Ağustos, Türk tarihinde fetihler ayıdır. Malazgirt'ten Çaldıran'a ve Sakarya Zaferine kadar.

Fakat , Mayıs'ın bizim için ayrı bir mazhariyeti var. Mayıs deyince İstanbul'un fethi, ebediyyen Türk oluşu gelir akıllarımıza...53 gün boyunca Üsküdar sırtlarından seyrederek " mehabetli " Fethin heyecanını yaşayan Türkler, hala, her sabah, bu semtte gün doğumu ve batımında "Türk İstanbul"da yaşamanın Peygamber müjdeli lezzetini tatmaktadır. İşte bu talihli zevattan biri olan Üsküdar'da mukim müverrihlerimizden "kalemini kılıç eylemiş" veya söz kılıcını kaleme tahvil eylemiş Turgut Güler Bey, bu vadide beşinci kitabını yakında basılacak duruma getirdi.Diğer beş kitabı da yılların birikimiyle tamamlanarak fırına verilmeye hazırdır. Kırk yılını ikmal eden her müktesebat sahibi, sahasındaki tecrübelerini efkar-ı umumiye ile paylaşırsa, genç nesillerin okullarda eksik kalan tarafları sadece " sosyal paylaşım sitelerinin insafı" na terkedilmemiş , seviyeli neşriyata yönlendirilmiş olur. Turgut Bey, Yahya Kemal'in bir şiirinden ilhamla " ŞEHSÜVAR-I CİHANGİR" adını verdiği 600 sayfayı aşan eserinde, bildiğimizi sandığımız İstanbul Fethi'nin etrafında bizi zengin bir tarih kültürüne, muazzam medeniyetimizin kaynaklarına çağırıyor. Bu davete icabet eden ilk okuyuculardan biri olarak diyebilirim ki "Okumadan, düşünmeden, kafa yormadan,değerlendirmelere gitmeden ilim,irfan sahibi olunamaz..." Şehsüvar-ı Cihangir kitabında İstanbul ve Fatih'i ile ilgili ne varsa bulabilirsiniz. Müellif, meşhur tabiriyle bir " kuyumcu titizliği " içinde sizde soru işareti uyandıran her konuya tatlı bir sohbet üslubuyla girmektedir. Tarihten zevk almayana söylenecek bir şey yoktur ama nerelerden nerelere gelinmiş, kim nerede ne yapmış, o şehrin camisi, çeşmesi, sebili var idi de ne oldu ? Hangi paşanın devlet hayatında rolü ne olmuştur ? Bu yanık türkü kime niçin yakılmıştır ? Fatih, Edirne' de dünyayı teşrif ederken babası Murad-ı Sani hangi duygulanışlar içindedir ve o sırada Kur'an'da hangi sureyi okumaktadır ? Hele İstanbul'un müstakbel Fatih'inin doğumundan sonra her iki kulağına ezan ve kametin babası tarafından okunuşunun tasvir edildiği yazarının şairane güzellikteki " gözyaşıyla sulanmış" cümleler okunmadıkça ben eseri anlatmış olamam.Olsa olsa deryaya kovayı daldırıp " işte deniz budur" derim ki gören de duyan da inanmaz..Deryalara seyahat kaçınılmazdır ve ruhumuz için bu bir manevi ihtiyaçtır. Ben huzurlu saatlerimi bu mahiyette kitaplara borçluyum. Turgut Bey, eserlerini tarihi kaynaklara istinaden yazmakla beraber, kırk yılı aşan hocalığının da getirdiği sükunet ve ciddiyetle sevimli bir sohbet edası içinde sizi edebi,hissi,fikri vadilere çekiyor. Her seferinde yeni bir bilgi edinmiş olmanın bazan gururu bazan hayıflanması bazan da hayret ve hayranlığı içinde hüzünlendiğiniz de oluyor, coşup kabardığınız da....En nihayet bu eserde ve diğerlerinde bilinmeyenlerin keşfine ve müteakiben tefekkürüne doğru kanat açıyorsunuz. Tarih yazıcılığı ve hatta sanatlı tarih,edebi tarih yazarlığı bence çetin meşgaledir. Turgut Bey benim elli yıldır beklediğim ve gayet tabii karşıladığım bu çetin işi hakkıyle yapmaktadır. Sağlık içinde daha nice eserler ve yazılarla Türk tarihinin ihtişam asırlarına uzanmasını temenni etmekteyiz. Fatihname, bizim edebi tarih kültürümüz içinde kısmen var olan Selimname, Süleymanname,Battalname, Saltukname...gibi isimlerle bir geleneğin zamanımızdaki devamıdır. Söz konusu edilen devrin ve o zamanın kahramanının sonraki nesillerde hayranlık uyandıracak ve örnek alınacak vasıflarının da tanıtıldığı bu tarz eserlere daima ihtiyaç vardır.Turgut Bey eserleriyle, yarını inşa edecek torunlarımıza adeta zekatlarını peşinen vermekte, borcunu eda ederken müstakbel şafaklarda doğacak çocuklarımızın beşiklerine bu kitapları armağan olarak meleklerin kanadıyla sunmakta böylelikle onların tarih fakiri olmamaları hususunda "çifte kavrulmuş" bir vazifeyi de ikmal etmektedir. Ben bir dede olarak torunlarımız adına kendisine şükran borçluyum. Kitapların ilk tadıcılarından biri olarak iki haftadır "İstanbul muhasarasına katılmış Bektaş Ağa" misüllü, titrek ellerimle elektronik sayfaları devrederken, gönlümdeki "Fetih okları" ,Uluabatlı Hasan'ın yanı başında çatılan kaşlarımla gerdiğim dikkat yaylarından uçarak " hedefin kalbine" , Ayasofya'nın sisler altındaki yarım kubbelerine düşmektedir. Ayasofya'da ilk Cuma namazını kılan cengaverlerden biri de bendim. Yoksa bu gözlerimdeki yaşlar nedir ? Fatih, şehre girerken ona gül sunan Rum, belki de sarı Kuman-Kıpçak kızlarından biri uzaktan akrabam olur...Evet Cahit Külebi haklı : Tarihin akışı içinde " Daha karışacak bütün sular; Türk mavisi bulunana kadar.." keşke bu hakikati günümüzdeki bazı gafiller de anlayabileydi... Var ol aziz kardeşim.Beni has "ruh akraban" sayarak gösterdiğin hüsn-i kabule müteşekkirim. Diğer kitaplarını da fırından çıkmış,buğusu üzerinde ilk okuyanlardan biri olmak dilek ve duasıyla sa'yiniz meşkur ola efendim. Prof.Dr.M.Mehdi ERGÜZEL