Hangi konuda olursa olsun,bilebildiğimiz; gördüklerimiz,duyduklarımız ve okuduklarımızdan ibarettir.
Her şeyi görmemiz veya duymamız mümkün olmadığına göre bildiklerimizin çok sınırlı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Benim asıl üzerinde durmak istediğim ise okuduklarımızla ilgili.
Fransız düşünürü Alein; "Aslanın vücudu yediği hayvanlardan oluşmuştur." der. İnsanların düşünceleri de okuduğu kitaplarla şekillenir. Bizler çocukluk çağlarımızdan itibaren hayatımızın çeşitli evrelerinde önce ailemiz,sonra öğretmenlerimiz ve arkadaşlarımızdan etkileniriz. Gençlik romantizmiyle şekillenen dünya görüşümüz bizi bir fikrin bazen aşığı, bazen de militanı haline dönüştürür. Gurup psikolojisi veya mahalle baskısıyla robota dönüştüğümüzün farkında bile olamayız. Artık okuduğumuz yazarlar,sevdiğimiz şairler,aldığımız gazete,dinlediğimiz şarkılar,söylediğimiz marşlar vardır.Bir tarafızdır artık.Farklı tercihleri olanlar da başkaları.O başkalarını bazen düşman olarak görür,bazen hain diye damgalar,ama hep ötekileştiririz.
Tek taraflı okumaların prangalarından kurtulmadıkça mutlak manada fikir hürriyetinden bahsetmemiz mümkün değildir. İnsan belli bir yaşa gelince düşünceleri de olgunlaşıyor.Hayata dair her şeye daha eleştirel bir gözle bakmaya başlıyor. Yani bakabilmeliyiz dersem daha doğru olacak.
Kendi hayatımdan örnekler vermek istiyorum. Gençlik yıllarımda dini ağırlıklı kitaplar okuyor,sohbetlere katılıyordum. Milliyetçi muhafazakar düşüncelerim ülkücü dünya görüşüne evrildi daha sonra. O yıllarda bize sağcı diyorlardı.Bir de devrimciler vardı çeşitli fraksiyonlarıyla. Onlara da solcu diyorlardı. Necip Fazıl bizimdi,Nazım Hikmet onların. Onlara sorarsan Necip Fazıl gerici,yobaz,dinci. Bize göre de Nazım Allahsız,Marksist,komünist. Sağcılar Tercüman,Hergün gazetesi okur,solcular Cumhuriyet,Yeni Ortam. İki kutuplu bir dünya. Kitapla ve okumayla arası iyi olmayan bir sağ, kitabı ve sanatı propagandanın bir silahı gibi gören ve çok okuyan bir sol. Ama herkes kendi cephesinin yazarlarıyla şekillendiriyordu düşüncesini.
At gözlüğü takan aydınlar değil miydi yıllarca bu ülkenin sorunu? Hep tek taraflı baktılar olaylara, bir ideolojinin emrine verdiler kalemlerini.Hem kendilerine yazık ettiler,hem de gencecik beyinlere. Normal değil mi bu diye soruyorsunuz belki kendinize. Elbette herkes inançlarını başkalarına ulaştırarak inandıklarının egemen olduğu bir dünya düzeni kurmak ister.Ama bunu yaparken gerçekleri olduğu gibi aktarma namusu ve dürüstlüğüne de sadık olmalıdır aydınlar. Yarım gerçek yalandır çünkü.
Büyük şair Nazım'ın 119. doğum yıl dönümüydü Cumartesi günü. Bir televizyon kanalındaki programı izledim zevkle. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da program konuğuydu.Ünlü edebiyatçılar ve sanatçılar telefonla bağlanıp Nazım'a övgülerini dile getirdiler. Türkçenin şairi dediler,Kurtuluş Savaşı Destanımızın en güzelini o yazdı dediler,Anadolu'ya aşıktı dediler,İstanbul şairi dediler,hasretin şairi dediler,barışın emeğin şairi dediler.Daha başka güzel şeyler de söylediler. Ha bir defa da komünist olduğunu söylediler galiba.
Ama mesela; Atatürk'le arası niçin bozuktu, TKP'li Mustafa Suphi ve arkadaşlarının öldürülmeleri üzerine yazdığı şiirde Atatürk'e nasıl hakaret ettiğini, Atatürk'ün ona niçin" Büyük mikrop" dediğini,Atatürk'ün affı ile cezaevinden kurtulmasına rağmen niye Rusya'ya gittiğini,Menderes'in genel affına rağmen 1950 yılında bir Romen şilebine atlayarak önce Romanya'ya ,ardından da yine Rusya'ya kaçtığını,Anadolu hasreti çekmesine rağmen ,niçin Rusya'ya vardığında ;"gerçek vatanıma kavuştum."diye sevinç çığlıkları attığını,Rus politbüro üyesi KGB ajanlarının onu Sovyet işgalindeki Türk coğrafyasında komünizm propagandası için nasıl şehir şehir gezdiripTürkiye aleyhinde konuşmalar yaptırdıklarını anlatmazlar.Budapeşte radyosunda Stalin yoldaşının ölümüne ağlayan şairin Atatürk'ün ölümüne dair bir mısraı var mıdır?
Bakın Nazım'ı sevenlerin çoğu onun bir kitabını alıp okumamışlardır.Nazım'a ilginin asıl nedeni ideolojiktir.Çünkü o su katılmamış bir komünisttir,Stalin hayranıdır ve 24 saat Marks,24 saat Lenin,24 saat Engels okuduğunu yazdığı şiirlerde kendisi söyler. Bütün bunları bilmeme rağmen benim kitaplığımda ona da yer vardır. Ben onu ideolojisi için değil,ana dilimde güzel şiirler yazdığı için sevmiş,davası için hapisler yatacak kadar idealist , mücadeleci ,kararlı oluşundan dolayı bende takdir uyandırmıştır.
Prof.Mehmet Kaplan şiir tahlillerinde ;"devir-eser-şahsiyet" analizlerine önem verir. Nazım'ı da,hangi cenaha mensup olursa olsun başka yazar ve şairleri de bu metotla değerlendirmek gerektiğine inanıyorum. Nazım'ın da hayatının farklı dönemlerinde birbiriyle çelişen çok farklı anlayışlara sahip olduğunu belirtmem gerekiyor.Ailesinin Mevlevi dergahına mensubiyeti dolayısıyla ,gençliğinde maneviyata değer veren, Fatih Sultan Mehmet ve Ayasofya camisi için muhteşem bir şiir yazan o mavi gözlü şair, Bolşevik devriminden 5 yıl sonra gittiği Rusya'daki Doğu Komünist Üniversitesinde rota değiştirip materyalizmin havarisi olup bütün manevi değerlere saldırmaya başlar.
Herkes ekonomik,ideolojik ve siyasal tercihlerinde hürdür.Nazım'ın veya Necip Fazıl'ın dünya görüşleri kendilerini bağlar. Fakat insanlar sevdiklerinin kusurlarını görmez,görse de toz kondurmaz,onları bir meziyetmiş gibi görmeye çalışırlar. Bu tavır ise gerçeği çarpıtmakla eş değerdir ve ileride bize hayal kırıklıkları yaşatabilir. Nazım düşüncelerinde samimiydi. Komünizm onun için; huzurun, barışın,emeğin ,kardeşliğin ,adil paylaşımın umuduydu. Ama öyle olmadığını , komünizmin Sovyet emperyalizminin ve kızıl ordunun bir aracı olduğunu geç de olsa gördü ve devasa bir pişmanlığın göz yaşlarını sevenlerine miras bıraktı.
12 Eylül faşizminin hedefinde suç unsuru kabul edilip evlerden çuval çuval toplanan ve yakılan kitaplar da vardı. Ararlarsa bulamasınlar diye sakladığım kitapların içinde Nazım'ın kitapları da vardı.Ve Alpaslan Türkeş 1994 yılındaki 4.Parti Kongresini bölücülere karşı milli blok oluşturmak amacıyla onun şiiriyle açmıştı.Ben de oradaydım,tüylerim diken diken olmuştu.
"Dört nala gelip uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde
Dişler kenetli
Ayaklar çıplak
Ve bir ipekli halıya benzeyen bu toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim."
Dostlar değerlerimize sahip çıkmalıyız.Görüşlerimiz farklı olabilir.Mücadeleyse sonuna kadar mücadele. Sevmekse ölesiye sevmek benimsediklerimizi. Ama doğruları bilerek.O zaman sevgilerimizin de,nefretlerimizin de mayası sağlam olur. O'nun doğum yıl dönümünde Nazım'la ilgili gerçeklerin bilmediğiniz yarısına katkım olduysa kendimi mutlu hissedeceğim.Çünkü yarım gerçek yalandır. -----------Ahmet Acaroğlu----------