GÜNLÜKLER ZAMANIN TANIKLARIDIR
Günlük denilince neler çağrışım yaptı sizde bilmiyorum. Ben, bazılarımızın alışkanlık haline getirip, üşenmeden ve bıkmadan yazdıkları günlük notların toplandığı defterlerden bahsediyorum. Günce diyenler de var bunlara... O, ne güzel bir alışkanlıktır.
Yıllar yorar insanları. Bedenimiz değildir sadece yıpranan, belleğimiz de yorgun düşer zamanla... Hatırlayamaz insanlar kolay kolay, yıllar önce yaşadıklarını. Oysa muntazaman tutulan günlükler hep diri tutar yaşam maceramızı. Üç beş satır yazı alıp götürür sizi anılar bulvarına. Acısıyla tatlısıyla,hüznü ve sevinciyle, hayalleri ve gerçekleriyle mazi yeniden canlanır hayal perdenizde. Zamanın tanıklarıdır aslında yazdıklarınız. Şahsiyetinizin nasıl geliştiğini, düşüncelerinizin nasıl olgunlaştığını, hayata bakışınızın nasıl bir felsefeye dönüştüğünü tüm merhaleleriyle takip edebilirsiniz o mahrem sayfalarda.
Mahrem diyorum; çünkü kimseye açamadığınız duygusal ilişkileriniz, kimseye söyleyemediğiniz sırlarınız, sakladığınız öfkeleriniz, nefretleriniz, yarınlara ait hayaller ve beklentilerinizi paylaştığınız en güvenilir arkadaş, en samimi dost ,tam bir can yoldaşıdır o defterler.
Yarınların ne getireceğini bilemeyiz önceden. Kimi insanlar şöhret oluyor zamanla, kimileri ünlü bir yazar, ya da parmakla gösterilen bir sanatçı...Bazılarımız çok güçlü bir iş adamı, bazılarımız başarılı bir siyasetçi.. Eğer varsa böyle günlük tutkuları, başarı öykülerinin belgeseli oluyor tuttukları notlar. Ünlü olmak da şart değil. Benim gibi sıradan birisi de olabilirsiniz.
Sonuçta siz yaşadığınız çağın tanığısınız. Yorumlarınız, yazdıklarınız, notlarınız da tarihe düşülen notlar. Üstelik yazmak kutsal bir eylemdir insan için. Her harf bir kurşun, her kelime bazen varlığı titreten bir çığlıktır. Yazmak ruhun coşkusudur, var oluşun yankısı.
Günlük tutmamızı ısrarla tavsiye eden Prof.Dr. İnci Enginün hocamız olmuştu. Üniversitede Prof.Dr Mehmet Kaplan´ın asistanıydı o yıllarda. Aynı zamanda yazma alışkanlığı da kazanacaksınız diyordu. Diğer arkadaşlarımı bilmiyorum ama lisedeki edebiyat öğretmenlerimden böyle bir öneride bulunan olmamıştı. Her gün bir şeyler yazmaya çalışıyordum. Bir süre sonra yazdıklarımdan ben de sıkılmaya başlamıştım.Hep benzer işler ve onları tekrarlayan benzer cümlelerdi çünkü.
Bir gün İnci Hanıma; ?Hocam hep aynı şeyler. Hiç öyle edebi güzel metinlere dönüşmedi yazdıklarım.? Diye yakınmıştım. Babası Uzunköprü´de hakimlik yaparken ilk öğrenimine benim memleketimde başlayan bu zarif bayan, genç asistan; ?Bu, zamanla gelişecek bir alışkanlık. Sakın bırakma, günlük tutmaya devam et.? Demişti. Ben de 34 yıl boyunca öğrencilerime bu alışkanlığı kazandırmaya çalıştım.
Türkçe´mizi de tahrip eden internet dili ve sınırsız internet imkanı sunan cep telefonlarına rağmen bugünkü nesillere günlük tutma alışkanlığı kazandırmanın zorluğunu biliyorum.
Ben askerlik yıllarımda koptum bu güzel alışkanlıktan. Sebepsiz değil elbette, anlatacağım: Erzurum Dumlu´da yedek subayken Orduevi´nde kalıyordum. Kıbrıs Barış Harekatından dolayı ABD´nin bize silah ambargosu uyguladığı yıllardı. 51.P.Tümeni Muhabere Taburu´nda Muhabere Asteğmeniyim ve telsizciyim. Kademenin bütün rafları arızalı ve parça gelmediği için tamir edilemeyen telsizlerle doluydu. Günlüklerimde iki konuya dair notlar ön plandaydı o aralar: birisi memleket hasreti, diğeri ABD´ye nefret.Tabiki ordumuzu bu kadar bağımlı hale getiren iktidarlara öfke. Yazıp çiziyor, sövüp rahatlıyorum. Fakat defteri valizimin içinde en alttaki çamaşırlarımın arasına sakladığım halde akşam geldiğimde en üstte buluyordum. Zaten daha Mamak´ da ülkücü diye fişlenmiştik.Şimdi bir de ABD düşmanlığı... Durumun iyiye gitmediğini anlamıştım. Zaten bir süre sonra günlük kaybolmuş, ben de yazmaktan vazgeçmiştim.
Bakın günlük deyip geçmeyin.O parça bekleyen telsizlere bakıp çaresizliğimize ağladığım, ABD´ye nefretimi dile getirirken kaç kere kalem kırdığım ama kendi komutanlarım tarafından bile tehlikeli görüldüğüm için kahrolduğum yazıyordu o defterin satırlarında. Aynı komutanlar terhisim yaklaştığında makama çağırıp tezkere bırakmam, askeri liselerde subay öğretmen olarak devam etmem için ısrarcı oldular. Ama büyü bozulmuştu bir kere.?Yok komutanım, demiştim,ben özgür yaşamayı seviyorum. Saçımı uzatır,İspanyol paça pantolon giyer(ikisi de modaydı o zaman),ABD´ye de dışarıda daha rahat söverim.?
Gençler, üşenmeyin, yazın. Yarınların tanığı sizler olacaksınız. Ne demiş Ralph Emerson:?Yıllar, günlerin bilmediği çok şeyler öğretir..? Günlükler de öyle.Hoşça kalın.
Ahmet Acaroğlu