DİNDE ZORLAŞTIRMALAR DİN DEĞİLDİR

  Peygamber Efendimiz bir Hadisinde şöyle buyurur: ?Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız?? Bazı dini kitaplarda; kim ki falanca duayı 100 kere, 1000 kere hatta  10 bin defa okursa cennetin falanca kapıları açılır veyahut şu, şu hastalıklardan kurtulur vs. gibi tavsiyelerde bulunmaktadır. Ya gözünüzü seveyim... O sayıları dakikalara, dakikaları da saatlere çevirseniz size 24 saat yetmeyecektir. Buna din denir mi? Benzeri bazı kitaplarda çok sık şu ifadelere rastlarız: Falanca zat o kadar takva sahibi idi ki gündüzlerini oruçla, gecelerini ibadetle geçirirdi? Demek istiyor ki; siz de o kişi gibi olmak istiyorsanız onun gibi yapın... Böyle bir şey din olabilir mi? Evet? Müslüman öncelikle insandır. Müslüman insan da beşeri ihtiyaçlara sahiptir. Ve o her yönden en iyi olmak zorundadır. Yeni Müslüman olmuş iki genç Peygamber Efendimize gelip ?Ey Allah´ın Resulü,  Ben vallah bundan sonra gündüzlerimi oruçla geçireceğim?? Diğeri de, ?Vallahi ben de gecelerimi ibadetle geçireceğim? Der. Gençlerin bu arzularına Peygamber Efendimiz: ?Ben bir Peygamberim ama gündüzlerimi oruçla, gecelerimi de ibadetle geçirmiyorum. Ben de sizin gibi bir insanım; yerim, içerim, uyurum, çalışırım, dünyevi işlerimi yaparım? Mealinde öğüt verir. Bir başka örnek de dua niyetine okuduğumuz Fatiha süresidir. 7 ayetten biri: ?İhdines sırâtel müstakîm? dir. Yani,? Hidayet eyle bizi doğru yola? Der. Daha açıkçası bu ayet doğru yol olarak orta yolu takip etmemizi emreden bir ayettir. Aşırı olmayan, mutedil, orta yolu tavsiye eden, her işimizde ifratı ve tefriti ret eden bir ayettir. Her gün 5 vakitte 40 kez okunmaktadır. Camilere gidiyoruz, şu konuyu kaç kez duyduk vaazlarda? "-Ey Müslümanlar! Çocuklarınızı okutun; en iyi mühendisler, en iyi doktorlar bizim çocuklarımız olsun. Dünyada her şeyde biz birinci olalım. Bizim devletimiz süper seviyeye yükselsin, bizim milletimiz her işte en birinci noktada bulunsun" Yok kardeşim, yok, yıllar yılı aynı tekerlemeler devam edip gidiyor camilerde! Bu tür Müslümanlıktan güçlü devlet çıkmaz, güçlü ordu kurulmaz, ilimcilik, ziraatçılık, esnafçılık, denizcilik, havacılık? Hiçbir şey yapılmaz! Zaten Müslümanlar her yerde onun için geri, onun için sefil, onun için huzursuz. Maalesef! Günümüzde birçok tarikat bu yolda faaliyet yapmakta, bu yolda bağlılarını hayattan uzaklaştırıp bir boşluğa bağlamaktadırlar. Müritler günlük gazeteler okumazlar, kitap neredeyse hiç okumazlar, siyasetten fersah fersah uzaklaştırılmışlardır. Bir şey anlatsan sana boş gözlerle bakar ve azıcık ısrarcı olup kendine gel diye dürtüklesen bu defa da ?Ben bilmem şeyhim bilir? cevabını alırsın. İşte Yahudilerin, batılıların, Rusların? Bilumum Türk düşmanlarının en çok arzu ettiği Müslüman tipler bunlardır. Hiçbir şeye karışmayan, hiçbir toplumsal olaya tepki vermeyen, ülke işgale uğrasa kılı kıpırdamayacak kadar ruhsuzlaştırılan, robot tipler böyle tiplerdir. Düşmanın canına minnet! Ne yazık ki bu kadarda kalınmıyor, bırakılmıyor? Bunların ruh hallerini en iyi tespit eden kimdir derseniz, cevabı siyasetini dine dayandıran partiler olur. Onun için böylesi partiler bu tür cemaatlerden blok halinde oy alır, iktidar olur ve karşılığını da yeri gelince bir şekilde maddi olarak verir. Aslen özetlersek; İslam dini uyuma, uyutma, zamanını heba etme dini değildir. İşimizi de ibadetimizi de yapacağız ama orta ölçekle, aşırıya gitmeden devletimizi, milletimizi ayakta tutacağız. Ne diyor Osmanlı felsefesi; ?Din-ü Devlet; Mülk-ü Millet? Yani şu 4 ana unsurdan vazgeçemeyiz diyor; din, devlet, vatan ve millet! Daha ötesi var mı?