Mahir adını taşıyan bir AKP’li milletvekili vardı.
Üstelik AKP'de Grup Başkan Vekiliydi. Çok mu ünlüydü, az mı bilmem. Aziz milletim "en büyük bayram"ını kutlamaya hazırlanırken , o bir toplantıda Cumhuriyet devrimine dair öğrüntüsünü dile getirdi. Geçmiş zaman kipini kullanıyorum. Çünkü yükselen tepkilerle birlikte kendisi de görevinden affını isteyip toz olup, geçip gitti işte. Bunu niçin yaparlar, milli bayramlarımız, milli önderlerimiz, Türk milletine ait değerlerimize neden dil uzatırlar, bundan ne gibi bir kazanç umarlar anlamış değilim.
Bu tavırlar din adına yapılıyorsa yanlıştır. Çünkü din kimsenin tekelinde değildir. Laikliğe inanmış bir toplumda hiç kimse kendi cemaatinin, bağlı olduğu tarikatin veya hizbin, mezhebin anlayışını, inanışını, yorumunu başkalarına dayatamaz. Din siyasete malzeme yapılamaz. Buna yeltenenler kadar dine zarar veren olmamıştır geçmişte. Hasan Sabbah'lar,Taliban, Işid , Fetö ve benzeri oluşumlar sizce din adına mı hareket etmişlerdir? İslam ülkelerinin fanatik politikacılarının iktidarlarında siyasallaşan İslam, Muhammedi bir müjde ve mutluluğa çağrı olmaktan çıkmış, selefi azgınlıklarla günümüzde yeni Kerbela'ların ve onulmaz acıların sebebi gibi algılanmaya başlamıştır.
Bu tür abuk sabuk açıklamalar siyaseten de yanlıştır ve milli birliğimize zarar vermektedir. Ne diyor Mahir Ünal; ""Tarihteki en sert kültürel devrim Türkiye'de yaşanmıştır. Maalesef bir kültür devrimi olarak Cumhuriyet bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi, hasılı bütün düşünmemizi yok etmiştir." Bu sözleri sıradan birisi bile söylese millet ona da tepki gösterir. Ama bu sözleri 20 yıldır bu ülkeyi yöneten bir iktidarın önemli bir ismi,üstelik eski Kültür Bakanlığı makamında bulunmuş birisi dile getiriyorsa, hala uykuda olanların bile gözleri faltaşı gibi açılmalıdır. Çünkü bu Cumhuriyeti biz sokakta bulmadık. Biz bu Cumhuriyeti kanla irfanla kurduk. Kimse Cumhuriyetin kazanımlarını küçümseyemez, hakaret edemez, hafife alamaz, saygısızlık yapamaz. Kimse bu milletin sinir uçlarıyla oynayamaz. Buna izin verilemez.
Bakın bu iktidar döneminde bazı zevzekler veya kanı bozuklar İstiklal savaşımızın olmadığını, işgal ordularının kendilerinin çekilip gittiğini söyleme alçaklığını sergilediler. Türk diye bir ırkın olmadığını dile getiren akademisyen ve siyaset müsveddeleriyle karşılaştık. 36 etnik gurubu şehvetle ağızlarında geveleyenler, Türk'üm demeyi ırkçılık diye lanse ettiler. Yahu bırakın bunları, Cumhuriyeti ilan edenleri dinsizlikle suçlayıp "Keşke Yunan galip gelseydi, hiç değilse bu ülke Müslüman kalsaydı." cümlesini telaffuz edecek kadar şerefsiz ve sicili bozuktu bazılarının. Atatürk'e fütursuzca hakareti cihadı ekber sandı molla bozuntuları.
Şimdi Mahir Ünal bunları bilmiyor mu? Bilmemesine imkan yok. Peki tam da bayram arefesinde bu sözlerin infial uyandıracağını düşünmemiş olabilir mi? Zannetmiyorum.Toplumda öylesine bir tepki oluştu ki, AKP'nin her teklifine evet oyu kullanan Sayın D.Bahçeli bile daha fazla sessiz kalamadı, çok sert cümlelerle dile getirdi tepkisini. Neredeyse tüm partiler hatta AKP'li bazı siyasiler bile açık açık kınadılar Ünal'ı. Nitekim istifa etmek mecburiyetinde kaldı veya bırakıldı.
Bu tip adamlar böyledir; söyleyip bir adım geri çekilir, ortamı gözlerler. Eğer pek fazla bir itiraz olmazsa iki adım daha ileri gider, daha pervasız olurlar. Mehter yürüyüşü gibi yani. Eğer tepki tsunamiye dönerse, grup, cemaat, parti veya her neyse işte, daha büyük zarar görmesinler diye bunların bileti kesiliverir. "Sarı Öküz"hikayesinde olduğu gibi.
Peki tepkiler tsunamiye dönüştü mü? Yurdun dört bir tarafı fener alayları ile ışıl ışıldı. Kızım Beşiktaş Meydanındaydı arkadaşlarıyla. Baba çok kalabalıktı ve gençler protest sloganlarla ayaktaydı dedi. Ben hanım ve oğlumla Bağdat Caddesinde Göztepe Parkından gelen insan selinin içindeydim. Ayyıldızlı bayrak, Atatürk posterleri ve meşaleler ellerde, sarı lacivert gönüllerin söylediği marşlar ve coşkulu sloganlarla Cumhuriyete bir fener olmanın tarifsiz mutluluğunu yaşadık. Yüzbinlerce insan "Mustafa Kemal'in askerleriyiz!" diye yeri göğü inletiyor,Cumhuriyete olan bağlılığını haykırıyordu.
Ey Mahir Ünal, çok uzatmayacağım. Yalnız şunu bil ki; Osmanlı devleti de bizimdir, ama artık tarih olmuştur. Osmanlı, milletin değil, bir hanedanın adıdır. Hilafet bir din değildir, siyasi bir kurumdur. Türkçe dünyada en eski 5 dilden biridir ve bugün de dünyada en çok insan tarafından konuşulan 5. dildir. Osmanlıca diye bir dil yoktur. Osmanlı Türkçesidir onun doğru adı, Kazak Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Selçuklu Türkçesi gibi. Ayrıca Osmanlıca Lugatine bakarsan eğer, aydınların konuştuğu bu dil ağırlıklı olarak Farsça ve Arapça kelimelerden oluşuyordu,Selçuklu Türkçesinde de Farsça kelimeler çoğunluktaydı. Halkın ve ozanların dili Türkçeydi. Üstelik daha 1860'larda Latince karakterli harfler kullanılmaya başlamıştı bazı resmi yazışmalarda.Yenilik ve batılılaşma çabaları III.Selim ve II.Mahmut döneminde ,Cumhuriyetten çok önce başlamıştı. II.Abdülhamit antetlerinde ,sigara kutusunda ve bardağında A ve H harflerini kullanıyordu. Ve yine ilim yapılamaz dediğin Türkçe ile Amerika'da dünyanın en genç yaştaki profesörü ünvanını kazanmıştır rahmetli Oktay Sinanoğlu. Yahu baksana sen bile kinini, öfkeni, düşüncelerini bu dille anlatıyorsun.
Ey Mahir Ünal, ben ne yazarsam yazayım senin düşüncen değişmez biliyorum. Ama bu tür laflar Cumhuriyetin eski KÜLTÜR bakanına yakışmadı, sen de bunu bilesin. Sonraki açıklaman da, istifa etmen de yetmez. Bence Türkçe'den, TÜRK milletinden ve bu Cumhuriyeti bize armağan eden kahramanlardan ve dahi kendi seçmenlerinden özür dilemeliydin.
Neyzen Tevfik'in sözleri belki ağır olur, o nedenle büyük Türk ozanı Nesimi ile bitireyim:
Har içinde biten gonca güle minnet eylemem!
Arabi Farisi bilmem,dile minnet eylemem,
Sırat-ı müstakim üzre gözetirim Rahimi
İblis'in talim ettiği yola minnet eylemem!