ESİR TÜRKLER MESELESİ

Milletlerin tarihinde; mutlu, güçlü ve muhteşem çağlar olduğu gibi hakimiyet alanlarının daraldığı, egemenliklerini kaybedip esaret altına girdikleri dönemler de vardır. Esaret dönemleri çile ve ıztırap zamanlarıdır. Birçok millet bu baskı ve işkence metotlarıyla asimile edilmiş, varlıklarını devam ettiremeyip dağılıp gitmişlerdir. Türk milletinin de tarihinde böyle inişler çıkışlar mevcuttur. Yalnız bu büyük millet, değişik oymak ve boylarıyla çok geniş coğrafyalara yayılıp, oralarda kökleştiği için varlığını devam ettirmeyi başarmış, tarihin milletler mezarlığına yuvarlanmaktan kendini kurtarmıştır. Bir bölümü esarete düşse de diğer Türk halkları bağımsız yaşamayı kader haline getirmeyi başarmışlardır. Mesela, Sevr dayatmalarına, yedi düvelin etrafımıza ördüğü ateş çemberine rağmen Mustafa Kemal Atatürk´ün önderliğinde Kuva-yı Milliye´ nin ve tüm vatanseverlerin cansiperane mücadelesiyle zafer kazanılmış, boynumuza geçirilmeye çalışılan yağlı urgan koparılıp atılmıştır.Trakyanın il ve ilçelerinde bugünlerde kutladığımız bayramlar o kurtuluş destanlarıdır. Glasnost sürecinde Sovyetler Birliğinde başlayan başkaldırı Demirperde´yi yırtmış, komünist kızıl orduyu korkutmuş,Türk halkları bağımsız devletlerine kavuşmuştur. Fakat onlar kadar şanslı olmayan diğer Türk topluluklarının varlıkları da bir gerçektir. Balkan coğrafyasındaki Türkler ile Irak ve Suriye´de yaşayan ve bağımsızlık mücadelesi veren Türkleri örnek verebilir, İran´daki Azeri ve Kaşkayı Türklerini de hatırlatmak isterim. Ama en zor durumda olan, türlü işkencelerle soykırıma tabi tutulan, iğrenç asimilasyon uygulamalarıyla varlığına son verilmeye çalışılan Doğu Türkistan´ın Sincan bölgesinde yaşayan Uygur Türkleridir. Komünist Çin bugün bütün dünyanın gözü önünde akla hayale gelmeyen korkunç işkencelerle bir milleti yok etmeye çalışmaktadır. Ve olayın en acı tarafı da her şeyi doların penceresinden değerlendirmeye çalışan vahşi kapitalistlerin, insanlıktan nasipsiz, merhamet ve şefkat cellatlarının üç maymunu oynamalarıdır. Türkiye bile Filistin´le yatıp kalkar, Cuma cemaatları büyük şehirlerin büyük meydanlarında Filistin için hançerelerini yırtarken, Myanmar´daki Müslümanlar için göz yaşı dökerken Doğu Türkistan´daki Türkleri hatırlayan, onların canhıraş çığlıklarını duyan var mı? Evet, size soruyorum dostlar: Kırım elden gitti haberin yok. Öz be öz Türk toprağı Kerkük,Telafer,Tuzhurmatı Yankiler tarafından gaspedilip bölücülere peşkeş çekilirken kılın kıpırdamadı. Suriye´ de Bayır Bucak Türkmenleri ateşle imtihan edilirken ciğerin yandı mı? Sincan´daki Çin Nazi kamplarında 1 milyon Uygur,  Kırgız, Kazak kardeşin işkenceden inim inim inlerken, onların feryatlarıyla uykuların bölünüp bir damla gözyaşın aktı mı? Bizim bile kardeşlerimizden haberimiz yoksa, kan kardeşlerimize karşı biz bile kör, sağır, dilsiz ve hissiz isek kime ne söyleyebiliriz?!. Lise yıllarımda MÜCADELE isimli bir dergi okuyordum. Okuduğum dergileri köy muhtarlarına gönderiyordum posta ile ve her derginin üzerine de şu sloganı yazıyordum: ?Dünyada 100 milyon esir Türk var, acımayan alçaktır. Bütün Türkler bir ordu, katılmayan kaçaktır.? Ya da şu cümleyi yazıyordum kalın harflerle: ?Dünyanın neresinde bir Türk varsa benim doğal sınırım oradan başlar.? Yani Anadolu´nun dışındaki Türk varlığından haberdar olmalarını sağlamaya çalışıyordum. Öğretmenlerimin bile;?Dünyanın başka yerinde de Türkler mi var Acaroğlu?.?diye alay ederek sordukları, ?Atları hazırlayıp, kılıçları kuşandınız mı? Rusya´yı fethetmeye, oradaki Türkleri kurtarmaya ne zaman gidiyorsunuz?? diyerek benimle dalga geçtikleri, arkadaşlarımın yanında beni mahcup etmeye çalıştıkları yıllar... Angola´daki, Küba´daki devrimcilere ağıtlar yaktıkları, Nazım´ın komünist olduğunu gururla söyleyip, komünist devrimin önderlerine övgüler düzdüğü, şiirler yazdığı yıllardı. Çok şükür maskeler düştü sonra, yıkıldı komünizm! Bir beladan kurtulduk derken, adına kapitalizm denilen bir başka vampirler çetesi tebelleş oldu dünyanın başına. ABD yeşil kuşakla dağıtmıştı. Sovyetleri, ılımlı islamla da hayran bırakmıştı kendisine. Lawrens´lerin iğfal ettiği zavallı Arapları, Arap sevicileri, siyasal İslamcıları. Millet değil, ümmetti önemli olan. Ümmet denilince de tabiki seçkin kavim, üstün ırk Araplar oluyordu. Müslüman olabilmek neredeyse Araplaşmakla bir tutuluyordu. Şeriatçı geçinenler de Türk´ü yok sayıyor, devrimciler gibi Türklüğü yüceltenleri ırkçılıkla suçluyordu. Bugün dünyada 7 bağımsız Türk devleti var çok şükür. Türk milliyetçileri ve ülkücü aydınların mücadelesiyle ulaşılan muhteşem bir sonuçtur bu. Rahmetli Başbuğ A.Türkeş´in dediği gibi; "ölsem gözlerim açık gitmez artık" Ama bırakın başkalarını,Türkiye´deki Türklere bile Anadolumuzun dışında yaşayan 100 milyonlarca soydaşımızın varlığını kabul ettirene kadar çok yorulduk. Geçen ay Ankara´da Türk Ocakları´nın istişare toplantısına Uzunköprü Şube başkanı olarak katılmıştım. İkinci gün ulusal basının da davet edildiği, Doğu Türkistanlı akademisyenlerin, dernek başkanlarının ve temsilcilerin katılımıyla kahvaltılı bir basın toplantısında Doğu Türkistan´daki Çin zulmü dile getirildi, Çin protesto edildi. Bildirideki gerçekleri Türk Ocakları sayfasına girerek ayrıntısıyla okuyabilirsiniz. Beni en çok etkileyen; ailesinden 24 kişinin hapiste olduğunu ve bir yıldır hiçbir şekilde haber alamadığını söyleyen temsilcinin yüzündeki ifade oldu, ?Bizim sesimizi ancak Türkiye devleti dünyaya duyurabilir ama maalesef bugüne kadar beklediğimiz destek gelmedi. Filistin´e de yardım edilsin, başka mazlumlara da... Ama biz de Müslümanız ve üstelik kardeşiz, aynı milletin evlatlarıyız, biz Türk´üz. Türk olduğumuz için yapayalnızız. Çin ile savaşın demiyoruz. İmdat çığlıklarımızı dünyaya duyurun, Birleşmiş Milletlerde dile getirin o yeter.? Derken içim parçalandı. Ben bunları düşünüyor, bunları yazıyorum diye ırkçılıkla,Turancılıkla suçlanacaksam,en yüksek sesle haykırıyorum: Ben Türk´üm, ben Türkçüyüm, ben Turancıyım.Yaşasın Türklerin kardeşliği.Yaşasın dünya Türklerinin birliği. Zalimler için yaşasın cehennem! Ahmet Acaroğlu