Ahmet Acaroğlu
Devletler arası ilişkilerde iki ülke arasındaki iletişimin önemli araçlarından birisi karşılıklı olarak atanan elçilerdir. Konsolos ve ateşe'leri de bu kapsamda düşünebiliriz. Onlar ülkelerindeki iktidarların planları ve kararları çerçevesinde hareket edebilirler. Yani ülkelerinin menfaatları neyi gerektiriyorsa o bilinçle politik bir duruş sergilerler. Hiçbiri başına buyruk değildir. O nedenle atalarımız; "Elçiye zeval olmaz." demişlerdir. Ne ki; tarihte bu ölçünün dışına çıkan elçiler olduğu gibi, elçilere çok kötü davranarak kelle kopartan krallar ve padişahlar olduğunu da biliyoruz.
Geçen hafta 10 ülkenin büyükelçisi , birlikte Dış İşleri Bakanlığı'na gelerek Osman Kavala'nın serbest bırakılmasını talep ettiler. Elbette kabul edilebilir bir davranış değil bu! Dış İşleri Bakanlığımız hemen cevabını verdi ve dedi ki; " Bu bir hadsizliktir, misafir olduğunuz bir ülkenin iç işlerine müdahaledir. Türkiye hukuk devletidir ve yargı bağımsızdır." Belki diplomasinin kuralları işletilerek elçilerle ilgili daha başka yaptırımları devreye sokmak da mümkündü. Ama Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan yine kameraların karşısına geçerek bilindik üslubuyla meydan okudu ve Dışişleri Bakanı'ndan " persona non grata " ilan etmesini istedi. Yani elçiler "istenmeyen adam" kararıyla birlikte ülkelerine gönderilecek. "Bunun talimatını verdim." diyor Erdoğan.
Bazen insan ne diyeceğini şaşırıyor. Adamların densizliği ortada. Osman Kavala neticede sadece bir birey. Bir yanda Kavala, diğer yanda koskoca bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bir yanda terör örgütü pkk, ypg -pyd veya ışid, daeş, diğer yanda koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bir yanda Yunan palikaryası, ödlek Rumlar, kalleş Araplar diğer yanda koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Ama görüyorsunuz ki eşkıyalar, Avrupalı narsist ve megalomanlar, mazlum halklara kanlı senaryolar yazıp Beyaz Saraylarını kanla yıkayan Teksaslı haydutlar küçük hesaplarla karşımıza geçip büyük oyunlar peşinde. Israrla ve inatla, ebedi ve ezeli düşmanlıkla ama hep ve mütemadiyen karşımızda. Mavi vatanda karşımızda, Kıbrıs'ta karşımızda, Ege'de Doğu Akdeniz'de karşımızda, Suriye'de Libya'da karşımızda, F-35 de F-16 da Patriot da karşımızda.
Biz elbette ülkemizin ve devlet başkanımızın yanındayız, arkasındayız. Milli reflekste, siyasi düşünce farklılıklarını bir kenara bırakır, devletimizin yanında yer alırız. Bu bizim vatan sevdamızın ve Türklük bilincimizin gereğidir. Dış düşmanlar nasıl bize karşı bir ve beraber olabiliyorsa, bizim de onlara karşı birlikte tek cephe oluşturmamız milli vicdanın bir gereğidir. Öyle de yapıyoruz.
Yalnız içeride birbirimize de hiçbir şey sormayacak mıyız? Yani mesela sayın R.T.Erdoğan bunun sadece elçilerin bir işgüzarlığı olmadığını, arkalarında kendi devletlerinin olduğunu bilmiyor mu? Yani diplomatik angajmanlarla tepkimizi göstermek yerine neden bağırıp çağırıyor, neden diyalog yerine değerli yalnızlığı tercih ediyoruz? Onların da bizim elçilerimizi geri göndereceklerini bile bile yapıyorsak bunu sonuçlarını da hesaplamış olmalıyız. Bir ülke olsa problem değil, ama 10 ülke. Sayın Cumhurbaşkanı kimlerle beraber oluyorsa hep mübah, o devlet adamı. Ama aynı kişilerle başkası aynı karelerde yer alıyorsa onlar hep vatan haini. Birlik beraberliği bu şekilde sağlamak daha zor değil mi?.
Siz uluslar arası andlaşmalara imza atıyorsanız, onun yaptırımlarına da razı oluyorsunuz demektir. Bunu herkes biliyor. AİHM'e üye oluyorsanız, o mahkemenin kendi mahkemelerinizin üstünde olduğunu kabul etmiş olmuyor musunuz? "Tutturmuşlar bir Kavala, Kavala, Kavala ! " diyor sayın Erdoğan. Kavala denilince herkesin aklına Kavala kurabiyesi gelmiyor tabiki. Yok Soros'un şubesiymiş,yok efendim casus faaliyetlerine karışmışmış. Hepsi de doğru olabilir. Osman Kavala'yı tanımam ve faaliyetlerini de onaylamam. Soros denilen adamın CİA ajanı olduğunu yeni mi öğreniyorsunuz siz? Bugüne kadar Soros'un desteklediği hangi vakıf için ülkemizde bir kovuşturma yapıldı diye sormak da bir vatanseverlik borcu değil midir?
Kavala olmasa , kurt kuzuyu yemek için başka bahaneler bulacaktır. Biz kuzu olmadığımızı elbette cümle aleme Çanakkale'de gösterdik,iş başa düşerse gene gösteririz. Ama cümle alem de, yargıya güvenin neden diplerde olduğunu ,bir insanın bir davadan beraat edince tam dışarı çıkacakken hakkında başka bir dava açıldığını , ondan da beraat edince yine başka bir davadan içerde tutulmaya devam edildiğini görüyor ve bunu sorguluyor. Ha o ülkelerde demokrasi ve hukuk kuralları hiç mi ihlal edilmiyor? Sayısız örnekler verebilirim. Ama soruyu sadece diplomatik, ekonomik ve askeri gücünü kanıtlamış emperyalist devletler sorunca başa bela oluyor. Allah kahretsin ama Dünyanın düzeni böyle. Bir sürü sorun yetmiyormuş gibi şimdi de elçi krizi ile karşı karşıyayız. İnşallah kısa zamanda akl-ı selim ve sağduyu ile aşılır.