İSTANBUL'UN FETHİNE YENİ YENİ YORUM!

  29 Mayıs 1453' de İstanbul Türk Milleti tarafından feth edilmiştir. Üzerinden 562 yıl geçti. Ve İstanbul Türklerin himayesindedir. Peygamber Efendimiz, Onu feth eden kumandan ne güzel kumandan, onun askeri ne güzel asker” diyerek Asil milletimizi ve onun kumandanı Fatih Sultan Mehmet'i 850 yıl evvelinden övdü. Türk milleti böylece övülen millet sıfatına haiz oldu. Haliyle, Fatihi hazırlayan hocalar da bu övgüden vareste tutulamaz. Ama asıl mesele başka! Ortada henüz Osmanlı yokken; İstanbul, Doğu Roma`nın başkenti Konstantiniyye olarak varken bu beldenin Peygamberimizin lafzına konu olma sebebi neydi? Bunu çözersek beraberinde çok şeyler de açığa çıkacaktır. Olayın özünde Miraç var. Oradan başlamalıyız. 621 yılında Peygamber Efendimiz Miraç'a çıktı ve takribi 16 ay sonra da Medine'ye hicret etti. Miraç esnasında semada seyr-ü sefer halindeyken İstanbul'dan yükselen bir nur, bir ışık Peygamber Efendimizin dikkatini çekince bunu Cebrail (AS)` a sordu ve Cebrail (as) da oranın Konstantiniyye olduğunu ifade etti. Peygamber Efendimiz, bu güzel beldenin (Beldet`ül Tayyibe) kendisine nasip olup olmayacağını sorduğunda (Sana değil ama ümmetine nasip olacaktır) cevabını aldı. Miraç'ın akabinde de İstanbul'un fethiyle alakalı bilinen o meşhur hadisini buyurdu. Şimdi hafif bir fikir jimnastiği yapalım: Peygamber Efendimiz Miraç' tan hangi müjdeyle inmişti? 1)      5 vakit namaz, 2)      Ümmetinin (şirk koşmamak şartıyla) af edileceği, 3)      Ve Bakara süresinin son iki ayeti…(Amener Resulu) Başka? Temaşa ettiği İstanbul' un Fethini müjdelemesi oldu. Gelelim daha iç mevzuya! İstanbul'dan yükselen o ışık, o nur neyin nesi olabilirdi? Tabut-u sekine olayı bu işin bir parçası mıdır? İlgili ayet şöyle diyor: Bakara suresi 248. ayet meali: "Peygamberleri, onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun, Onun hükümdarlığının alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir sekine (sükûnet, gönül rahatlığı), Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir bakiyye (kalıntı) vardır. Onu melekler getirecektir. Eğer iman etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardır." Demek ki ortada bir tabut var ve onun içinde de kutsal emanetler bulunuyor. İşte o tabutun varlığı Kur`ana göre önemli bir alamet, kesin ve önemli bir ibret olmaktadır. Şu anda nerede bu tabut? Neden 500 yıl kaybelmiş ve hala neden gayp durumunda? Konuyu uzatmayacağım, araştırma meraklısı olanlar için Google`de arama motorlarıyla hakkında çokça bilgilere rastlamanız mümkün! Meleklerce taşınan ve korunan Tabut-u sekine Ayasofya' nın karanlık dehlizlerinde mi muhafaza ediliyor dersiniz? O nur, o ışık oradan yükselmiş olabilir mi? Sebe süresinin 15 ayeti bu konuya büyük destek vermekte: Andolsun ki Sebe` kavmi için oturdukları yerde bir ibret vardı: Sağ ve soldan iki bahçe! (onlara): Rabbinizin rızkından yiyin de O`na şükredin, ne güzel bir belde ve çok bağışlayıcı bir Rab!" Buradaki açıklamalardan başka, İstanbul için de Beldetül Tayyibe (Güzel belde) denildiğini, bu deyimin ebced hesabıyla Hicri 857' yi gösterdiğini, bunun da bugünkü takvimde karşılığının 1453 olduğunu Molla Cami gibi alimler anlatmaktadır. Bu konuda da geniş bilgiler var. Kutsal emanetleri içinde barındıran ve melekler tarafından taşınan Tabut-u sekine'nin İstanbul'da ve Ayasofya Camisinin altında ilahi bir muhafaza altına alındığını bir tarafa yazarsak, Peygamber Efendimizi Medine'de kendi evinde 6 ay misafir eden Eyüp Sultan El Ensar-i Hazretlerinin 90 küsur yaşında neden İstanbul' un fethine katıldığını, Ben şehit olursam beni surlara en yakın yere defnedin” vasiyetini neden yaptığını daha iyi kavramış oluruz. Zaten diğer kutsal emanetler de hemen 200-300 metre ötede Topkapı Sarayında 1521'den beri muhafaza altındadır. Bu emanetler Mısır'da Abbasi Halifesinin uhdesinde ve Memluk Türk Devletinin korumasında bulunuyordu. Daha öncesinde Abbasi Halifeleri Me' mun ve Mu` tasım da Türk askerleri tarafından korunan bir beldede oturuyordu. Yani özetlersek… İslam'ın kutsal emanetleri nasıl ki Türkler tarafından korunarak sonunda İstanbul'a getirilmişse, İslam'dan önceki kutsal emanetler de yine tarihin en büyük simgesi olan Ayasofya' da muhafaza altına alınmıştır. Biri gizli, biri açık! (Doğrusunu elbette Allah bilir) İşin ilginci ise her iki kutsal emanetin Türklerin uhdesinde olması! Bu bilgiler ışığında İstanbul' un fethinin ne anlama geldiğini derinden düşünmenizi sizlerden istirham ediyorum. Düşünün ve tefekkür edin ki bu bilgilere rağmenTürklük aşağılanabilir mi? Çeşitli bahanelerle onun Yüce adı oradan buradan silinebilir mi? İstanbul' un Fethini bu duygu, bu inanç, bu düşüncelerle yazıyorum ve fethi olayını kutluyorum. Fethin sahibi Fatih Sultan Mehmet gibi İstanbul'u düşman işgalinden kurtaran Atatürk' ü de nasipli görüyor Onu da bu vesileyle minnet ve rahmetle anıyorum.  Fethi mübin daim olsun, kıyamete kadar yaşasın. Ne Mutlu Türk` üm Diyene