Cumhuriyetin fabrika ayarlarına geri dönülmeli, demokratik, laik, eşitlikçi ve çağdaş bir eğitim modeline öncelik verilmelidir. Anaokulundan doktoraya kadar eğitim parasız olmalı, devlet eğitimi kamu yararı olarak görmelidir.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından 3 yılda bir düzenlenen ve 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren PISA sonuçları bizim için oldukça düşündürücü... Bir önceki PISA sonuçlarına göre olumlu anlamda bir kıpırdama söz konusu olsa bile sevinmek mümkün değil çünkü; PISA 2018 sonuçlarına göre Türkiye ?okuma, matematik, fen bilimi? alanlarının tamamında OECD ortalamasının altında kaldı. Diğer bir deyişle PISA testine katılan 37 ülke arasında Türkiye olarak ancak 31.sıradayız.
PISA testinin ayrıntılarına girmeden şunu söylemem gerekiyor: Bunca farklı model ve sınav sistemlerini denememize rağmen eğitimde bir arpa boyu yol alabilmiş değiliz. Bununla birlikte eğitim alanında hiçbir şey yapılmadığını söylemek de insafsızlık olur. Elbette iyi niyetle ve bilimsel verileri değerlendirerek, ısrarla bir takım reformları hayata geçirsek de başarılı olamıyoruz. Peki neden? Bence Milli Eğitim Bakanı bir Eğitim Şurası düzenleyerek bu can alıcı soruyu yetkililere yeniden sormalıdır. Neden biz, Çin´in, Singapur´un, Japonya´nın, Finlandiya´nın, Güney Kore´nin başarısını yakalayamıyoruz?
Konu önemli çünkü eğitim meselesini çözemeyen bir devletin diğer alanlarda başarılı olma şansı yoktur. Cumhuriyetin ilk yıllarında o yokluk ve sefalet günlerinde bile M.Kemal yapılacak çok iş olmasına rağmen en mühim iş olarak birinci sıraya eğitim hamlesini koyar. Eğitim; insan beyninin aydınlanması, toplumun bilimin ışığında yeni hedeflere koşması demektir. Atatürk, öğretmenleri yeni neslin mimarları olarak görür ve onlardan, ?fikri hür,vicdanı hür,irfanı hür nesiller ?yetiştirmelerini ister. Hür fikirli insan; sorgulayan, araştıran, karşılaştıran, tartışarak doğruya ulaşan insan demektir.
Ben, 34 yıl fiilen öğretmenlik yaptım. Eşim de kardeşim de öğretmen. Bir çok iktidar gördüm, onlardan sayıca çok daha fazla Bakan,bbir o kadar da müfettiş tanıdım. Türk Edebiyatı dersi müfredatı ve metodolojisi ile ilgili her türlü itiraz ve önerilerimi her teftişte dile getirdim. Zannediyorum o görüşlerden Ankara´nın çoğu kere haberi olmadı. Çünkü öğretmenlerin liyakatinden çok siyasi tercihlerine bakılıyordu. Sol partilerin iktidarında sağ görüşlü bir öğretmenin taltifi,vödüllendirilmesi, terfii neredeyse imkansızdı. Onların kaderi oradan oraya sürülmek, cezalandırılmak, meslekten koparılmaktı. Sağcı partilerin iktidarında da aynı tutum solcu öğretmenler için yapılıyordu. Bugün değişen bir şey var mı? Tam tersine bugün sendikal feodalizmin kuklası oldu öğretmenler. İktidarın güdümündeki sendikaya üye değilsen, sağcı da olsan, solcu da olsan idareci kadrolara atanman mümkün değil. Sen ancak başka birini bulamazlarsa aranır, karakterinden, inancından, sendikandan istifa şartıyla ücra köşelerde kendine yer bulabilirsin. Liyakat, başarı hak getire, tek referans yandaş sendikaya üye olmak. Ondan sonra hep beraber dövünüp duralım eğitimde başarı niye yükselmiyor diye. En büyük zararı çocuklar görüyor, genç beyinler ziyan oluyor. Bunu kimsenin önemsediği yok.
İşte PISA sonuçları bunun için çok önemli. Peki ne yapmalı? Elbette başarıya koşan ülkelerin eğitim modellerini araştıralım ama sadece bir modele esir olmayalım. Hepsinin öne çıkan kriterlerini belirleyip, kendi milli kültür kodlarımızla harmanladıktan sonra pilot okullarda deneme sürecine geçelim. Denemede yaşanabilecek aksaklıkları görmeden ve onları düzeltmeden kesinlikle örgün eğitime geçmemeliyiz. Eğitim aceleye getirilemez. Bu bir sabır işidir ve bence en önce öğretmen yetiştiren kurumlar ele alınmalıdır.Kaliteli öğretmenin olmadığı yerde kaliteli bir eğitim mümkün değildir. Yazı çok uzasın istemiyorum ama söylemeden de yapamıyorum. Her ile üniversite açtık. Vakıf üniversiteleri furyası başladı.İş ticarete döküldü.Tam burstu, yarım burstu derken parayı bastıran çocuğuna bir diploma şansı sağlıyor. Çocuğumuzu yazdırırken hangimiz okulun akademik kadrosu ve başarısını araştırıyoruz? Yanlış hatırlamıyorsam 220 civarında vakıf üniversitemiz mevcut bugün. Bir çok okulda profesörü olmayan bölümler var. Bir kısım öğretim üyelerinin ise öğrencinin gözünde bile değeri yok. Bazı üniversitelerde haftanın iki günü ders olmadığını biliyorum. Sonra dünyanın en başarılı 500 üniversite sıralamasında bir Türk üniversitesini ararken elbette gözleriniz karıncalanır.
Sabah girdiğimiz okuldan akşam karanlığında çıkardık yahu. Kaç Prof, kaç Doçent, kaç asistanla ders yaptığımızı anlatsam bu sayfa yetmez.Cumhuriyetin fabrika ayarlarına geri dönülmeli, demokratik, laik, eşitlikçi ve çağdaş bir eğitim modeline öncelik verilmelidir. Anaokulundan doktoraya kadar eğitim parasız olmalı, devlet eğitimi kamu yararı olarak görmelidir. Dindar ve kindar nesiller yerine, demokrat düşünceli, araştıran, sorgulayan, hak ve hukuk kavramını dünya görüşünün temeli kabul eden, madde ve mana planında zirveyi hedefleyen, çağının öncüsü olmaya aday, Atatürk´çü felsefeyi ruhuna ve kalbine içirmiş, karakter ve şahsiyet abidesi, ülkesi için ölesiye çalışan, hatta gerektiğinde ülkesi için canını feda etmekten çekinmeyecek kadar idealist gençler yetiştirmeliyiz. Aksi takdirde sistem manyağı olmayı bir kader gibi kabullenmeye ve gelişmiş ülkelerin ardından nal toplamaya devam edeceğiz. --Ahmet Acaroğlu--