iletişim yolu. Bu yolu hep açık tutmak toplumsal gelişmenin bir başka göstergesidir. Emek veren tüm tiyatro sanatçılarına, tüm tiyatro severlere sevgi, saygı ve muhabbetlerimle efendim.