GANİRE´Yİ DİNLERKEN

Cumartesi akşamı Edirne Türk Ocağı´nın düzenlediği konferansa katıldım. Deveci Han Kültür Merkezi´nde Azerbaycan Milletvekili Ganire Paşayeva , Afrin ve Karabağ sorunuyla bağlantılı konuşmasında Türk dünyasının meselelerini ele aldı. G.Paşayeva , Tıp eğitiminin yanında Uluslar Arası İlişkiler diploması da olan ve aynı zamanda uzun yıllar televizyon haberciliği tecrübesine sahip Azerbaycan´ın genç beyinlerinden biri. O; tabir caizse hem ülkesinin hem de mazlum ve mağdur Türk dünyasının asenasıdır. O; bir TURAN sevdalısıdır, TURAN yolcusudur. Turana giden yol bir olmaktan, birlik olmaktan geçiyor. Gaspralı , 120 yıl önce vermiş parolayı: ?DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK ? Bırakalım ideolojik düşmanlıkları, esir olmayalım mezhep bağnazlıklarına, partilerin siyasi prangalarından kurtulup büyük düşünelim, 300 milyon Türk´ün kardeşliğini haykırıp, büyük birliğimizi kuralım diyor Ganire Paşayeva. Durup dinlenmeden dolaşıyor Türkmenelini. Yılmadan yorulmadan ,bıkmadan usanmadan işgal altındaki Karabağ´daki haklarımızı ve haklılığımızı anlatıyor kör, sağır ,dilsiz şeytanlara, Türk düşmanı dünya egemenlerine. Ama önemli bir hatırlatmada da bulunuyor. Ne diyor biliyor musunuz? Önce biz inanacağız buna. Önce fikirde birliği sağlayacağız. Çocuklarımıza da bu fikri öğreteceğiz adıyla beraber. Dünyanın neresinde olursa olsun bir Yahudi önce Jaruselam der. Önce İsrail, sonra ben. Biz diyebiliyor muyuz bunu? Önce Türkiye, sonra benim çıkarlarım. Önce Azerbaycan, sonra ben. Önce Kırgızistan, Kazakistan, Çeçenistan, sonra ben. Önce Kıbrıs, Batı Trakya, Bosna, Kerkük , sonra ben diyebiliyor muyuz? Ganira´yı dinlerken ömrümün geride kalan yılları geldi gözümün önüne. Ben üniversite yıllarımdan beri bu soruların peşindeyim, bu düşüncelerle yanıp tutuştum. Zaten TÜRKOLOJİ okuyup da diğer Türk yurtlarından, başka Türk lehçelerinden habersiz olmak ahmaklıktır. Değilse o kişi ya patolojik bir vaka veya etnisite açısından farklı bir aidiyet taşıyor demektir. Ben daha lise yıllarımda ; ?Dünyanın neresinde bir Türk varsa benim vatanımın duygu sınırları oradan başlar. ?, ?Bütün Türkler bir ordu, katılmayan kaçaktır. Yüz milyon esir Türk var, acımayan alçaktır.? diyerek arkadaşlarına Anadolu´nun dışındaki Türklerden bahseden bir adamım. Kaldı ki bunu duyan devrimci öğretmenlerim sınıfta benimle dalga geçer, Almanya´daki işçilerimizin dışında dünyada başka Türkler de mi var Acaroğlu diye benimle alay ederlerdi. Sovyetler dağılmadan önce, Kızılordu´nun orak çekiçli tanklarla işgal ederek , sözüm ona devrim ihraç ettiği o yıllarda, bizim aydınlarımız Angola´yı, Arjantin´i, Küba´yı , Filistin´i bilir, oradaki devrimcilere ağıtlar yazar, alkışlar tutarken, Sovyetler ve Çin hakimiyetinde sosyalist veya komünist esareti yaşayan Türk topluluklarını bize herkesin eşit olduğu, hür bir dünyanın mutlu insanları olarak anlatırlardı. Ama esir Türkler diye feryat ettiğimiz için bizim adımızın önüne ırkçı, Turancı, faşist, Amerikancı, kapitalist yazılırdı. Sen ne dersen de , onlar Turancılığı dünyanın bütün Türklerini Anadolu´da tek bayrak altında toplamak şeklinde anlarlardı. Hem dışarıdaki Türklerin varlığına inanmazlar, hem de hepsini buraya toplayacağız paranoyası ile Turana karşı çıkarlardı. Bugün size garip gelebilir ama, bu neredeyse devlet politikasıydı o yıllarda. Evet ben Gaspralı İsmail gibi, Sultan Galiyev gibi, Hüseyinzade Ali bey gibi, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura gibi Turancıyım. Turancı olan her birey gibi Sovyetlerin dağılmasına, Türk halklarının özgür cumhuriyetlerini kurup bayraklarını dalgalandırmalarına çok seviniyorum. Öğrencilerime Dünya Türk Kadınlar Birliği, Dünya Türk Gençler Birliği, Dünya Türk Yazarlar Birliği kurulmalıdır diyordum. Kuruldu çok şükür. Bu hayalim de gerçekleşti. Türk Cumhuriyetleri Devlet Başkanları Konseyi toplanıyor her yıl. Türk Ortak Bankası ve kambiyo sistemi de yolda. Türk Dünyası Spor Olimpiyatları ve Türk Dünyası Bilim Olimpiyatları da hayata geçirilmelidir. Ve en önemlisi bugün bütün Türkler ortak bir lehçede buluşarak mutlaka dil ve alfabe birliğini de acilen gerçekleştirmelidir. Benim anladığım Turan buydu. Bir Türk bundan niye rahatsız olur ki! Başka herhangi bir millet için kötü bir niyet var mı bu sözlerimde ? Benim öğrencilerim kendini aydın zanneden bir çok kişiden önce tanıştı bu kavramlarla. Bugün hayatta olmayan o öğretmenlerim yaşasalar ve bugünleri görselerdi , en az benim kadar mutlu olurlar ve çok hayalperest buldukları o romantik çocuğu bu yaşında alnından öperlerdi. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum. Türk Ocakları yüz yıl önce neden kuruldu ve hangi çalışmaları yaptı? Sorusunun cevabı, bugün de neler yapmamız gerektiğini öğretecektir bize. Birlik olmalıyız. Özümüze dönmeliyiz. Tarihimizden ibretler çıkararak, kahramanlarımızdan güç alarak, Türk Birliğine inanarak, dünyaya büyük millet olduğumuzu göstermeliyiz. Dün başardık,bugün de başaracağız. Vahşi kapitalizmin ağababası, Neokon mağrurların, vicdandan, merhametten yoksun fillerin ve eşeklerin ABD´si de birliğimize engel olamayacaktır. Yeter ki biz Atatürk gibi Türklüğümüzle gurur duymaya ve çocuklarımıza bu bilinci aşılamaya devam edelim. Konferansın sonunda tebrik ederken, sayın Ganire´yi Uzunköprü´ye davet ettim. Ne mutlu size ki orada da bir Ocak tütüyor ve gönülleri ısıtıyor. Uygun bir zamanda olur elbette dedi ve Uzunköprü´ye selamlar gönderdi. Ben de Azerbaycan´a, Bakü´ye, Gence´ye, Karabağ´a selamlar gönderdim. Yaşa sen Ganira Paşayeva?Yaşasın hür, bağımsız Dünya Türklüğü ve Türk kardeşliği. Ahmet ACAROĞLU