Nihal Atsız gibi içleniyorum takvimler 3 Mayıs´ı gösterdiğinde. Dişlerimi sıkıyorum bir kerpeten gibi, avuçlarımı da... Büyüyor yumruklarım anavatan kadar, düşlerimi yakan Turan kadar. Kinimi kutsuyorum 1944´te yaşananları her hatırlayışımda.
Yıllar beni o Türkçülerin ızdırabı ile yoğurdu. Sakin tabiatlıyımdır aslında. Barışın, kardeşliğin sesi olmayı, yaratılmışları Yaratandan ötürü hoş görmeyi tercih etmişimdir hep. Bilirim aslında her insanın içinde hem iyilik hem de kötülük bulunduğunu. Evrende her şey zıddıyla birlikte yaratılmış. Aslında toplumların da iyiler ve kötülerden meydana geldiğini Habil ile Kabil´in kavgası öğretmemiş miydi bize? Ama diyorum ya, hep Habil´den yana olmayı erdem saydım yaşarken. Buna rağmen her 3 Mayıs´ta kıyama kalkar öfkelerim.
Milli varlığımız bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığında uysal koyun olmadık tarihin hiçbir döneminde. Her Türk bir bozkurttur savaş meydanlarında. Varlığımıza kastediliyorsa eğer, onurumuzla oynanıyorsa, şehadet sıradan bir fedakarlığa dönüşür soylu milletim için. Türk; bunun için tarihteki tüm zamanların en kahraman milletidir. Türk; bu nedenleTanrının seçtiği, Hz.Peygamberin övdüğü bir millettir.
3 Mayıs ; ?Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir.? diyen Atsız ve arkadaşlarının günün siyasi savrulmalarına, ideolojik sapmalara, Cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerinden uzaklaşma cüretlerine karşı milliyetçi aydınların hükümete bir ikazı, bir DUR ihtarıdır. ?Ne mutlu Türk´üm!? diyenlerin Rus´a şirin gözükmeye çalışan şuursuzlara başkaldırışıdır.
Bakın olayın ayrıntılarını anlatarak bilinenleri tekrar etmeyeceğim. Beni ülkeyi yöneten kadroların bilerek veya bilmeyerek yaptıkları veya yapacakları yanlışlıklar karşısında ne yapılması gerektiği, yani milli refleks ilgilendiriyor. Çünkü bu tür siyasi savrulmalar ve hükümetlerin tarihi yanılgılara düşmeleri, aldanmaları veya aldatılmaları, hadi ihanet demeyeyim ama , her zaman yaşanabilecek talihsizliklerdir. Muhalefetin her söylemi doğru olmadığı gibi iktidarların her icraatına gözü kapalı onay vermek de doğru değildir. Elbette her yiğidin yoğurt yiyişi aynı değildir, fakat yoğurdun nereden geldiği ve kimler tarafından servis edildiğini bilmek de her vatanseverin hakkıdır, hatta görevidir.
3 Mayıs´ta İsmet İnönü Cumhurbaşkanı, Şükrü Saraçoğlu da Başbakandır. Yıl 1944,2.Dünya Savaşının son demleri. Almanlar yenilmiş, Rusya´nın komünist kızıl yıldızı parlamaya başlamıştır. Ruslar Kırım´ı işgal etmiş, Stalin eşkıyası yüz binlerce Kırım Türkü´nü Sibirya´ya sürgüne göndermiş, binlerce insanın katline ferman çıkarmıştır. 18.asırdan itibaren gaspedilen Türkistan coğrafyası, Bolşeviklerin idaresinde de işkence ve zulümlerden nasibini almıştır. Kırgızistan´ın önde gelen 137 Türkolog, yazar, şair ve bilim adamı 1937 de evinden alınmış, kurşuna dizilmiştir. Kazak ve Azeri aydınların başına gelenler farklı değildi. Bazı aydınlar Türkiye ve başka ülkelere kaçarak canlarını kurtarabilmişlerdir. İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümünde (Allah rahmet eylesin) kıymetli hocam Prof.Dr.Ahmet Caferoğlu da onlardan biriydi. Turancılık, dünya Türklerinin birleşmesi demekti. Rusların uykusunu kaçıran büyük bir tehlikeydi bu.
Siyasal iktidarlar, dünyada ve çevremizdeki siyasi gelişmelere göre dış politikalarında değişikliğe gidebilirler. Şartlar bizi yeni konumlara, farklı ittifaklara mecbur edebilir. Ama yedi düvele kafa tutan Atatürk gibi bir öndere ve örneğe sahipseniz vakarınızdan, onurunuzdan, dik duruşunuzdan taviz vermezsiniz. Yani arkadaş, ya Vahdettin, Damat Ferit gibi olacaksınız, ya da sarışın kurt Mustafa Kemal gibi, gözü kara, cesur, alayına meydan okuyan bir devlet adamı. Zehir gibi bir zeka, mangal gibi bir yürek. O günkü yöneticiler maalesef bu duruşu gösterememişler, Sovyetleri kızdırmamak, Rusya´ya düşman görünmemek adına politikada makas değişikliği yapmışlardır. 3 Mayıs´ta yaşananların gerekçesi aslında budur.
Orkun dergisinde Başbakan Ş.Saraçoğlu´na Açık Mektup yazan Nihal Atsız, devlet dairelerinde önemli yerlere atanan bazı kişilerin komünist olduklarını, bunlardan bazılarının Atatürk´e hakaret ettiklerini ve mahkum olduklarını, bunlara ceza evindeyken Rus klasiklerini tercüme etmesi için Bakanlık bütçesinden para ödenmesinin kanunen suç olduğunu, eğer buna engel olunmazsa derginin sonraki sayısında bunların isimlerini tek tek açıklayacağını belirtir. İkinci sayıda da dediğini yapar ve Sabahattin Ali, P.Naili Boratav, Nazım Hikmet ve bazı isimleri açıklar. Bahsedilen Milli Eğitim Bakanlığıdır. Bakan Hasan Ali Yücel´dir. Sabahattin Ali, kendisini vatan hainliği ve komünist olmakla suçlayan Nihal Atsız´a Hasan Ali Yücel´in de teşvikiyle dava açar. İkinci duruşma 3 Mayıs´ta yine Ankara´da görülecektir. O gün üç dört bin kişilik bir üniversiteli genç de duruşmayı izlemeye gelir. Salona sığmayınca Atsız´ın lehinde komünistlerin aleyhinde sloganlar atarak Ulus´a doğru yürüyüşe geçerler. Polisin sert müdahalesiyle karşılaşırlar. Karakolda ifadeleri alınıp serbest bırakılırlar. Birkaç gün sonra ,19 Mayıs 1944´te Gençlik ve Spor Bayramında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Türkçüleri suçlayan ve ağır hakaretler içeren uzun bir bayram konuşması yapar. Akabinde Atsız ve 23 arkadaşı tutuklanıp yargılanır, çeşitli cezalara çarptırılırlar. Tabutluk denilen dikey beton hücrelerde işkenceye maruz kalırlar. Resmi görevlerinden uzaklaştırılır, aileleri büyük sıkıntılar yaşar. Temyiz Mahkemesinde tamamı beraat eder.
Değerli okurlar, beni kimsenin siyasi ideolojik tercihi ilgilendirmiyor. Herkes seçiminde özgürdür. Ama devletimi yönetenlerin harakirisine sessiz kalamam. Devletlerin milli politikaları vardır. İktidarlar değişir, bu politikalar bir bayrak yarışı gibi nesilden nesile devam eder . Bu bir beka meselesidir. Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine baktığınızda orada Türk milliyetçiliğini görürsünüz. Atatürk´ün vefatına kadar yönetim kadrolarının hepsi Türkçüdür. Hatta 5 Ağustos 1942´deMillet Meclisinde yaptığı konuşmada;? Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük sadece bir kültürve vicdan meselesi olduğu kadar, aynı zamanda bir kan meselesidir.? Diyecek kadar Türkçüdür Başbakan Ş.Saraçoğlu.Her şey 2.Dünya savaşındaki gelişmelere göre şekillenmeye başlar. Cumhuriyet Gazetesi Hitler´i, Nazileri överken, Ulus Gazetesi Rusya ve Stalin´i destekler.
Rüzgar değişince değişenler, birden sosyalizme yelken açıp Atsız ve diğer Türkçüleri ırkçılıkla Turancılıkla suçlamaktan hicap duymamışlardır. Oysa o gerçek ve samimi Türkçülerin tek gurur kaynağı atalarının tertemiz kanıydı. Bir insan kendine komünist diyor, o fikirleri savunuyorsa, üstelik o tarihlerde Anayasamıza göre bu ideoloji yasaksa, bunu söylemek niye hakaret olsun ki? Siz bir tane Türkçünün, Türk Ocaklının kendine faşist denmesinden memnun olduğunu duydunuz mu? O halde kavramları doğru kullanalım, birbirimizi doğru anlayalım. Açık konuşalım; bir insan çok iyi bir edebiyatçı, şair yazar olabilir, çok tanınmış bir bilim adamı veya siyasetçi olabilir. Ama milletine ihanet edemez, bunlar devletin baş tacı edilemez. Atatürk´e hakaret eden, Türk milletinin değerlerine sırt çeviren, yüzbinlerce Türk ölüme sürgün edilirken Stalin´ine yoldaşlığın dayanılmaz hafifliğinden mutluluk duyanlara karşı ne yapacaktı milliyetçiler, alkış mı tutacaklardı!? Rusya´nın talebiyle Azeri mültecileri elimizle teslim ettik CHP´nin tek parti iktidarında, Milli şef İnönü´nün Cumhurbaşkanlığı döneminde! Ne diyordu o kardeşlerimiz: Bizi Stalin´e teslim edeceğinize siz kurşunlayarak öldürün, yeter ki ona teslim etmeyin.? Boraltan Köprüsünün öteki tarafında kopan çığlıklarını da duymayalım, ayağa kalkmayalım mı?
ABD varken, AB ülkeleri birliklerini kurarken, Arap Birliği için ülkemiz bile yardımcı olurken Türklerin birleşmesini istemek neden suç oluyor, Turancılık neden tehlikeli bir fikir gibi algılanıyor? Bir TÜRK için; Türk Cumhuriyetleri ortak para biriminin sağlanmasını, ortak bir bankanın fon ve kambiyo sisteminin oluşturulmasını, ortak bir alfabe ve lehçede buluşulmasını, Türk dünyası spor, sanat, kültür, bilim olimpiyatlarının gerçekleştirilmesini, vizesiz seyahatın başlamasını ,ortak bir askeri gücün tesis edilmesini istemek başkalarını rahatsız etse de bir Türk için bunlar bizim en doğal hakkımız dedeğil midir? Ben Turancılıktan bunları anlıyorum. Atsız ve arkadaşlarının istedikleri de bunlardı. Ve bunların bazıları bugün artık gerçek oldu, dava adamlarımızın çektiği çileler ise bizim de yolumuzu aydınlatan ışık oldu. Nurlar içinde yatsınlar.
Bir zamanlar bir ATSIZ varmış, var olsun. Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin. -------Ahmet Acaroğlu-----