Her zaman iyi bir fikir
Geçen gün, dört Rotary Kulübünün ortak düzenlediği bir Zoom toplantısına dinleyici olarak katıldım.
Covid-19 aşıları ve aşı üretimi ile ilgili toplantının konuşmacıları, Onko Koçsel İlaçları Yönetim Kurulu Başkanı İrfan Koç ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Balık idi.
Türkiye'de, merkezleri Tekirdağ, Kocaeli ve Adıyaman'da bulunan 3 firma, 160 milyon doz aşı üretebilecek kapasiteye sahip (1).
Onko Koçsel bu firmalardan biri.
Onko Koçsel'in Yönetim Kurulu Başkanı İrfan Koç, 1990'lı yıllarda Hepatit aşıları ithal ettiğini, aşıların Türkiye'de üretimi için Kore'den know-how almaya çalıştığını, fakat Sağlık Bakanlığından destek bulamadığını söyledi.
Prof. Dr. İsmail Balık, Küba'nın, aşı üretimine yarayacak, rekombinant DNA teknolojisi konusunda yardım etmek istediğini, fakat bunun da ilgisizlikle karşılandığını anlattı.
Hiç şaşırmadım!
Basiretsiz yöneticiler, ancak tehlike ile karşı karşıya gelince, son anda uyanıyorlar.
Veya birtakım başka hesapları(!) oluyor.
Neyse ki, her şeye rağmen, bazı girişimcilerimiz Ar-Ge laboratuvarları ve üretim tesisleri kurmuş.
Bu durum bana, Nuri Demirağ ve Vecihi Hürkuş'un, cumhuriyetin ilk yıllarında, uçak yapma çabalarını hatırlattı.
GELİŞTİRME KÜLTÜRÜ
2016 yılında kaybettiğimiz Harun Aykut Göker, Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji Dergisi okuyucularının hatırlayacağı bir isim (2).
Göker, ülkemizin bilim ve teknoloji alanında gelişmesi için kafa yormuş, politikaya ilgisi nedeniyle başı derde girmiş bir mühendis.
Dergi yazılarının yanında, "Yaratıcılık ve Yenilikçiliğin Kültürel Kökenleri ve Bizim Toplumumuz" başlıklı 384 sayfalık bir eser bırakmış.
Kitap, Elektrik Mühendisleri Odasının internet sayfasından indirilebiliyor (3).
Yazar kitapta, "geliştirme kültürü" diye bir kavram ortaya atıyor.
Geliştirme kültürünü "kuşaktan kuşağa devredilen bir miras, durağan bir bilgi ve deneyim birikiminin ötesinde, devredilenin geliştirilebileceği fikri ve bu fikrin gerçekleştirilmesini mümkün kılacak, bilgi ve deneyim birikimi" olarak tanımlıyor.
Bu kültürden "işlerin daha iyi yapılabileceği yolundaki inanç ve değer yargıları, toplumun bütün katmanlarına egemense" söz edilebilir.
Geliştirme kültürü, "tarlayı sürerken, ev ya da tapınak inşa ederken, makinaları tasarlarken ve kullanırken, savaşırken ya da çocukları büyütürken; velhasıl hayata biçim veren, hayatı dokuyan hangi iş olursa olsun, bu görevlerin yerine getirilme tarzında ortaya çıkan bir davranışlar ve anlayışlar dizisidir."
***
Göker kitabında, Türkiye ile İspanya'nın demiryolu hamlesine hemen hemen aynı yıllarda başladığını, fakat günümüzde İspanya'nın bizi kat kat geride bıraktığını anlatıyor.
Aynı şekilde, Brezilya ile uçak endüstrisinde, Güney Kore ile nükleer enerji alanında, yakın şartlarda başladığımız yarışları nasıl kaybettiğimizi açıklıyor.
Bu kayıplarımızın nedenini bir şekilde geliştirme kültürümüzün olmayışına bağlıyor.
***
"Geliştirme kültürü edinmenin gerekli olduğunun farkına varılması, farkına varıldıktan sonra da edinilmesi, o toplumların kendi kültürel birikimlerine olduğu kadar, tarihsel gelişimlerinin getirdiği ekonomik, toplumsal ve siyasi koşullara da bağlıdır.
Geliştirme kültürünü sonradan edinerek teknolojide önde geçmiş ülkelerde, iktidar sahiplerinin, öndekilere yetişme konusunda ortaya koydukları siyasi irade ve uzun vadeli siyasi kararlılık, başarıda belirleyici olmaktadır.
Japonya, Güney Kore ve şimdi de Çin, her şeyden önce bu siyasi kararlılığı gösterebilen ülkelerdir."
Bu paragrafın son cümlesi için en güzel örnek Devrim otomobilinin hikayesi ile Güney Kore'li Hyundai'nin hikayesidir.
Aşağıda, dört yıl önce yazdığım bir yazıdan yaptığım alıntı, Güney Kore'nin geliştirme kültürünün kökenini işaret ediyor gibi.
FATİH VE SEJONG
Türkiye'nin kalkınma uğraşını Güney Kore'nin kalkınması ile karşılaştıranlar, 60'lı yıllarda Güney Kore ile aynı seviyede olduğumuzu anlatarak konuya girerler.
Ben bu karşılaştırmayı 60 yıl öncesinden değil 600 yıl öncesinden başlatmak istiyorum.
600 yıl önce bizde Fatih Sultan Mehmet padişahtı.
Fatih 1451-1481 yılları arasında, 30 yıl hüküm sürdü.
Birçok sefere çıktı, fetihler yaptı, İstanbul'u aldı, çağ değiştirdi.
600 yıl önce Kore'de Büyük Sejong kraldı.
Büyük Sejong 1418-1450 yılları arasında, 32 yıl hüküm sürdü.
Tarih kitaplarında Büyük Sejong'un hangi fetihleri yaptığı pek yazmıyor.
Ama tarih, Sejong'un, Kore halkı daha kolay okuyup yazsın diye, o günlerde kullanılan Çince karakterlerin yerine, "Hangıl" denen Kore alfabesini geliştirdiğini yazıyor.
Bu nedenle ona Büyük Sejong diyorlar ve Seul'de, etrafı Kore alfabesinin karakterleri ile süslü görkemli bir heykeli var.
Sejong, Atatürk'ün 1928 te yaptığı harf devrimini 1443 te yapmış.
Üstüne bir de, yeni alfabe ile yazılmış bir "Tarım Teknikleri" kitabı yayınlatmış.
Düşünün, şaşılacak şey: 1443'te Kore'de, köylülerin okuyabildiği bir "Tarım Teknikleri" kitabı var !
Yani Sejong, bizde Köy Enstitülerinin kurulduğu 17 Nisan 1940'tan 500 sene önce tarıma el atmış.
Kısaca, 1960 larda Kore bizimle aynı seviyede görünse bile, yarışa çok daha önce hazırlanmış, kondisyonu yerinde imiş.
Fatih iyi eğitimli, bilgili, hoşgörülü bir padişah olarak bilinir.
Savaşlarla kazanılan topraklarda halkına yeni tarım alanları açmış diye savunabilirsiniz.
Ama, Sejong gibi, "Yahu, bu halk nasıl yaşar, ne eker, ne yer, ne içer, ne okur ? " diye, acaba sordu mu ?
Türk halkının bu kaderini Büyük Atatürk değiştirdi.
Anlaşılan, yaygın geliştirme kültürümüzün oluşması için, Kore deneyimini örnek alırsak, Atatürk'ten sonra, 500 yıl daha beklememiz gerekecek.
Almanya'nın "Aşağı Saksonya" Eyaletinin sloganı "İmmer eine gute Idee" gibi, 2021'de sorunlarımızı çözmek için "Her zaman iyi bir fikir" bulmayı dileyelim.
---
Not 1: Hangıl denen Kore alfabesinde, 10 sesli, 14 sessiz harf bulunur. Bu harfler heceleri oluştururken, belli kurallara göre alt alta ve yan yana bir kümeler şeklinde yazılır. Böylece az çok, ilk bakışta Çin yazısını andıran karakterler ortaya çıkar.
Örneğin "Hangıl" yazmak istersek, "H", "a","n","g","ı" ve "l" harfleri ㅎㅏㄴㄱㅡㄹ şeklinde sırayla yazılmaz. "Han" ve "gıl" şeklinde iki hece grubu olarak yazılır: 한글 . Dikkat ederseniz, birinci hecede "a" harfi "h" nın sağına, "n" harfi de "h" nın altına yazılmış. İkinci hecede de "g","ı",ve "l" harfleri üst üste duruyor. Korece Altay dil grubunda sayılır. Cümle yapısı Türkçe'ye benzer.
Not 2: H.Aykut Göker'in kitabından yaptığım, tırnak işaretleri içindeki alıntıları biraz sadeleştirdim.
(1)TÜBİTAK COVID-19 Türkiye Platformu - Aşı ve İlaç Geliştirme Çevrimiçi Konferansı, 17 Aralık 2020 https://youtu.be/ZQQUSHLIWcE
(2)www.inovasyon.org
(3)https://www.emo.org.tr/ekler/e5959b39814489b_ek.pdf?tipi=2&turu=X&sube=14