RECAİ GÜLGEZEN- NAMIK KEMAL PENCERESİNDEN BUGÜNE BAKMAK

RECAİ GÜLGEZEN   ÖLÜMÜNÜN 140 YILINDA, BUGÜNÜN MESELELERİNE, NAMIK KEMAL ZAVİYESİNDEN BAKABİLMEK NAMIK KEMAL-ZİYA GÖKALP-MUSTAFA KEMAL´İN FİKİRLERİNDE VATAN, MİLLET VE TÜRK OLMA DÜSTURU.            18. Yüzyılın başından itibaren, Osmanlı sınırları içerisindeki aydın ve düşünürler, batının toplum idaresi üzerindeki birikimlerini, kendi yönetimi altındaki halka intikal ettirebilmek için, çeşitli yol ve yöntemleri araştırmışlar ve bu deneyimlerini de tarihin belli safhalarında uygulama ve hayata geçirme fırsatını bulmuşlardır. Teoride geliştirdikleri fikirlerini,  iktidarda veya yakınında olanlar pratikte deneme fırsatını bulmuşlardır. Biz bu bölümde Vatan, Millet ve Türk olmak düşüncesi üzerinde birbirlerini örnek alan ve devamında ve beraberinde tarihi olaylara yön veren, Türk milletinin üç önemli şahsiyetinin öncü fikir ve düşüncelerini yansıtacağız.           Ziya Paşa ve  Şinasi birlikteliğinde; Namık Kemal, Osmanlı içerisindeki milli cerayanları keşfetmiş ve Osmanlının devamı ve özü olan bir vatan düşüncesi, bir millet kavramı,  bir aidiyet, kavmiyet ,irsiyet olarak ta Türk olmak bilincinin işlenilmesi üzerine ilk adımları atmışlardır. Tarih sürecinde hemen hemen aynı dönemin insanları olarak Mustafa Kemal, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura bir noktaya parmak basmışlar ve bugünkü cumhuriyet değerlerinin yapı taşlarını oluşturmuşlardır.           Namık Kemal, Vatan, Hürriyet, Eşitlik, Birey olma, Halk Egemenliği, Parlamenter sistem, Hukukun Üstünlüğü gibi kavramları Türk insanının hayatına sokan ilk aydın kişidir. Parlamenter yapıyı tarif ederken ardışık üç meclis tarif etmiş, son meclisin Senato görevini icra etmesini bugün gizli olarak kurulmaya çalışılan ve tüm Türk Cumhuriyetlerinde yerini almış olan Aksaçlılar meclisini o günkü koşullarda işlev, vazife ve gözetmesi gereken koşullar olarak şöyle tariflemiştir.   1-Esas nizamlar 2-Mezhep usulü 3-Ahlak 4-Mezhep hürriyeti  5-Şahsi hürriyet  6-Mahkemelerde eşitlik 7-Mülkün taarruzdan masun olması  8-Hâkimlerin azledilmezliği   9-Memleket savunması. İşte bu konular üst meclisin gözeteceği konulardır.         Namık Kemal, Batının manevi kültürünün ne mükemmel, ne de bizimkine üstün olduğuna inanıyordu. Batı´dan yalnızca fen ve teknik alınmasını istiyordu.  Mali, ekonomik, idari ve eğitimdeki engel ve nedenler ortadan kaldırıldığında muassır medeniyet seviyesine erişmenin yolunun açılacağını savunuyordu.         Mustafa Kemal "Benim ruh ve bedenimin babası Ali Rıza Bey; heyecanlarımın babası Namık Kemal; fikirlerimin babası Ziya Gökalp´tir." demiştir. Dönem olarak Namık Kemal´e yetişmese de Ziya Gökalp ile birlikte çalışma fırsatını bulmuş, onun milli, harsi, iktisadi ve sosyolojik düşüncelerinden çok istifade etmiştir. Ziya Gökalp´ in, "Akılcılık, Millet ve Milliyetçilik, Ülkücülük, Mefkûrecilik, Milli Kültür, Muasırlaşmak, Halkçılık, Laiklik ve Din, Milli Demokrasi, Kadın Hakları, Mutedil Devletçilik ve Tesanütçü İktisadi Yapı, Türkçecilik" konularındaki görüş ve düşünceleri Atatürk İlke ve İnkılâpları´na temel teşkil etmiştir.           Ziya Gökalp, Vatan, Millet ve Türk´ lük bilinci ne bir tanım getirerek ; ?Tarlada, tezgâhta çalışan biziz. Bu devlet bu millet, bu vatan biziz? demiş ve batının müspet ilimleri, doğunun filozofları ve ülkenin yetiştirdiği Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınlarının işaret ettiği yolda yürümüştür.  ?Bana yol gösteren benden olmalı! Türk´e baş olamaz Türküm demeyen!?, ?Hükümet halkındır, sultanın değil; ferman milletindir divanın değil; Teşri[yasama], kaza[yargı, hüküm], icra[yürütme], her hak O´nundur; Taht O´nun, tac O´nun, toprak O´nundur.? demiştir.               Ziya Gökalp´ e göre, Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir. Yükseltmek ilimde, kültürde, dinde, teknolojide, sanat vs. alanlarındadır. Bir milletin yükselmesi başka bir milletin gözyaşlarıyla değil, milleti oluşturan fertlerin el ele, gönül gönüle vererek çalışmasıyla olur.  ?Türk milletindeniz? dediğimiz için; dilde estetikte, ahlakta, hukukta, dini hayatında ve felsefede Türk kültürüne (Türk zevkine, Türk vicdanına göre) bir orijinallik, bir şahsilik göstermeye çalışacağız. "İslam Ümmetindeniz" dediğimiz için, bize göre en mukaddes kitap Kur´an- Kerim, en mukaddes insan Hazret-i Muhammed, en mukaddes mabet Kâbe, en mukaddes din İslâmiyet olacaktır. "Batı medeniyetindeniz" dediğimiz için de ilimde, felsefede, fende vesair medeni sistemlerde tam bir Avrupalı gibi hareket edeceğiz .  "Millet iradi bir kavram da olamaz. Çünkü her ferdin milliyeti, onun keyfine, iradesine tabi bir şey değildir. Görünüşte fert kendisini şu yahut bu millete mensup kabul etmekte hür zanneder. Hâlbuki fertte böyle bir hürriyet yoktur. Bir millete mensup olmak bir kader işidir. Fert bir millet içerisinde hayata gelir ve o milletin terbiyesini alarak yetişir ve o kültürel zümreye dâhil olur. Biz de bu gerçekten hareketle; Bir millete mensup olmanın kader işi, din seçmenin ise tercih işi olduğunu belirtip, "TÜRKLÜK KADERİMİZ, İSLÂMİYET TERCİHİMİZ " diyoruz. Çünkü ezelde Cenab-ı Hak, ruhlarımızı ve nefislerimizi yarattığında bizim hangi ırk ve millete mensup olacağımızı da tespit etmiştir.            Mustafa Kemal Atatürk ? te millet ve Türk´lük tarifini şöyle dile getirmiştir. "Biz milliyet fikirlerini tatbikte çok gecikmiş ve çok ilgisizlik göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyetle gidermeye çalışmalıyız… Osmanlı İmparatorluğu içindeki çok çeşitli toplumlar, hep milli inançlarına sarılarak, milliyetçilik idealinin gücüyle kendilerini kurtardılar…. Kuvvetimizin zayıfladığı anda bizi hor ve hakir gördüler. Anladık ki, kabahatimiz kendimizi unutmuş olduğumuzmuş. Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, ilk önce biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu saygıyı, hissi, fikri ve fiili olarak bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim. ?Hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?? demiş ve millet tanımı için ?Siyasi varlıkta birlik, Dil birliği, Yurt birliği, Irk ve menşe birliği, tarihi garabet, ahlaki karabet gereklidir. Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvafakatte samimi olan ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden vücuda gelen cemiyete millet namı verilir; Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.?  Demiştir. "Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir",  diyerek Türklüğü ve Türk olmayı kendi irade ve ifadesi ile şöyle tarif etmiştir. "Bu memleket dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne en aşağı YEDİ BİN SENELİK Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu. Sonra onlara alıştı. Onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu. Şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur; yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir."       Türkiye Cumhuriyetinin kurulma aşamasında, Misak-ı Milli ile Vatan sınırları ve bu sınırlar içerisinde var olacak milletin tayini yapılmış, yaşayan insanların aidiyet ve soy birliği, Türklük bilinci ile tarif edilmiştir. Zamanın şartları bu tarif ve kapsamları belirlemiştir. Bugün için bu kavramları irdeleyerek, bunların gerisine düşecek yakıştırmaları üzerimizden uzak tutmak en birinci vazifemiz olmalıdır. Tarih, işimize yarayan materyalleri gün yüzüne çıkararak gerisini yok saymak, değildir.