Kimin neyi, nasıl söyleyeceğini az çok öğrendik
Televizyonlardaki açık oturumlar oldukça ilgi çekiyor.
Tartışmalar genellikle, kanal kanal gezen, 10 -15 kişi arasında dönüyor.
Artık kimin neyi, nasıl söyleyeceğini az çok öğrendik.
Bazan programlarda, sesler yükseliyor, tartışma adabının dışına çıkılıyor .
Bu yazıda argüman, tartışma, eleştirel yaklaşım, soru sorma, safsatalar gibi konulardan bahsedeceğim.
ARGÜMAN
Bir argüman temel bir iddia ve onu destekleyen, öncül denen, iddialardan oluşur.
Örneğin "Kura ile delege belirlemek adil, demokratik ve kapsayıcı bir yöntemdir, çünkü her üyenin eşit katılma şansı vardır, ayrıca bu istatistik olarak da kanıtlanabilir." argümanını ele alalım.
Bu argümanda "kura yöntemi adildir" temel iddia, "eşit katılma şansı" ve "istatistik kanıt" iddiaları da onu destekleyen öncüllerdir.
Argümanlar tartışılırken öncüllerin doğruluğu ve güvenilirliği ele alınır.
Örnek argümanda, öncüller oldukça güçlü gözüküyor ama karşıt görüştekiler, "Kura nasıl çekilecek, güvenilir mi? Rastgele seçilenler bu işi başarabilecek mi?" gibi sorularla iddiayı çürütmeye çalışabilir.
Öncüller, tümdengelim veya tümevarım şeklinde olabilir.
Tümdengelimde mantıksal bir kesinlik vardır.
Tümevarım, az çok olasılıklar içeren gözlemlere ve varsayımlara dayanır.
Öncüllerin temel iddia ile ilgili olmadığı veya kendi arasında çeliştiği durumlar da olabilir.
Tartışmalarda bütün bu noktalar dikkatle, eleştirel yaklaşımla ve sakin bir şekilde ele alınmalıdır.
Tartışma teknikleri yazı yazmada da kullanılır.
Bazı kaynaklarda tartışma şekilleri, konuyu incelemiş yazarlara göre sınıflandırılıyor.
Aristo yaklaşımı veya klasik tartışmalar, "tezim budur; şu, şu nedenlerle doğrudur" şeklindedir.
Okullarda öğretilen, "tez, kanıt, kanıt, kanıt, sonuç" kalıbında, beş paragraflık yazma tekniği klasik yaklaşımdır.
Stephen Toulmin tarzı tartışma, tarafların siyah-beyaz olarak belirgin bir şekilde ayrıldığı ortamlarda iyi sonuç verir.
Kanıtlara ve mantık yürütmeye dayanarak karşı tarafın tezini çürütmeye, kendi tezini güçlendirmeye odaklanılır.
Carl Rogers yaklaşımı tartışma, belirsizliği yüksek "gri" ortamlara uygundur.
Bu tarzda her iki tarafın tezi ele alınır, bir uzlaşma noktası aranır.
ELEŞTİREL DÜŞÜNMEK
Eleştirel düşünme bir problem veya konuyu detaylı bir şekilde anlamak için, kanıtları analiz etme ve sonuç çıkarma eylemidir.
Bu eylem, araştırma, ilgili ve yeterli kanıtlar bulma, onları yorumlama ve mantıklı bir yargıya varma aşamalarından geçer.
Eleştirel düşünme öğrenilebilir.
Eleştirel düşünenler bir iddianın öncüllerinin doğru veya yeterli olup olmadığını sorgularlar.
Çoğunluğun fikirlerine veya kendi duygularına takılmadan, bağımsız düşünürler.
Uygun sorular sorma becerisine sahiptirler.
Hatalarını kabul eder, gerekirse "bilmiyorum" diyebilirler.
Belirsiz, çelişkili problemlerden ürkmez, onlara meydan okumayı severler.
Anlamaya çalışır, kafa karışıklığını gidermek için çaba harcarlar.
Kanıtlara göre yargılarını oluşturur, erteler veya gerekirse değiştirirler.
İnsanları, karşı görüşten olsalar bile, dikkatle dinlerler.
Uç fikirler yerine dengeli görüşlere yönelirler.
Duygularını ve hareketlerini kontrol eder, düşünmeden hareket etmezler.
SORU SORMAK
Soru sormak eleştirel düşünmenin temelidir.
Neden, nasıl ile başlayan sorular cevap vereni düşünmeye ve açıklamaya davet eder.
Ne, kim, ne zaman, nerede kelimeleri ile başlayan sorularla gerekli bilgiler alınır.
Evet /hayırla cevaplanacak sorular, bazan kişinin açıklamasına fırsat vermeyerek, soru soranın varsayımlarını onaylatmaya yarayan bir art niyetle soruluyor olabilir.
Amerikan filmlerinin mahkeme sahnelerinde, avukatların şahitleri evet/hayır soruları ile nasıl sıkıştırdıklarını izlemişsinizdir.
Bu şekilde yönlendirici sorulara cevap vermeden önce, sorunun içindeki varsayımların, karşı soruyla açıklanmasını istemek yararlı olur.
Genellikle bir sunumdan sonra dinleyicilere "Bir sorunuz var mı?" diye sorulur.
Bu durumlarda, aklınıza bir soru gelmiyorsa sıkıntı hissetmeyin, ille bir şey sormak zorunda değilsiniz.
Oğlum Can, olası soru içeriklerini bir çizimle anlatmış:
Sunucunun kişisel görüşü, problemle ilgisi, problemle ilgili detaylar, büyük resim, ek veri, problemin gelişimi, geleceği, yapılacak çıkarımlar, karar verme kriterleri gibi noktalar soru konusu olabilir.
SAFSATALAR
Safsata Türk Dil Kurumu sözlüğünde "boş, temelsiz, asılsız söz " diye açıklanıyor.
Tartışmaları saptırmak ve asılsız iddiaları gizleyip dinleyicileri etkilemek amacıyla kullanılan bir takım teknikler de safsata diye biliniyor.
Latince veya bazıları süslü ifadelerle adlandırılan, onlarca safsata var.
Mesela "kırmızı ringa balığı safsatası", konuşmayı başka bir yola saptırmaya verilen ad.
Hikayesi şöyle: İngiltere'de ava çıkan asilzadeler köylülerin tarlalarını ezip geçerlermiş.
Bu duruma çare olarak köylüler, kırmızı ringa balığını tarla kenarındaki yollara bırakırmış.
Balık kokusuna gelen av köpeklerini takip eden avcı kafilesi, böylece, tarlaların kenarındaki yollara yönelirmiş.
Örneğin, tartışma programlarına çok sık çıkan bir profesör, konuşmaya başlayınca, uzun uzun konuyla alakasız, yaptıklarından, genel kavramlardan bahseder, sonunda ne demiş olduğu hiç anlaşılmaz.
Bu profesörün yaptığı "kaygan yokuş" safsatası olarak biliniyor.
Küçük bir partinin yılmaz savunucusu olan bir konuşmacı, sesini yükseltip, sonumuzun kötü olacağı korkusunu yaratıyor, "ad baculum" safsatası yapıyor.
Kirli sakallı bir konuşmacı, hep saygısızca lafa giriyor, karşısındakine olmadık sorular soruyor, onu işini bilmemekle itham ediyor, "ad hominem" safsatası yapıyor.
Televizyon tartışmalarını dinlerken, argümanlarda ve konuşmalarda, safsata yakıştırmaları yapmak, ofsayt, penaltı kavramlarını bilerek futbol maçı seyretmek gibi, olayı eğlenceli hale getiriyor, tavsiye ederim.
Alev Alatlı'nın politik tartışmalardan örnekler veren Safsatalar Kılavuzu, (http://www.muharrembalci.com/kitaplika/114.pdf ) internetten indirebileceğiniz, iyi bir kaynak.
SONUÇ
İnsanlar doğru bildikleri şeylere bir itirazla karşılaştıklarında, fiziksel bir darbe almış gibi hissediyorlarmış.
Tartışmalarda sakin kalmak önemli.
Bir tartışmada, ne olursa olsun bulunduğu yeri korumak için çalışan bir asker gibi değil, çevreyi tanımaya çalışan bir izci gibi davranmak öneriliyor.
"Entelektüel bir alçakgönüllülükle, karşınızdakini anlamaya çalışırken, yeni şeyler öğrendiğinizi düşünüp, yanılmış olacağınızı kabul etmeye hazır olmalısınız" deniyor.
Bir kişi bir iddia ile karşınıza gelirse, aynı fikirde olmasanız bile, "Aaa, öyle mi, anlat bana biraz " demek ortamı yumuşatıyor.
"Verbal Judo", "Tongue Fu" gibi, tartışmaları Uzakdoğu dövüş sanatlarına benzeten kitapların yanında, kendi argümanını açıklarken kişinin çelişkileri görmesini sağlamak, herhalde "Sözlü Aikido" diye adlandırılır.
Televizyon tartışmalarına gelince, konuşmacılar yukarıda anlattığım argüman tekniklerini kullanıp, eleştirel sorular sorarak, safsataları açığa çıkarsalar, programlar 30 dakikada biter.
Bazan bu uzayıp giden tartışmaların, Amerikan güreşi gibi, düzmece olduğu hissine kapılıyorum.
Belki reklam aralarında, birbirlerine, "Abi, kusura bakma, böyle konuşmak zorundaydım" diyenler bile vardır.
Bence, gerçekten ilgi duyduğunuz bir konu veya beğendiğiniz bir konuşmacı yoksa, uykusuz kalmaya değmez.