Yerel siyasetin az buçuk içinde olmam nedeniyle yanlı olduğu düşünülebilecek yazılar paylaşmayı uygun görmüyorum. Bununla beraber ,kentimizde olan biteni de gözardı etmek mümkün değil elbette.

Sevgili okuyucularım, Biliyorsunuz yerel siyaset ile ilgili çok fazla yazı paylaşmıyorum. Siyasi taraflar halkı kendi taraflarına çekmek için bitmeyen bir yarış halindedirler. Bunu yaparken hırslarına yenik düşerek etik değerleri de sıkça yok sayarlar. Taraftarlarının karşı tarafa düşman söylemlerin etkisi altında kalmalarına çalışırlar. Siyasetin ve hizmetlerin devamlılığını gözardı ederler. Süleymanpaşa Belediyesi bir kapalı pazar yeri inşaa etti. Gerçekten de kentin çok ihtiyacı olan bir tesisti. Tüm halkımıza hayırlı olsun. Şu anda da bunun tanıtımını yapıyor. Partinin ileri gelenleriyle yapmış oldukları hizmeti sahipleniyorlar. Bunun için bir de video hazırlamışlar. "Neredeen Nereye" isimli bu videoda pazarın eski ve yeni durumu anlatılıyor, bu arada da belediye başkanının reklamı yapılıyor. Karşı tarafa da "siz birşey yapmadınız, biz yaptık" mesajı iletiliyor. Buraya kadar herşey çok güzel gözüküyor. Şimdi ben de yarım yüzyıllık bir Süleymanpaşa'lı olarak kent yönetimi hakkındaki hislerimi açıklamak istiyorum. Kendimi bildiğim dört beş yaşında iken ki sene 73/74 filandır, Tekirdağ'lıydım. (Sonra birgün Süleymanpaşa'lı oldum ve bunu bana soran olmadı). Pazar Muratlı Caddesindeki Kömür Pazarında kurulurdu. Ortasında bir direk ve direk üzerinde bir trafo vardı. Trafo zaman zaman havai fişek gösterisi gibi patlar, altındaki araçların üzerine kıvılcımlar , teller düşerdi. Her yıl Muratlı caddesinden aşağı inen bir iki kamyonun freni patlar, tam karşısındaki Peştemalcı caddesinin girişinde binaların arasına sıkışmış çeşmeye çarpar, halk arasında bir mistik dedikoduya sebep olurdu. Belediye yıllar sonra oraya bir yol ayırıcı damla şeklinde bir banket inşaa etti , çeşme önüne de bariyer koydu, bu sorun da çözülmüş oldu. Çarşı hala aynı yerde, üç Kemaller parkı, Bedesten, balıkçılar, sebze hali ve bir de elbette sahil. Kent otogarda biter, sonrasında mezarlık ve daha yeni yeni kurulmaya başlamış birkaç derme çatma evden oluşan yerleşimler baş göstermeye başlamıştı. Karadeniz mahallesi ,yüzüncü yıl mahalleleri yoktu. Altınova ,yazlık yeri, Barbaros köy, Kumbağ ise turizm bölgesiydi. Birkaç turistik tesis, meşhur Arzum Hotel. Tekirdağ'ın kanalizasyonu birkaç noktadan denize akardı. Sahilde yürüyen insanlar da onun kokusu ve pisliğinden hergün faydalanırlardı. Kanalizasyon sistemi hem kanalizasyon,hem de yağmur sularını kısmen topladığı için iki işe de yaramaz, kentin şimdiki pazar yerinin olduğu yerden ve aşağıdaki ördeklidereden sürekli su basardı. Muratlı caddesi de bu sellerden nasibini sıkça alırdı. Bu kanalizasyon sorununa içme suyu hatlarının sağlıksız asbest borularla döşendiği ve yıllarca kanser saçtığı gerçeğini de eklemek gerekir. Yani halk, çok sevdiği sahiline on yıllarca akan kanalizasyon sularından denize karışan pisliğe ve musluklarından akan kanser yapıcı maddelerle dolu içme suyuna on yıllarca maruz kaldı. Kenti güzelleştireceğiz deyip iktidara gelen hiçkimse bu soruna el atamadı. Atmadı. Denizi doldurdular, kentin parasını çekirdek çitlemekten ve pis kıyısında yürüyüş yapmaktan başka işe yaramayan sahile yaptıkları düzenlemelere gömdüler. Pazar yeri şimdiki yerine alınalı çok olmuştu. Şiddetli yağmurlarda pazarı sel basar, maddi manevi hasara sebep olurdu. Bırakın kapalı pazar yapmayı, olanı bile yerinde tutabilecek imkan yoktu. Sonra kentin iktidarı değişti. Japonya'dan kredi bulundu, kentin altyapısının yenilenmesine karar verildi. Kentin yalnız merkezindeki 200 km yolun kazılması, ayrı bir Kanalizasyon ve yağmursuyu sistemi kurulması işine girişildi. Bu siyasi bir intihar olmasına rağmen bu işe başlandı. Ardından büyükşehir belediyesi kuruldu. Çiçeği burnunda belediye içme ve kullanma suyu hatlarını da yenilemeye karar verdi. Kent bir daha kazılacaktı. Bu da bir siyasi intihardı. Başkanlar buna da cesaret ettiler. Kentin 200 km yi aşkın yolları bir daha kazıldı. Sonra da bu 200 kilometrelik yol , üstelik de devlet desteği olmadan Süleymanpaşa ve Büyükşehir belediyelerinin gayreti ile tamamlandı. Elli senedir yapılmayan Arıtma tesisi faaliyete geçti. On sene içerisinde kentin altyapısı tamamlandı. Artık kenti su basmıyor, musluklardan zehir akmıyordu. Bu sırada halk mağdur oldu. Öyle ya kentin bütün parası harcanırken halk çamurla boğuştu. Siyasi intihar netice verdi, iktidar yine değişti. Büyükşehir belediyesi kendisini kurtardı, Süleymanpaşa yeni ve heyecanlı bir başkana kavuştu. Artık yapılacak iş kozmetik işiydi. Birkaç iki üçyüz metre yol makyajlandı, parklar yapılmaya başlandı. Sonra da artık sellerle boğuşmayan pazar yerinin üstü kapatıldı. Devlet büyüklerimiz de gelip açtılar sağolsunlar. Çok güzel oldu hakikaten. Neredeeen Nereye. Gelecek yazılarımda kentin yeni yapılan hastanesi , sanayi bölgesi, turizmi, limanı ve Hayrabolu yolu gibi meselelerinin de nereden nereye geldiğini, kendi bakış açımdan paylaşacağım. Sağlıcakla kalınız. ( Bu yazı kendi sosyal hesabından alınmıştır)