Nüfusun yarısı güzel olana çirkin, çirkin olana güzel diyebilmektedir. Partizanca yaklaşımlar sebebiyle; suç kavramı, iyilik kavramı, hak-hukuk, yalan ? dolan kavramı dümura uğradı.

Türkiye´ de milliyetçi, cumhuriyetçi, parlamenter sisteme bağlı Konuşan insan tipi gitti, yerine Tek Adam rejimi geldi. Motor tıkandı, araba yürümüyor, her kafadan yükselen homurtulu seslerle saygısızlık, nezaketsizlik, ahlaksızlık aldı başını gidiyor. Nüfusun yarısı güzel olana çirkin, çirkin olana güzel diyebilmektedir. Partizanca yaklaşımlar sebebiyle; suç kavramı, iyilik kavramı, hak-hukuk, yalan ? dolan kavramı dümura uğradı. Adama desen ki, Ahmet kardeşim ceketini ters giymişin! Hayır, esas böyle giyilmesi gerekir seninki ters cevabını alabilirsiniz. Mehmet Kardeşim, saçın başın karışık, evden acele çıktığın belli, taramamışın, bi´ düzelt!  Dediğinde, benim saçım düzgün asıl seninki karışık diyebilir. Durum vaziyet bu kadar vahim.  Biz buraya nasıl ve nereden geldik? Basit bir tespitle cevaplayayım: Bir siyasi partiye her seçimde çok büyük yetkiler verdik de onun için bu raddeye geldik. Benim şahsi düşüncem budur. 7 Haziran 2017 genel seçimlerinde 256 milletvekiline düşen AK Parti bu sonucu kabullenemedi ve halkı yeniden HDP ile koalisyon kurmak pahasına, 1 Kasım erken seçime götürdü. Velhasıl, halk olarak bizler de dengeyi elden kaçırdığımızı kabul edelim. Her seçimde galip gelen parti kısmi bir mağlubiyeti bile hazmedemiyorsa orada iyi bir sistem var denemez.  İstanbul örneğinde olduğu gibi akıl almaz direnişlere şahit olmaya hala devam ediyoruz. Mesela,  AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, İstanbul sonuçları için; ?Hiçbir şey olmasa bile diyoruz ki kesinlikle bir şeyler oldu...?  Bu lafı nereye koyarsınız, nasıl düzeltir, nasıl anlarsınız? Şimdi başka bir garip açıya geleceğim... Her ülkede, her insan için ideal olan rejim demokrasidir, öyle eğitim aldık, öyle inandık. Demokrasi dışında hiçbir şey güzel olamaz, doğru olamaz, ideal olamaz! Değerli okurlarım; AKP´ li Yavuz´ dan sonra müttefiki olan MHP´ li Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım da şu garip dileğini bize emretti; "CHP´nin asıl hedefi İstanbul´u yönetmek değil, tek adam rejimini devirip demokrasiyi getirmek. Buna müsaade etmememiz gerekir." Demokrasiyi geri getirmek olmaz, demokrasiye dönülmesine izin vermeyelim, diyor beyefendi.  Hadi bunlar ikinci sıradaki adamlar, en tepede oturan Sn. Erdoğan´ ın, 21.10.2017´ de İstanbul için söylediği, ?Biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hala da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum.? Sözü neydi?  Bunu itiraf gibi söyledikten sonra halk size niye reyini versin Sn. Erdoğan? Vermediği zaman cezalandıracak mısınız 16 milyonu? Nitekim de vermedi.  İşin bir de alaycılık kısmı var; AK Parti İstanbul milletvekili ve Grup Başkan Vekili Akbaşoğlu;  ?Asgari ücretle geçinen 5 kişilik bir aile 3 öğün çay simit tüketirse, ay sonunda 1120 tl cebinde kalır.? Dedi. Bu zata: Dur, sus, düzeltme yap! Diyen de olmadı. 5 kişilik 1 aile için günde 3 öğün, 1 ay boyunca çay simit yemesini ciddi olarak tavsiye edebiliyorsanız halk bunu görür ve dudağını büker. Ekrem İmamoğlu´ nun herkes aynı yemeği yiyecek, birine antrkot, birine musakka olmaz felsefesine Akbaşoğlu´ nun aklı çoktan yatmış ama yukarı satırlardan beri diyorum ya, tersten! Evet? Terse döndük; mantık, izan, akıl? Ters olduk. Biz buraya her seçimde bir partiye büyük yetkiler vere, vere geldik. Kabahat yetki alanda değil, kabahat kantarın topunu kaçıran bizlerde!