Sen de korkmasaydın bu kadar mutlu olmaktan ve bilseydin gamzeli gülüşünün  sana ne dayanılmaz bir güzellik kattığını. İdeolojik bir anafora kurban etmeseydik hikâyemizi keşke…

Değerli dostlar bu hafta daha önce "Misafir Kalem" olarak paylaştığım yazılarımdan beğendiklerimi burada da paylaşmayı uygun gördüm. Sizlere iyi okumalar. KEŞKE Giriş bölümleri çok farklı iki hikaye gibiydik biz. Birimiz kuzeyin orman gülü, diğerimiz batının ayçiçeğiydi sanki. Farklı ağızlarda ve farklı makamlarla söylenen bir ezgi gibiydik yani. . Bende hala silinmez izleri olan güzel günler paylaştık. O güzel günler ne kadar da çabuk yaşandı ve bitti. O güzelim günlerde ulu orta muhabbetler edeceğimize ıslak ıslak bakışarak nemli kirpiklerimize söyletebilseydik şarkımızı keşke. Sen bana sadece yüklemlerden oluşan cümleler fısıldasaydın. Emir cümleleri gibi. Gel, al, ver, bak, sev gibi. Biraz da eksiltili cümleler söyleseydin. "Ah bir deniz kıyısında, buralardan uzak." gibi. Sonra da eksiltili cümlelerinin beni nasıl yarım bıraktığını gözleyebilseydin. En sonunda öğrenebilseydin yaz güneşinin nasıl yakıp kavurduğunu, kış gecelerininse nasıl ayaza kestiğini. Nihayetinde birlikte yükselip yıldızlara oradan bakabilseydik dünyadaki resmimize keşke. Suyun ateşi söndürdüğünü, ayrı ayrı yerlerde mütemadiyen akan nehirlerin aslında okyanuslarda buluştuğunu birlikte idrak edebilseydik. Islak topraklardan elimize bulaşan çamurları aynı derede yıkasaydık. En güzel tohumların çatlak topraklarda çiçeklendiğine birlikte şahit olsaydık keşke. Nedense iki ayrı kavganın, iki ayrı dünyanın tarafı olmak düşmüştü kaderimize. Neyi değiştirebildik ki? Bir yudum kahveyi zehretmeseydik birbirimize. Aynı fincana dokunsaydı mahzun dudaklarımız. Diyeceğim o ki umutlarımız bir bir zehrolmasaydı içimizde keşke. Sen suda yüzen nilüfer tazeliğinde yaşarken hayatı, ben kurak toprağın yağmura kavuşma anı gibi ıslak tuttum kirpiklerimi bir ömür. Yıllar sonra orman güllerinin sarısıyla ayçiçeğin sarısını kıyaslamaya kalkışmasaydık keşke. Oysa ben geniş zamanlar ummuştum kulağına şiirler fısıldamak için. Olmadı. Uçurtmamız tellere takıldı. İpi kopan uçurtma gibi çaresiz kalmasaydık keşke. Sen de korkmasaydın bu kadar mutlu olmaktan ve bilseydin gamzeli gülüşünün sana ne dayanılmaz bir güzellik kattığını. İdeolojik bir anafora kurban etmeseydik hikayemizi keşke. Sonunda kahve değil, öfke döküldü o tertemiz sayfalarımıza. Mutluluk şarkıları söylemeyi umarken, vehmin kıvılcımları tutuşturdu kitabımızın sayfalarını. Olmasaydı sonumuz böyle keşke. Ben Musa cesaretiyle koşarken suya, sen İbrahim teslimiyetiyle yürürken ateşe gördüğümüz bir serapmış aslında. Bu seraba aldanmasaydık keşke. Sabahattin Ali " Çakıcı´nın İlk Kurşunu" kitabında "Birbirlerine bu kadar yakın kimselerin buluşması enderdir. Biz tesadüfün bu lütfunu tekmelemeyecek kadar zeka gösterelim. Ne dersin?" der. Ne hoş bir tespit. Ne kadar da bizi anlatıyor. "Başka sevgilerde teselli bulunca işte biz o gün tükeneceğiz." şarkı sözlerini mırıldanırken " Birbirimize gönül koymadan "Bu sonu hazırlayan ilahi bir yazgıydı; böyle olması gerekiyordu, böyle oldu." diyerek teselli bulsaydık keşke.