Özel hesabından alıntı

Bilmem, koruk suyu ile pişirilmiş bamya yediniz mi? Ya da, koruk suyu ile yapılmış bir salata. Eğer, yakın zamanda yediyseniz; Benden talihlisiniz. Zira, ben neredeyse elli yıldır yemedim. Evlerin bahçeli, bahçelerin asmalı zamanlarıydı. Bahçenizde asma yoksa da, komşunuzda var zamanları... O zamanlar her şeyi ayni anda satan market zincirinin halkaları yok. Ekmek: büyüklerimizin "Demokrat Cavit" dedikleri "Mücadele fırını" sahibi Cavit Şirinbaş'tan, et kasap Adil amcadan alınır, limon için ta, hal'e gidilirdi. Hal: Dediğime bakmayın, birkaç balıkçı, bir-iki kasap, yine birkaç manavdan ibaret küçük bir çarşı idi. İki istisna dükkan vardı, terzi ve berber. Yani, Peştemalcı caddesinde de, Çiftlikönü'nde de, Tatavla dediğimiz Aydoğdu mahallesinde de ikamet etseniz; ekmek için fırına, et için kasaba, limon için hal'e gidilirdi. Bu ise, hatırı sayılır bir yol ve zaman demekti. Bu koruk suyu ile yemek pişirmek , veya salatayı tatlandırmak buraya özgü bir adet mi idi? yoksa zaruretlerin getirdiği bir alışkanlık mıydı? hatırlamıyorum. Limon mu pahalıydı? hal'e gitmek mi zordu? yoksa; koruk suyunun rayihası mı daha mı hoştu? bilmiyorum. Ama, tanıdığımız herkes öyle yaptığına göre, tek sebep yokluk-yoksulluk olamazdı. Oysa bu gün, mevsimindeki en körpe ve pahalı bamya, en iyi limon, en rafine yağ da olsa; bu gün o tadı bulamıyorum. Sonra düşünüyorum da; özlediğim koruk suyu mu, yoksa o çocukluk hatıralarım mı?. acaba, koruğa haksızlık edip taşıyamayacağı bir sorumluluk mu yüklüyorum? Tek katlı iki katlı bahçeli, ağaçlı-asmalı, kedi-köpek, tavuk, kumru ve kırlangıç'lı hayatlarımız vardı. Önce, tamah girdi hayatımıza ardından da müteahhit. Onlar hayatımıza girince, önce asma ve koruk çıktı hayatımızdan, sonra o asmaya konan kuşlar. Artık her sokakta bir market, market raflarında her markadan bamya konserveleri, her mahalle de manavlar var. Ama ne asma ve koruk, ne koruk suyuyla bamya pişiren anneler kaldı hayatımızda, ne de ağzımızın tadı.. Keşke hayatımızdan çıkanlar koruk suyu kadar basit, telafi edilir şeyler olsaydı. Sadece hayatımızdan çıkan bunlar değildi elbette. Akrabadan yakın komşuluklar, eski bayramlar, Hıdrellez gibi ortak güzellikler, ve eski lezzetler de çıktı. Lezzetler dedim de; Onları, küçük şehrimin tevazu içindeki büyük markaları olarak hatırlıyorum. Malik amcanın simidi, Çengel Hüseyin'in nohut mayalı Ramazan çöreği, Kelek Mustafa'nın Şam tatlısı, Paçacı Veysel'in ve Baterist Halim'in naraları, Hasan'ın kokoreci, Demirbaş'ların Ciğer sarması, Pis Bekir'in çorbası, Demokrat Cavit'in ve Destereciler'deki Kirkor amcanın koltuk ekmeği, Özcan'ların koyun yoğurdu, Adem Baba'nın kuru fasulyesi, Arnavut Esat'ın bozası, Börekçi Hüseyin'in böreği, kör Yahya'nın salep ve turşusu Davut Aga'nın kırmızı şuruplu su muhallebisi ile dondurması, Makaracı Yaşar'ın çıngırak sesi, Goli Mustafa'ın dilden dile anlatılan nükteleri, yumurta tokuşturanlar, yalancı Ahmet'in masum yalanları ve daha niceleri.. Damağımızda tat ve hafızamızda güzel izler bırakan güzel insanlar, asma gibi, koruk suyu gibi sessizce hayatımızdan çıktılar. Şimdi düşünüyorum da; meğer hayatımızdan giden sadece asma ve koruk ile koruk suyunda bamya değilmiş. Onlarla beraber neler çıkmış hayatımızdan. Elbette her devrin kendine has güzellikleri ve artıları vardır. Ben, sadece yaşadığım ve hatırladığım dönemin güzelliklerine olan özlemimi dile getirdim. O kaybettiğimiz güzel insanları da, ismini hatırlayamadıklarımı da rahmet ve minnetle anıyor, yaşayanlara da ömür bereketi diliyorum. Selam ve muhabbetle . ............................................................. Yahya kaptan