BEN NEYİ SAVUNUYORUM?
Bu sabah, sosyal medyaya düşen 6.39 dakikalık bir video seyrettim. Japonya´da şehrin en işlek caddesine 1000 kadar geyik sürüsü gelmiş, sere serpe yatıyorlar. İnsanlardan ve arabalardan ürküntüleri yok, bir geyik vurayım da kışlık etim çıksın düşüncesi yok. Hayvanlar o insanları tanıyormuş gibi rahatlar, huzurlu ve güvenliler, ondan önemlisi insanlarda yüksek bir medeniyet anlayışının var olmasıdır.
Şunu hatırladım, büyüklerimiz Batı için veya Doğunun kalkınmışı Japonya için şöyle derlerdi:
?Onların işleri bizim dinimiz gibi, bizim işlerimiz onların dini gibidir?
Yani dinleri bozuk ama yaptıkları işler doğru? Videodaki geyik manzarası da bunu ispatlıyor. Bizde olsa hayvanlar daha şehre inmeden yok edilmişlerdi.
Videodaki bu görüntüler beni neyi savunduğum sualine yöneltti.
Milliyetçiliği savunuyorum, Türk olduğum için de Türk milliyetçiliğini savunuyorum.
Doğru bir yol üzerinde olursam bu geyik sürüsüne o insanlar gibi ben de medeni bir yaklaşım gösterebilirim.
Milliyetçiliği savunuysam kaynağım nedir, sağlam mıdır, yoruma açık tartışılabilir özelliklere sahip midir?
Bu suallere esaslı deliller gösteremezsem zaten ?Bana göre!? Bir şey olur. Doğru bir olmalıdır; bana göre, sana göre olmamalı; doğruluğu ebedi ve mutlak olmalıdır.
Kaynak Kur´an ise mesele yok... Onun için kaynağım; ne Oğuz Kağan, ne Bilge Kağan, ne Namık Kemal, ne Atatürk, ne Ziya Gökalp, ne Gaspıralı İsmail Bey, ne Hüseyin Nihal Atsız ve ne de Alparslan Türkeş´ tir. Bu isimler ve daha fazlası milliyetçiliği açıklayan, özümseyen, sistematik hale getiren ve ısrarla tavsiye eden çok büyük, çok değerli fikir erbabı insanlardır. Bu olayı bir dine ve onu tebliğ eden bir Peygamberin varlığına benzetebiliriz. Din yoksa Peygamber yoktur, peygamber yoksa din yoktur.
Dini argümanlara göre soyu, ırkı benimsiyorum; neden?
Dinimiz nikâha çok önem vermiştir. Hatırlayın; Kabil ile Habil arasındaki kavganın sebebi aynı kız kardeşle evlenip evlenememe yüzündendi. Aynı batında doğan kardeşler arasında nikâh kıyılamıyordu. Hikâyesi biraz uzundur.
Dinimiz öksüz ya da yetim çocuklara çok önem vermiş, evlatlık edinmeyi yasak etmiştir. Yasak etmesinin sebebi anası babası gizlenmesin, nesil bozukluğu ortaya çıkmasın istenmiştir.
Dinimiz nikâhsız evlilikleri men etmiştir. Nikâhsız doğan çocukları veled-i zina olarak adlandırmıştır.
Dinimizin neslin devamını babadan görmüştür.
Peygamber efendimiz kendi neslini, ?Ben hep nikâh üzerine geldim? diye ifade buyurmuş, Hz. İbrahim´e kadar şeceresini sayabilmiştir.
İslam´da nikâh bahsi ırkın, soyun belli olması, bozulmaması içindir ve Hz. Âdem Peygamberimizden bugüne kadar hep vardır.
Dinimiz ana babaya saygıyı çok üst mertebede görmüştür.
Dinimiz, akrabalığın önemini her türlü izah etmiştir.
Dinimiz; erkeğin kadına, kadının erkeğe benzemesini yasaklamış, böyle yapanları da lanetlemiştir.
Dinimiz; Müslüman´ın yani tip, davranış ve kılık-kıyafet cihetinden bile kâfire benzemesini istememiştir.
Yani değerli okurlarım; ırk bozulmayacak, soy bozulmayacak, nesiller açıkça belli olacak? İslam bunu emrediyor bize.
Nikâh olayı ırkların, nesep ve nesillerin belli olması, korunması için ilk şart sayılmışken bizler ırka, soya nasıl karşı çıkabiliriz? Var mı öyle bir yetkimiz, var mı öyle bir hakkımız, İslam ile ters mi düşelim? Yok, o halde Atsız´ ın geliştirdiği ırk veya ırkçılık bahsine bu gözle yaklaşıyorum ve benimsiyorum.
Ama ırkçılığı menfi ?negatif- anlamda ve diğer soylara, ırklara kötülük yapmak, buradan bir ?üstünlük? nazariyesi ortaya koymak İslam´a terstir.
Milliyetçiliğin özü, ruhu da ırktır, soydur. Irk-soy bahsini kültür hamuru içine sokarsanız karşınıza bir millet gerçeği ve bir milliyetçilik olgusu çıkacaktır.
Şimdi beni yalanlayacak olan Müslümancıkları bekliyorum.