Sundurmalı evlerinin üç odası daha vardı; onlar soğuktu ve uykudan uykuya kullanılırdı.
Lütfiye bu köye gelin geleli daha 2 yıl olmuştu. Bir yıldır eşi Macit askerdeydi. 1 yaşındaki kız bebeğiyle birlikte kayınvalidesi, kayınpederi, görümcesi ve kayınbiraderiyle birlikte geniş bir avlusu bulunan çatısı saman yığınıyla örtülmüş toprak evde yaşıyorlardı.
Evlerinde televizyon yoktu. Film izlemeye komşuya giderlerdi. Haftada bir gün Türk sineması olurdu merakla bekledikleri. Bazı diziler vardı: Kara şimşek, Küçük ev, Yalan rüzgarı, Flamİngo Yolu, Kuruntu Ailesi, Dallas, Taş Devri, Heidi, Şeker Kız Candy, Uzay yolu, Altın kızlar, Cosby ailesi gibi.
Tüm aile zaman geçirdiği evlerinde; yerde serili şiltelerin üzerine bağdaş kurarak, bazen de arkalarına yaslandıkları saman dolu yastıklara sırtlarını dayayarak, ayaklarını uzatıp keyifle küçücük pencerelerinden; yağan karı, yağmuru, rüzgarı seyrederlerdi. Çoğunlukla sobanın üzerindeki tencerede tıkırdayan yemeğin çıkardığı sese, yanındaki su dolu alüminyum güğümünden çıkan buhar parça parça kaçışarak, kıvrak ve mistik dansıyla eşlik ederdi. Gecelerin bıçakla kesilebilirmişçesine yoğun som karanlığında sanki tüm evren silinir yok olurdu ışıldayan gözlerinde. İşte o zaman Lütfiye bebeğine -sıkı sıkı sarılır uykuya dalardı. Buna benzer günler geçer giderdi.
Lütfiye çok bunalmış asker eşi Macit´i de çok özlemişti. Kış dolayısı ile de komşu köyde yaşayan anne - babası ve kardeşleri de uzun zamandır ziyaretine gelemez olmuşlardı?
Sundurmalı evlerinin üç odası daha vardı; onlar soğuktu ve uykudan uykuya kullanılırdı.
O kış sert geçiyordu. Günlerce yağan kar diz boyuna ulaşmıştı.
Lütfiye´nin canı sıkılıyordu o gün dalmış pencereden dışarıyı seyrederken. Kayınvalidesi, onun bu ruh halini görür ve omzuna dokunur.
?-Dışarı çıkıp biraz dolaşalım mı, ister misin?" Dedi.
Lütfiye, başını kaldırıp sevinçle gözlerinin içine bakarak,
?-Evet!?
?-Hadi o zaman, hazırlanıp çıkalım!"
Dedikten sonra, bebeğe bakması için görümceyi tembihlerler. Üstlerine kalın giysiler giyip başlarını da sardıktan sonra dışarı çıkarlar.
?-Nereye gitmek istersin?" Diye sorar kayınvalidesi. Lütfiye ürkek bir şekilde karşı tepeleri gösterir.
?-Uzakları... Uzakları özledim!? Diye içinden mırıldanır.
?-Uzak biliyorum ama ben hep oradan köyün nasıl göründüğünü merak eder dururum!?
?-Tamam o zaman, oraya gidiyoruz"
Dediğinde Lütfiye kayınvalidesinin şaka yaptığını sanır, onu ciddiye alacağına ihtimal vermemiştir. Baya baya ciddidir, yerlerde dize kadar kar ve havadan düşen, her biri minik melekler gibi birbirleriyle şakalaşarak süzülerek dans edercesine yere inen kar taneleriyle onlar köyün dışına doğru yürürler, bir yandan bastıkları yerde kart kurt sesleri kulağına hoş gelir, yerdeki buzlanmanın kırılma sesleridir bu. Yolda hiç kimseye rastlamazlar? Köy sessiz ve terk edilmiş gibidir.
Karların içine bata çıka köyün dışına ulaşırlar. Bu noktadan sonrasında biraz tırmanmaları gerekmektedir. Yorulmuş birazda terlemeye başlamışlardır. Arada durup dinlenirken arkalarına bakarlar, epey bir yol kat etmişlerdir. Tepeye varmalarına az kalmıştır.
Derin bir nefes çekip yürümeye devam eder ve varmak istedikleri noktaya gelirler.
İkisi de birbirlerinin yüzüne bakıp kendilerini karların üzerine bırakırlar. Nefes nefese kalmışlardır. Kayınvalidesi 40´lı yaşlarında boylu - poslu sağlam yapılı bir kadındır.
Lütfiye uzandığı karların üzerinde gözlerini kapatarak kalp atışının normale dönmesini bekler. Havayı koklar soğuğun farklı bir kokusu vardır, onu fark eder.
Bulundukları yerden doğrulurlar, Lütfiye gözlerini açtığında gördüğü güzellik karşısında büyülenir, karşısında duran tabloda köyleri elin parmaklarıyla çevrili avuç içine benziyordur, ortasında evler, damlar, ağıllar, kümesler kurulmuş... Çevresi irili ufaklı tepelerle bezenmiştir. Onlar bu tepelerden en yükseğine çıkmış karşılarındaki beyaza kesmiş eşsiz güzelliğiyle köylerini seyretmektedirler. Bacalarından grinin çeşitli tonlarında tüten dumanın gökyüzünde kayboluşunu, evlerin çatılarındaki alaturka kiremitlerinin üzerinde büzüşerek boyunlarını tüylerinin arasında gizlemiş kuşların, ağaç dallarının kar yığılmasıyla oluşmuş pamuksu görüntüsünü seyrederler.
Bembeyaz karın örttüğü her şey kusursuz görünüyordur, inanılmaz bir sessizlik vardır, sadece donmuş karların üzerine yeni düşen kar tanelerinin ve kendi nefeslerinin sesini duymaktadırlar.
?-Anne teşekkür ederim!? Der, Lütfiye,
?-Bugünü hiç unutmayacağım bana inanılmaz bir hediye sundun, bunu yapmayı hep istemiştim!?
?-Daha önce söyleseydin seni yine getirirdim!" Der kayınvalidesi.
Üşümeye başlamışlardır artık.
?-Hadi gidelim, sen nane mollasın hasta etmeyim bir de seni! ? Diye en şefkatli sesiyle uyarır.
Lütfiye´nin hep yapmak istedi bir şey daha vardır. Şımarıklık olarak algılamasını istemediğini söyler önce Kayınvalidesine.
? -Tamam kızım söyle bakayım neymiş o??
? -Buradan bağırabilir miyim?"
?-Bağırabilirsin tabi, kim duyar seni, herkes evinde sıcak sobasının başında şimdi"
Deyince; Lütfiye kollarını iki yana açıp kanat gibi uçacakmışçasına koşarak haykırır eşinin adını:
?-Maaaa ciiiit! Seni çoook özle diiiiim!? İçini boşaltmışçasına hoşluk içinde huzurla dönerler evlerine.
Eve geldiklerinde kayınpederi, kahvehaneden gelmiştir. Şapkasını önüne koymuş iskambil oyununda yenildiği belli bir halde, yaslanmış duvardaki yastığa, onlara azarlar bir ses tonuyla.
?-Neredesiniz siz, aklınızı mı kaçırdınız, ne işiniz var bu havada dışarda...Karnım acıktı benim?" Diye çıkışır.
Önceden ıslattıkları kuru fasulyeyi pişirmeye koyulurken ikisi birbirine bakıp sessizce, gülümserler.
Lütfiye, aile bireyleriyle birlikte kucağında bebeğiyle sofraya oturduklarında şakanın, neşenin, saygının, sevginin, bakışların, zevkin, sıcaklığın en güzelini tattıkları sofralarında, eşinin de olduğu günleri hayal eder.
Nurcan BALIBEY