Dini ve milli bayramlar, ortak duyguların, töre ve geleneklerin daha coşkulu yaşandığı, millet olma bilincinin pekiştiği özel günlerdir.

Dini ritüeller ve bayramlar farklı milletleri ümmet kardeşliğine nasıl kanatlandırıyorsa, milli bayramlar da bizi aynı kader birliğinde buluşmaya, aynı heyecanlarla kucaklaşmaya ve ulusal reflekslerle milli ülkülerde kenetlenmiş bir ruh olmaya hazırlar. Milli bayramlar toplumun tarihsel hafızasını canlı tutar, birlik ve beraberliğin çimentosunu oluştururlar. Henüz bağımsızlığını kazanamamış halkların kutlayacakları ortak bir bayramları yoktur. Yani bir anlamda milli bayramlar özgürlük mücadelesiyle hak edilmiş çok anlamlı ve çok özel günlerdir. Cumhuriyet bayramının büyüklüğünü, Kurtuluş bayramlarının uyarıcı mesajlarını, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının müstesna anlamını bir düşünün. Daha Cumhuriyet ilan edilmemiş. Vatan derdine düşmüş yiğitler. Her taraftan kuşatılmış mübarek vatan toprakları. Acz içinde bir hanedan. Amerikan mandasını mı kabul edelim, İngiliz himayesine mi girelim alçaklığını tartışan Reisi Damat Ferit olan yönetim. Sanıyorlar ki memleket aile şirketi. Halife de onlarla beraber olunca kim karşı çıkabilir alınacak teslimiyet kararına. Ordu dağıtılmış, ekonomi batmış, cephane bitmiş. Ama bilirsiniz dostlar, gecenin karanlığının zirve yaptığı an, şafağın aydınlığını hisseder kalpleri vatan diye çarpanlar. Sabah ezanları zafer çağlayanlarına dönüşür imanlı gönüllerde. Ben inanmam Bandırma vapurunun çürük çarık olduğuna. Yalnız vahşidir Karadeniz'de dalgalar. O dalgalarda bir fındık kabuğundan farksızdır kocaman gemiler bile. Karanlık deryada ine çıka yol alan o mübarek vapur, içinde güneşi taşıyordu Samsun'a. İstanbul ne kadar karanlıksa, Samsun o kadar aydınlıktı . Bu Mustafa Kemal aydınlığı idi. Samsun'da ateşlenen meşalenin kıvılcımları çoban ateşlerine döndü birden Anadolu'da. İnandı ona mayası tertemiz, yüreği korkusuz olanlar. Bir yanda Kuvvacılar, kalpaklılar, diğer yanda İngiliz muhipleri, Amerikan mandacıları, yerli alçaklar. 19 Mayıs 1919 Samsun'da ilk adım. 23 Nisan 1920'de Ankara'da Büyük Millet Meclisi. "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Bağımsızlık benim karakterimdir." diyordu bu cesur Harbiyeli. Zafer; inananlara ilahi bir armağandır. O TÜRK MİLLETİ'ne inandı, TÜRK MİLLETİ de O'na. Sayısız defa sunucu oldum milli bayramlarda. İlçe Milli Eğitim müdürlerine ve Kaymakamlığa yazılı bir metin versem de doğaçlama sundum bayramları. Coştum, coşturdum kalabalıkları. Duygulandım, ayağa kaldırdım, ağlattım tribünleri. Çünkü anlattığım o bayramları yaşıyordum ta iliklerime kadar. Mesela;19 Mayıs'larda Cahit Külebi'nin " ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞINDA " kitabındaki şiirlerini yorumlarken ruh adam olup uçuyordum. Biliyorsunuz eskisen bayramlara halkın çok büyük ilgisi vardı. Mülki amirlerin tamamı, kurum müdürleri, dernek başkanları, bütün okullar katılıyordu. Müthiş bir sinerji, tarifsiz bir coşku yaşanıyor, milli duygular tazeleniyor, birlik beraberlik pekişiyordu. AKP iktidarı bayram törenleri yönetmeliğini 2012 yılında bir genelgeyle değiştirdi. Çelenkler kısıtlandı, protokoldeki katılım sınırlandı. Milli bayramlar farklı bakanlıkların sorumluluğuna bırakıldı. Okullar törenlere sembolik bir öğrenci grubu ile katılmakta, veliler ise bayramları neredeyse unutmuş görünmektedir artık. Eski heyecan, coşku ve ruha hasret kalmış durumdayız. Milli bilinç günden güne zayıflarken, tarikat ve cemaatların uyduruk Kutlu Doğum törenlerine, sözüm ona sahte Türkçe olimpiyatlarına koşarak giden kamu görevlilerini hep içim burkularak izlemişimdir. Şu an elinizde tuttuğunuz gazetede, Yenigün'ün 20 Mayıs tarihli sayısında manşetteki bir haber beni daha da ürküttü ve üzdü aynı zamanda. Bayram dolayısıyla üç parti ( CHP,AKP,DP) Atatürk anıtına çelenk koyup, saygı duruşunda bulunuyor ama hep ayrı saatlerde. Hayır bu böyle olamaz. Bize bu bayramları hediye edenler cepheye hep birlikte, aynı marşları, aynı türküleri söyleyerek gittiler, şehadet şerbetini birlikte içtiler, cennete birlikte uçtular. Onların torunları milli bayramlarda bile beraber olamıyor, ayrışıyorsa yazıklar olsun. Bu gidişat hayra alamet değildir. Bugün bayramda bir araya gelemeyenler, yarın vatan savunmasında nasıl omuz omuza olacaklar?! Eski bayramları özlüyorum. Kusura bakmayın ruhumda fırtınalar koptu yine. Samsun'dayım sanki sabahın ilk ışıklarında. Gözlerim Karadeniz, sahillerim hırçın dalgalarla ıslak." Gel diyorum, sarı saçlım, mavi gözlüm. Bir daha gel Samsun'dan. Hallerimizi bir gör. Nerde, nerde, nerdesin ey dost."