UYANALIM ARTIK   Lise son sınıftayım o zamanlar... Bir yandan üniversite sınavlarına hazırlık diğer yandan liseyi bitiriyor olmanın buruk heyecanıyla geçen günler. İzmir´in Menemen adında kasabadan yeni kurtulup şehir olmakla cebelleşen bir ilçesindeyiz o zamanlar... Evimiz Hıdırtepe adında merkezden biraz uzakta bir mahalle. Okula gidebilmek için belediye otobüsünü kullanırdım. Sabah okul, öğleden sonra dersane sonra ev bu döngüde geçer giderdi zaman. Gelecek hayalleri o zaman bambaşka tabi... Hayatın gerçekleriyle tanışmamışım da her şey tozpembe gözümde. Ekonomi, işsizlik, parasızlık, hayat gailesi yok o zamanlar. Ne istersek alınmış ne dilersek yerine getirilmiş üç kardeşin üçüne de... Yine bir gün dersaneden çıkmış eve gitmek için durağa gidiyorum. O zamanlar teknoloji bu kadar gelişmemişti belediye otobüslerine binmek için bilet alırdık durak yakınlarında ki bakkal, market vs gibi yerlerden. Baktım biletim yok. Markete yöneldim. Orada çalışan bir abla vardı zamanla muhabbet kurmuştuk. Havalar soğuk olduğu için durak yerine markette beklerken gelişmişti muhabbetimiz. O günde hava soğuk. Ama Menemen´in soğuğu öyle bizim Tekirdağ soğuğuna benzemez öyle böyle değildir kuru ayazı. Ne kadar kalın giyinirsen giyin kaç kat olursan ol o rüzgârına boyun eğerdin illa ki...   Markete girip bileti alırken başlamıştık yine ablayla ayaküstü muhabbete, O sırada kapı açıldı beş yaşlarında var ya da yok üzeri incecik ayakları çıplak yazlık terliklerle şapıdık şapıdık yürüyerek bir kız çocuğu geldi. Tam önümde durdu ve ablaya dönüp elinde ki 10 kuruşu göstererek ?abla bu paraya ne olur?? dedi. Donup kaldım o an. O kızın o çıplaklığıyla ben buz kestim. İlk kez o zaman göz göze geldim hayatın acımasızlığıyla... Bizim ufaklık geldi gözümün önüne o da hemen hemen o yaşlardaydı ve şuan sıcacık evinde kim bilir kaçıncı oyuncağıyla oynuyordu. Çok adaletsiz bir hayattı bu... Markette ki abla yılların tecrübesiyle olmaz buna bir şey anca bu deyip bir sakız verip sepetlemeye başladı minik kızı. O zaman uyandım. ?Dur abla bir saniye? deyip kıza döndüm. ?Ne istiyorsun canım sen? dediğim de gözünde ki o ışıltıyı hiç bir yerde hiç bir kimse de göremedim. O gün sadece bir kerecik mutlu çıktı o marketten kızcağız... O günden sonra başladı bende ki değişim. Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bu sisteme ilk isyanım o zaman başladı. Olmamalıydı o kız bu kadar aciz olmamalıydı. Tek suçu onu o halde sokağa dilenmeye salabilecek canilikte anne babası olmak olan o yavrucağın yeri sıcacık bir evde oyunlar oynamak olmalıydı. Markette ki ablanın sözü de kulaklarımdadır hala. Hangi biriyle uğraşacaksın kızım dolu bunlardan boş ver demişti ben hıçkırıklarla ağlarken.. Beni aşırı duygusal olmakla suçlayıp kendini rahatlatmıştı aklı sıra. Zaten kaybettiğimiz nokta en başından beri bu değil mi? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, her koyun kendi bacağından asılır diyen saçma sapan atasözlerine kulak asıp vicdan rahatlatarak sürüp gidiyor hayatlarımız. Bir insan evladının elinden tutmadan, yardım etmekten aciz, yok para biriktirelim, evimiz olsun, arabamız olsun, onu alalım bunu yiyelim diyerek ot gibi yaşayıp gidiyoruz şu hayatta... Bu ülkeye gelir eşitliği gelmedikçe veya bizler bu kadar vurdumduymaz olmaya devam ettikçe daha çok yavrucaklar soğuktan donarak, açlıktan ağlaya ağlaya ölmeye devam edecektir. Altın varaklı tabaklar da uçsuz bucaksız masalar kurup sonsuz israfa sebep olanlar değil mi aynı zamanda alnı secdeye değdiği için Müslüman olmaktan dem vuranlar? Yine aynı İslam değil mi ?Komşusu açken tok yatan bizden değil ?diyen. Biz mi çıktık İslamiyet´ten yoksa İslamiyet mi bize ayak uydurdu? Bir an önce uyanmamız, sağ elimizi sol göğüs hizasına getirip vicdanımızı yoklamayı acilen alışkanlık haline getirmemiz dileğiyle.   Sevgiyle kalın...