HASAN ERGE

ATATÜRK´ E NİYE Mİ DÜŞMANLAR?    Bugün; Atatürk´ e hakaret, küfür, aşağılama, had safhaya yükseldi. Maalesef oluşturulan kaypak zemin yüzünden milli kahramanlarımızın ruhlarını taciz edilmektedir.  Elbette, dinimiz İslam´ da kişileri emirle sevdirmek diye bir mecburiyet yok. O sadece Peygamber Efendimize mahsus bir özellik. (Haşa!) "Hz. Muhammed (AS)´ ı sevmiyorum" Deme hakkına sahip değiliz ve buna rağmen "sevmiyorum" dersek dinden imandan çıkmış olmaktayız, ancak aynı İslam´ da vefa denen ve vefaya sadakat anlamında çok sayıda ayet ve hadis vardır; bunu geçiyorum.   Cumhuriyet öncesi Osmanlı sisteminde bugünkü anlamda kadrosu ve bütçesi olan bir milli eğitim bakanlığı yoktu. Eğitim; mahalle mekteplerinin, vakıfların veya açık ifadeyle tamamen tarikat ve cemaatlerin uhdesindeydi.   Tarikat ve cemaatler kendi insan modelini yetiştirmeye çalıştığından karşımıza vatandaşlık yönüyle birden fazla insan modeli çıkıyordu. Yani tevhit, yani birlik, yani yeknesaklık söz konusu değildi.   Batının çağdaş devletleri bu olayı çoktan aştıkları için sanayide, teknikte, ticarette, insan hak ve hukukunda kalkınıyor, ilerliyor ve gelişiyordu. Bizde ise insanlar farklı meşreplerde, farklı inançlarda ve en tehlikelisi farklı güç odaklarının elinde birer ateş topuna dönüşmüştü.   Özellikle Irak´ da, Suriye, Mısır gibi Arap dünyasında işin daha garibi İstanbul ve Anadolu´ da müftülüklerin, tarikatların, cemaatlerin tümden İngiliz, Fransız, İtalyan gibi devletlerin elinde birer ajan okullarına dönüşmesi Tevhid-i Tedrisat Kanunu gibi bir yasanın çıkarılmasına ihtiyaç baş göstermişti. 57 yıllık kısa ömründe, 13 cephe savaşı yaşamış ve bu meşaketler içinde dahi 4 bin kitap okuyarak rekorlar kırmış olan Atatürk, dünyanın gidişatına gayet yakından vakıf olduğu için cumhuriyet ilanının hemen akabinde bu yasayı çıkarmıştı.   Yasa 3 Mart 1924 yılında çıktıktan sonra özellikle İngilizler Atatürk´ ü din düşmanı ilan ettiler. İstiklal Harbi kaçkını sahte din adamları bu tezvirata gönüllü katılarak "Din elden gidiyor" yaygaralarını kopardılar, hızlarını alamayıp Atatürk için "Dinsiz, kefere, Deccal, İngiliz ajanı" demeye başladılar. Tarikatlar ve cemaatler tarafından Atatürk´ ün düşman bellenmesinin sebebi budur. Din bezirganlarının elinden; malları, mülkleri, insan pazarı alınmış, devlet üzerindeki egemenlikleri sona ermiştir.   Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası), TBMM tarafından 3 Mart 1924 tarih ve 430 Sayılı Kanun ile kabul edilerek ülkedeki eğitim kurumları Maarif Vekaletinin (Milli Eğitim Bakanlığı) uhdesine verildi. Eğitim işleri öğretmeniyle, tayin, terfi ve bilumum harcama kalemleriyle bakanlık bütçesine bağlandı. Bundan böyle devlet, cumhuriyet ruhuna bağlı insan yetiştirecektir. Bu yeni oluşuma dinsizlik diyenler, yüce dinimizi kendi sufli emellerine kullanma şansını kaybedenlerdir. Aynı yasa çerçevesinde Türkiye Diyanet İşleri Reisliği de kurularak camilerle birlikte tüm ibadet kurumları bu teşkilatın disiplin ve idaresine bırakılmıştır.   Konu pek uzamasın ve günümüze gelelim... Tevhid-i Tedrisat Kanununun yürürlüğe girmesinin üzerinden 95 yıl geçti. Cumhuriyet yasalarının ilkini teşkil eder. Milli Eğitim Bakanı tarafından hatırlanıp hatırlanmadığı hususunu pas geçerek, Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun Kahraman Silah Arkadaşlarının aziz ruhlarına birer Fatiha şerife okuyalım diyorum.   Dileğimize göre; Tevhid-i Tedrisat Kanununun özüne ve ruhuna sadık kalınsın, yetmez, bu yasa, çıkış ruhuna uygun olarak ebediyen yaşasın! Binbir başlı mahlukatı andıran, din kisvesi altında yüzlerce farklı meşrep ve inanca bölünen tarikat ve cemaatlere, 82 milyon vatandaşın kaderi terk edilemez. Her cemaat ve her tarikat kendi ekseni etrafında devletin çizdiği sınırlar içinde irşat görevini yerine getirirken kendini devletten ayrı devletin üstünde ilahi bir güç olarak görmesin, sadece irşatla ilgili görevine devam etsin.