Hamdetmek; Tanrı’ya bir şükran nişanesi, bir memnuniyet arzıdır.

Yaratıcıyı ululamak, övmek amacıyla kullandığımız, Arapçadan dilimize geçmiş bir sözcüktür. Bu kelimenin TDK üzerinden anlamı ise, 'Halinden memnun olması sebebiyle şükretmek' şeklinde ifade edilir. Yani genellikle bir varlığa kavuştuğumuz, bir dileğimize ulaştığımız, bir beladan, bir hastalıktan kurtulup rahata eriştiğimiz zamanlarda bu sözü daha çok hatırlarız. Biz manevi arınmayı tam idrak edip, Hakk'a uygun yaşamayı hayatımızın rotası haline getiremediğimiz için hep menfaatleri önceleriz. O nedenle sıkıntılar ve dertler bizi sitemkar eder, isyanlara yönlendirir. Eğer maneviyat ağırlıklı bir hayatı yaşıyorsanız sabrı kendinize daha çok yakıştırırken, daha seküler, daha dünyevi ve maddeci bir felsefe hayatınıza şekil veriyorsa her otoriteye resto çekmekte bir sakınca görmezsiniz. Nitekim Sabahattin Ali, Sinop Cezaevi'nde mahpusken yazdığı "Aldırma Gönül" şiirinde "Dertlerin kalkınca şaha / Bir sitem gönder Allah'a Görecek günler var daha/ Aldırma gönül, aldırma" derken, Derviş Yunus kamil bir iman ve tam bir teslimiyetle yakarır Tanrısına ve der ki; "Ne varlığa sevinirim/ Ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum/ Bana seni gerek, seni" 8o'li yılların kardeşin kardeşi vurduğu o karanlık günlerinde, Edip Akbayram'ın söylediği bu "Aldırma Gönül" şarkısı devrimci gençlerin protest tavırlarının sembolü haline gelmişti. Ateizmin rüzgarına kapılan bazı gruplar ise " sitem" kelimesini dahi yeterli bulmayıp "küfür" sözcüğü ile değiştirip söylerlerdi. "Kanımız aksa da zafer İslamın!" sloganıyla ve " Çırpınırdın Karadeniz, bakıp Türk'ün bayrağına" şarkısıyla mest olan ülkücülerle devrimciler bu yüzden birbirlerine girer, kanlı kavgalar yaşanırdı. Sabahattin Ali'nin kendisi Marksist komünist olsa da buradaki sitem kelimesinde illa bir hakaret anlamı mı çıkarmalıyız? Empati yapıp, kendimizi o cezaevinin rutubetli duvarları arasına hapsettiğinizde, dışarıda sesini duyduğunuz dalgaları bırakın, göğün mavisine bile hasret kaldığınızı bir an düşünün. O psikolojiyle neler mırıldanmaz ki insan. Buradaki sitem; can sıkıntısının, yaşanan bir ruhsal bunalımın dışavurumu olarak da algılanamaz mı? Yani çaresizlik içindeki bir mahkumun umutla yine Tanrı'ya yönelmesi değil midir bu serzeniş? Ya da şöyle söyleyeyim; aynı mısraları, benzer kelimeleri milliyetçi veya muhafazakar bildiğimiz şairlerde gördüğümüzde de bu natürel tepkimizi, soylu öfkemizi gösterebiliyor muyuz? Samimi olun lütfen, hanginiz Hz.Eyyub sabrı gösterebildiniz dertler ve çileler karşısında? Hangimiz Seyyid Nesimi, Hallac-ı Mansur olabildik eziyetler karşısında? Hangimiz, "Gelse celalinden cefa / Yahut cemalinden vefa İkisi de cana safa/ Kahrın da hoş, lütfun da hoş." diyebildik derviş Yunus gibi? Yanlış anlaşılmasın, ne S.Ali'yi savunmak, ne de suçluyu temize çıkarmak veya haksızlığa boyun eğmek değildir amacım. Biliyorum ki; kültürel veya ideolojik mücadelenin en etkili silahıdır kelimeler. Bir insanın kullandığı kelimeler atlasına bakarak onun dünya görüşünü, ideolojik tercihlerini bile anlayabilirsiniz.Tabi zamanla değişiyor yargılar, değerlendirmeler. Buradaki sitemi gölgede bırakan ne isyanlar var mesela arabesk şarkılarda. Sağcısı da solcusu da, hacısı da hocası da ne söylerken, ne de dinlerken bir sakınca görmüyor, kavga etmiyor. Yazanın niyetini sorgulamıyor artık insanlar. Herkes neye inanıyorsa öyle anlıyor karşısındakini. Mesela bu iktidar mensuplarının en çok kullandığı kelimelerden biri ;" HAMDOLSUN". Cumhurbaşkanından Bakanlara , İl Başkanlarından, Dernek temsilcilerine kadar herkes sözlerini bu kelimeyle bitirir oldu. Yerli yersiz, gerekli gereksiz, zamanlı zamansız "HAMDOLSUN" deniliyor. Benzine bir haftada iki üç kere zam geliyor. Açıklama belli: "HAMDOLSUN" daha fazla zam yapmadık. Ete süte yağlara zam üstüne zam yapılıyor,ama savunma klasik; aracılara, vurgunculara, stokçulara rağmen daha fazla zammı önledik "HAMDOLSUN". Fiyatlar çok yüksek, her şey çok pahalı, ama "HAMDOLSUN" vatandaşlarımız aradığını bulabiliyor. TÜİK'in verileri bile %45 enflasyonu gösterirken sayın Bakan Nebati; HAMDOLSUN" enflasyonu durdurduk diyor. Dolar 7 liralardan 18 liralara çıkmış, ama sayın Nebati "HAMDOLSUN" dövizi bir gecede düşürdük diyor. Millet ekmek kuyruklarında, gençler İşkur kapılarında, öteki Bakan çıkıyor,"HAMDOLSUN" diyor, aç ve açıkta olan vatandaşımız yoktur. Millet doğalgaz faturalarını ödeyemediği için evinde soğuktan titrerken, elektrik faturalarına çarpılmış karanlıkta mum ışığına mahkumken, Belediyeler "askıda doğalgaz, askıda elektrik faturası" kampanyaları başlatmışken Bakan çıkıyor, Avrupa'da en ucuz enerji bizde "HAMDOLSUN" diyebiliyor. Hatta sayın Cumhurbaşkanı'mız bizim durumumuzun ABD ve Avrupa'dan daha iyi olduğunu söyleyip," Avrupa bizi kıskanıyor." diyor HAMDOLSUN. İyi de işçi, memur, emekli, esnaf, çiftçi, okuyan, çalışan gençler o zaman niye isyan ediyor, Polis Günü'nde emekli polisler bile neden sitem ediyor? Kelimelerin çağrışımlarından nelerin baskılanmak istendiğini biliyorum. Bir mümin için biat ve itaat sadece Kur'an ve Allah için değerlidir. Dini kavramların içini boşaltmak, mukaddeslerimizi aşındırır, yalama haline getirir. İyi şeyler için hamdetmek inancımızın gereği ve Mutlak Varlık olan yüce Tanrıya kulluk borcumuzdur. Fakat iktidarların görevi, Bilge Kağan'ın dediği gibi; "Aç milleti doyurmak, çıplak milleti giydirmek, fakir halkı zengin kılmak"tır. Bir siyasal iktidarın ana hedefi; her gün sayıları biraz daha artan yoksullara yardım etmekten daha çok,asıl yoksulluğu ortadan kaldırmak olmalıdır. Yapamadıklarımız, başaramadıklarımız için "HAMDOLSUN" denmez; milletten özür, Tanrı'dan af dilenir. Hakkı yenenler, hakları gasp edilenler, mağdurlar, mazlumlar, yoksullar, alın terinin karşılığını alamayanlar, emeği sömürülen işçilerden hamd beklemek, dini anlamamak, insanla alay etmektir. Neyse ki, dünyada pek eşi benzeri olmayan bir demokrasimiz var HAMDOLSUN , bizim de tercihimiz sorulacak seçimde, ben de bir defa daha oy kullanacağım. HAMDOLSUN.