BAŞBUĞLAR ÖLMEZ

Bugün size fikir ve ideolojisiyle düşüncelerime yön vermiş bir siyaset ve devlet adamından bahsetmek istiyorum. Adı Alpaslan TÜRKEŞ. Biz ona BAŞBUĞ diye hitap ederdik. Bu kısa makalede bir Türkeş kronolojisi sunmayacağım elbette. Google bu konuda istediğiniz her bilgiyi sunuyor. Ben daha çok kendi anılarımdan bir derleme yapmaya çalışacağım: Size çok enteresan bir başlangıç yapmak istiyorum. Daha lise yıllarında tanıştığım Said Nursi´nin kitapları ve Mehmet Şevket Eygi´nin çıkardığı Bugün gazetesindeki yazılar vesilesiyle tam bir Türkeş karşıtıydım.Hatta yanılmıyorsam 1969 yılında bu gazetenin hazırladığı ? İslami Hareket ve Türkeş ? isimli broşürü Uzunköprü´de ben dağıtmıştım. Bu yayınlara bakılırsa 1960 ihtilalinin güçlü Albay´ı A.Türkeş, Said Nursi´nin mezarını açtırıp naaşı bilinmeyen bir yere taşıması nedeniyle o cemaatın mensupları tarafından ?mezar soyguncusu? olarak anılıyor,bozkurta tapmakla, putperestlikl, ırkçılıkla suçlanıyor, tekfir ediliyordu. ?Kişi kavmini sevmekle kınanmaz? Peygamber sözüne rağmen Türk milliyetçileri kavmiyetçilikle itham ediliyordu. Kemal Pilavoğlu´nun önderliğindeki Ticani tarikatinin Atatürk´ün heykellerine saldırdığı yıllar. İstanbul gibi metropollerde sarıklı,sakallı,cübbeli taksi şoförlerinin görülmeye başladığı,laikliğin dinsizlik olduğunun artık alenen haykırılmaya başlandığı yıllar. İstanbul´da ilk mekanım Süleymaniye semtinde Asmalı Mescit sokağında fakülteme yakın bir evdi. Sonra Fatih Çarşamba´da Nişanca Camiinin yanında bir apartman dairesi. Sabah namazlarını evde ve vaktinde cemaatle kıldığımız en huzurlu günler yani bir taraftan. Fakat içten içe kuşkularımın büyüdüğü,bize anlatılanlarla, gözümle gördüklerimin farklılaştığı yıllar. Zor yıllardı o yıllar. Sağ sol, ülkücü devrimci ,kapitalist komünist, alevi sünni diye özellikle pırıl pırıl gençlerin birbirine düşman edilip ayrıştırıldığı, birbirine kırdırıldığı, emperyalizmin zevkten dört köşe olduğu dönemler. Biz namazında niyazında olanlar karışmazdık öyle şeylere. O günleri yaşayanlar bilir, fakülteye kim erken gelirse kapıları o gurup tutar, diğerlerini sokmazdı içeri. Devrimciler varsa kapıda bizler de hakarete uğrar, Amerikan uşaklığı ve faşistlikle suçlanır, geri çevrilirdik. Ülkücüler varsa kapıda ?geç kardaş? diye saygı görür, rahatlıkla içeri girerdik. Hiç unutmuyorum faşist ne demek yahu diye sormuştuk birbirimize de hiç birimiz cevap verememiştik. Gerçekten bilmiyorduk. Yeni Asya gazetesinin patronu Mehmet Kutlular ve Av.Bekir Berk´in de olduğu yer sofrasında belki de haddimi aşarak ; ?Necmeddin ağabey ,benim tanıdığım ülkücü arkadaşlar sizin anlattıklarınıza hiç benzemiyor. Bilakis bizlere sahip çıkıyor, beraber Cuma namazına gidiyor, birlikte dua ediyoruz. Çok da gözü kara, hepsi gariban, yiğit Anadolu çocukları. Onlara haksızlık etmiyor muyuz? ?diye sormuştum. Verdikleri cevaplar bildik cümlelerden oluşuyordu. Oysa ben TÜRKOLOJİ okuyordum Necmeddin ağabey gibi.Türk Dili,Türk Edebiyatı,Türk Tarihi,Türk Destanları,Türk Mitolojisi. Okudukça ve değerli hocaları dinledikçe milletimi daha çok sevmeye başladım. Bazı arkadaşlar;?Önce Türk müsün, Müslüman mısın?? tartışması yapıyorlardı fakültenin koridorlarında. Tarihimizi ilk Müslüman Türk devleti Karahanlı´larla başlatıyor,önceki tarihi kabul etmiyor, onlar bizim ecdadımız olamaz diyorlardı. Bir yol ayrımındaydım. Eleştirel düşünceye tutkunluğumu çevrem de bilir zaten. Herkesi,her düşünceyi dinlerim,ama sorularımı da pervasızca sorarım. İstanbul iki yılda beni yeniden yoğurmuş,ölene kadar hiç sönmeyecek bir aşkın alevi ile yakmış,Türklük ülküsünün ateşi ile kavurmuş,ülkü denen nazlı gelinin kara sevdalısı yapmıştır. Elbette Bilge Kağan´dan günümüze bir çok yol başçı sayılabilir, ama Türk milliyetçiliğini teoriden pratiğe, felsefeden aksiyona geçiren, onu siyasi teşkilata dönüştüren ve kadrolaştıran lider Alpaslan Türkeş´tir. Ülkücü gençliğin mimarı odur. O gençler ki; devletin en zor anında, her türlü beşeri varlığı ve ikramı elinin tersi ile itip, vatan ve bayrak için, din ve devlet için en ileri atılıp bir gül bahçesine girercesine ölümün üstüne yürüyenlerdir. Kahpe eylüllerin karanlık zindanlarında gençliği çürütülenler onlardır. Mustafa Kemal idealinin baş eğmez, diz çöktürülemez alperenleri onlardır.? Vatanım; ha ekmeğini yemişim,ha uğruna kurşun. Allah var, gam yok.?diyenler onlardır. Dar ağacında; ?Canım sana feda olsun ey vatan.Ben görevimi yaptım. Yeter ki sen bize hakkını helal et.?diyerek sehbayı kendi ayaklarıyla itip Allah´ı ile buluşanlar onlardır. Onların yüce ruhlarının mimarı sendin Başbuğum. İlk buluşmamız 3 Mayıs 1973´de Türkçüler Gecesi´nde Harbiye´deki Spor ve Sergi Sarayı´nda olmuştu. 1994´de yerel seçimler için Uzunköprü MHP Belediye Başkan Adayı idim. Edirne Selimiye mitinginde konuşan üç kişiydik. Biri sen,diğeri Edirne adayı Nihat abi,bir de ben.Heyecandan titriyordum. Ama sonra coşmuş, alandakileri de coşturmuştum. ?Seninle gurur duyuyorum evladım. Allah yolunu açık etsin .?dediğinde hayatımda unutamayacağım bir ödül olmuştu sözlerin Başbuğum. Kayseri Erciyes´deki Kurultayda aynı safta el bağlamıştık . Sultanahmet´de Türk Edebiyatı Vakfı´ndaki sohbette bahsettiğiniz;? En büyük tehlike Ortodoks kuşatmadır?sözleriniz hala kulaklarımda çınlamaktadır ve halkın rehaveti beni üzmektedir Başbuğum. Bir de bize emanet olarak bıraktığın MHP´nin bugünkü durumu diyecektim ama..Yok yok Başbuğum?Ömrün çilelerle geçti, bir de makberinde üzülmeni istemem. Zaten mezarın da kuşatılmış. Binlerce İYİ evladın uzaktan yapmış ziyaretini. 4 Nisan´da karlı bir günde yanmıştı içimiz. Mustafa Yıldızdoğan´ın; "Neyler Kerkük´te Türkmen Türkistan neyler onsuz Sabır ver yüce mevlam Kaldık başsız ve kolsuz Yandı yürekler yandı Yağan kar ile sönmez Milyonlar bir ağızdan Diyor Başbuğlar ölme" Ağıtıyla ağlayarak ebediyete uğurlamıştık seni. Bu bahar gününde milyonlar sana olan ihtiyacı ve hasreti dillendiriyor yine. Bugün dualarımızın öznesi sensin. Nurlar içinde uyu Başbuğum.