AK PARTİ´ DE YOLUN SONU YAKLAŞTI MI?

Her yükselişin bir zevali var... Bu kural canlı cansız her şey için geçerli; insan doğar, yaşar ve ölür. Devletler, milletler de aynı;  kurulur, yaşar ve yıkılır. AK Parti 2002´ de iktidar oldu. Yıl, 2017 yine iktidar... Yasal olarak 2019´ a kadar iktidar hakkı var. Ama şu günlerde Partinin kurucu ve değişmez Genel Başkanı R. T. Erdoğan yolun sonunu hatırlatan konuşmalar yapmaya başladı ve devam ediyor. Önce ?metal yorgunluğu? Dedi. Bunu tekrarladı ve İstanbul´ da herkesin anlayacağı bir dille dün şunları söyledi:? "İstanbul´da teklersek Türkiye´de tökezleriz. Biz büyükşehir belediyesi seçimlerinde yüzde 48 ile seçimi aldık. Ardından halk oylamasında malum İstanbul yüzde 48,65 oyla neticeyi verdi. Biz İstanbul´u böyle görmek istemiyoruz. İstanbul Türkiye´nin altına düştüğü an buna yanarız. İstanbul Türkiye ortalamasının altına düşmemeli. Öyleyse bir yerlerde yanlışımız var" Bu şiddetli alarmdır. Değişim istiyor Reis, teşkilatların yenilenmesini dile getiriyor; görmese, bilmese, gerek duymamış olsa niye konuşsun? Benim şahsi değerlendirmeme göre... AK Parti´ de fiziki bir yorgunluk yok, aksine; zihin yorgunluğu, söylem yorgunluğu var. Bu yorgunluğun adına, "Mental" denmektedir. Çünkü, 15 yıldan beri geçmişi, ?küçümseme? ve kendisini, ?abartma? üzerine kurulmuş bir düzende yaşamaktayız. Örneğin; AK Parti kendini anlatırken, ?Cumhuriyet boyunca yapılanların toplamından şu kadar daha fazlasını yaptık...? Şeklinde tanımlıyor.   Aslına bakarsan vatandaşlar da böylesi tekrarlardan yoruldu. Dün demokratik yollardan gelen AK Parti bugün ülkeyi  OHAL ile yönetmektedir. Bu memlekette artık vesayet dönemi, darbeler dönemi bitmiştir, denildiği zamanlarda askeri kalkışmaya şahit olduk. Huzurlu muyuz? Hayır. Kalkınmışlığımız var mı? Hayır. Halkta ileriye dönük umut var mı? Yok. Dünya istatistikleri, Türkiye´ yi gerilerde gösterdiği her sıralamaya hemen itiraz edip küçümseme yoluna gidiyoruz. Kim ne derse desin hali pür melalimiz ortada... AK Partililer görüyor gidişatı, sesini çıkaramasa da kabulleniyor durumu ve gerçekten ortada bir mental yorgunluğu yaşandığını için için görüyor. AK Parti 3 dönem milletvekilliği şartını getirmişti. Bu sınırlamalar esasen çok yerindeydi. Sadece vekillik dönemi için değil hükümetler için de böyle bir sınırlama olamaz mı? Demokrasilerde ?gitmemek? üzere bir sistem düşünelemez. İnsanlarımızda; memleket idaresinde ebedi olarak kalmak üzere sürekli planlar üretildiği imajı uyandı... Hâlbuki 1 kez muhalefette kalınsa mental veya metal yorgunluk gidecek daha zinde, daha yenilenmiş olarak gelinecektir. Ebedi iktidar hesabı partileri yorar; birbirine düşürür, dostluklar bozulur, iç çekişmeler öne çıkar; çünkü önde olan gitmeyi düşünmeyecek, arkada olanlar ön isteyecektir. İç çekişmelere duçar olan partiler kansere yakalanan vücuda benzer, Genel başkan Erdoğan bunu görmemiş olsa ikide bir değişim şartını dile getirmezdi. Tabi, iktidar nimetleri artık bu partimiz için bir hayat iksiri haline gelmiş durumda. Ortada, ?İktidarı kaybedersek!? endişesi var. Bunun alameti iç çekişmelerin hızlanmasında görülüyor. Parti içinde dargınlıklar, küskünlükler,  liyakatsizlik, haksızlık... İyice çoğaldı. Bu düzlemden yeni bir "ak diriliş" doğması çok zor. Netice-i kelam; bir dönem yükselişi sona ererken, durum vaziyet zevali gösteriyor. Diğer bir ifadeyle yolun sonuna gelindiğini hatırlatan konuşmalara şahitlik ediyoruz. Unutulmasın, Dev Osmanlı iç çekişmelerle yıkılmıştır. NOT: Yarı resmi bir toplantıda Osmanlının zayıfladığını, artık çökeceğini dile getiren Fransa İmparatoru III. Napolyon´ a, Keçecizade Fuat Paşa çok anlamlı bir cevap verir:  ?Haşmetmeab, üç yüz senedir siz dışarıdan, biz içeriden Osmanlı´yı yıkamadık!? Dedi demesine, doğruydu Paşanın sözü ama Osmanlı 50 sene sonra yıkıldı.