Yahya Kaptan' ın köşesinden izniyle yapılan alıntıdır.

ESKİCİ DÜKKANI, SANDALCI MAHALLESİ VE 20. YÜZYIL MASALI.. _______________________________________________________________________ Bugün uzun bir aradan sonra doğduğum şehrin sokaklarında avare dolaşacağım. Uzak kaldığım hatıralarımı bir yerlerde bulabilir miyim? bilmiyorum. Beni şaşırtacak eski bir güzellikle burun buruna gelir miyim?. Yıkık bir çeşmede kaybolmuş bir yaşanmışlığa üzülüp, suyu akmasa da yaşlı bir gaziye gösterilen saygı kabilinden, onarılmış bir halini görür müydüm acaba?.. Biliyorum ki, çeşmeler, şadırvanlar, saat kuleleri, evler sivil mimari örnekleri bir şehrin kimliği gibidir. Şehirleri insana benzetirsek; Köprüler, bir hanımefendinin inci kolyesi gibidir. Siz, diğerlerini yakadaki çiçek, baştaki örtünün iğne oyası, erkeğin yaka cebindeki mendil gibi tasavvur ediniz. Aşina bir yüz, buram buram bir hanımeli kokusu, akasyada kuş sesi, sokakta oynayan çocuk cıvıltısı, sadece sevgi isteyen bir sokak köpeği kalmış mıdır? Makaracı Yaşar'ın çıngırak sesi, seyyar poğaçacının o güzelim poğaçalarla hiç de mütenasip olmayan kötü telaffuzlu narası kalmış mıdır? Sahi, kalmış mıdır acaba?. *** Elimdeki bir torbada, boyatıp tamir ettireceğim ayakkabım var. Çok acil değil lakin, onlar da aradan çıksın istiyorum. Ama, Goli Mustafa'nın bu Dünya'ya sırt çevirmesinin üzerinden çok yıllar geçmiş. Bu düşünce yumağı içindeyken, hiç ummadığım bir yerde bir ayakkabı tamircisi gördüm. Dükkanına girip selam verdim. Çalışmak için fazlaca yaşlı görünen biri, selamı alıp, yaşından beklenmedik bir çeviklikle elimdeki torbaya uzanıp yapacağı işin teşhisini koydu. Önce yaşı, sonra işine duyduğu saygı, ileri yaşta hala çalışıyor olması beni mıknatıs gibi çekti. *** "Amcam da kunduracıydı...." deyip, sohbet için bir kapı aralamaya çalıştım. Yüzüme dikkatle baktı. Bir aşinalık arar gibi, tanıdığı birinin izlerini sürer gibi uzun uzun baktı. Belli ki; Benden amcama ulaşmaya çalışıyordu. Daha fazla merakta bırakmamak için, adını söyledim. "Sağ mı? " dedi. Cevap olumsuz olunca, hüzünlendi. Elindeki işi bıraktı. Kapı önündeki birilerine çay söyletti. Yüzüme uzun uzun yeniden bakıp, susmadan biteviye anlattı. Sanki bir müşteri gelir de, sohbet bölünür korkusuyla ya da soru sorarım da, kendince yapacağı sıralama bozulur endişesiyle ara vermeden anlattı. Amcamla ayni ustada diz-dize çıraklık zamanlarını, evden sefer tasıyla gelen yemekleri paylaşmalarını, yirmi yıl arayla yaşanmış iki Dünya savaşının bitmez tükenmez sıkıntılarının getirdiği karne, karartma, yokluk ve yoksulluk günleri. İlk gençlik ve sonrası; Uzun gelen gurbet, İstanbul yılları. Bir kaç akran hemşehri, bekar odasında kalıp hafta sonu Tekirdağ'a gelmeler, gelemeyen arkadaşın, selam, mektup para ve kirli çamaşırını getirip, sağlık haberleri, pekmez ve temiz çamaşır götürmelerini soluksuz anlattı. Arada bazen gülümseyerek, bazen hüzünlenerek devam etti. Amcamın hafta sonları Vefa Spor Kulübünde boks yaptığını, eski milli boksör, Garbis Zakaryan'ın amcama özel ilgisini, kulağına aldığı bir yumrukla sağır olup boks hayatının bittiğini uzun uzadıya, olayları yerleri insanları adeta yaşayarak, bir meddah tadında teatral bir dille anlattı. Bazen bir konudan öbürüne atlasa da hatırladığı, hatırlayabildiği her şeyi sıraladı. Tiryakinin birini söndürmeden diğerini uç uca eklediği sigaralar gibi peş peşe hatıralar. Kendimi, adeta Refik Halit Karay'ın "Eskici" hikayesinin içinde gibi hissettim. "Eskici ve küçük Hasan" gibiydik. O hikayede Hasan konuşuyordu, bu hikayede eskici.. Bir zerresini kaçırmamaya çalışarak dinledim. Hiç susmasın istiyordum o anlattı, ben dinlemedim adeta yaşadım "Siz, nikah memuru Saadet hanımın evinde otururdunuz, ben amcanın çok haberini hediyesini büyük annenize götürüp, çok kahvesini içmiştim." dedi. Hüzünlenmişti.. "Biz de, Sandalcı mahallesinde otururduk." Bir anda ilgim katlandı. Sandalcı mahallesi: neredeyse şehirden kopuk, bir tepe üzerinde küçük bir mescit belki on beş-yirmi evlik minyatür bir mahalle. Bir yatır ve orta yerde bir dibek taşı da var mıydı? Patika gibi yaya yolu vardı. Araba çıkar mıydı? çıksa, araba var mıydı ki?.. Denizin bütün, uğultusunun dalgasının en iyi hissedildiği yer. Bazen yaklaşan bazen uzaklaşan balıkçı motorlarının pat pat sesleri, arada tenezzühe çıkmış kayıkların, kürek şıpırtısı, lüks lambasıyla çapariye çıkmış bir ehl-i keyif grubundan gelebilecek bir uşşak makamı bir gazel.. "Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın" Sandalcı mahallesinin ayrılmaz parçalarıydı. Bu mahalle: Yakamoz, mehtap, imbat mahallesidir. Şehrin her yerinde imbat eser, mehtap her yerinde güzeldir. Ama burada, şafak da, gün batımı da, mehtap da her yerdekinden daha güzeldir. Falcı çingenenin "Başına ay doğmuş" dediği gibi. Burada; Ay insanların başına doğar, mehtap ve yakamoz elini uzatsan tutabileceğin mesafedir. Henüz, masallarımızın kahramanları: Keloğlan ve peri padişahının kızı.. Buradaki, her cumbada, bir peri kız yaşıyor. Burada her ev, perili köşk, her ev kız kulesi, her kız da peri kızıdır. Nereden mi biliyorum?.. Benim ahret annemin doğduğu ve gelin olarak çıktığı ev, Sandalcı mahallesindedir. Ahret annem: Peri kızıdır, ve bir tanedir. Sandalcı mahallesi; Çocuk aklımla, merak, heyecan, macera, esrar duygularımın harmanıdır. Henüz Sindirella, Rapunzel bilmediğimiz yıllar.. Rapunzel'ın kulesi neymiş, Rapunzel de kimmiş ki?.. Rapunzel: Sandalcı mahallesi kızlarına hizmetçi bile olamazdı. *** Çay soğumuş, eskici susmuştu. O, çocukluk, gençlik, kıtlık , yokluk, yoksulluk, karartma geceleri, ekmek karnesi, vefa ve arkadaşlığa gitmişti. Ben amcama, ahret anneme, çocukluğumun harikalar diyarı Sandalcı mahallesine, lakerda tadı ve iyot kokusuna.. Yaşanmış güzellikler, ikimizin de gözlerinden film şeridi gibi geçti. Yaşanmışların gölgesinde, bir daha yaşanması mümkün olmayanların da hüznüyle kalktım. Hayal-meyal hatırladığım "Sandalcı mahallesine" hayal gücümün sınırlarını zorlayıp zamanda yolculuk yapmıştım. Ahret anneme gelince: Güzel şehrimde güzellikler bitmez. Her peri kızına bir "Keloğlan" mutlaka bulunurdu. Günü gelince, Sandalcı Mahallesinin peri kızı Ayşe'si Şehrin en yakışıklı Keloğlanı Ali Öncel'le evlendi.. *** Keloğlan Ali Öncel: babamın en iyi arkadaşı. Peri kızlarının en güzeli Ayşe: annemin "Ahret kardeşi" Onlar erdi murada, biz çıkalım kerevete.. *** Bu yazı 4 Haziran'da Ali ağabeyin aramızdan ayrılışının 31. yılında paylaşılmıştı. Ruhu şad, mekanı cennet olsun. "Keloğlan " Ali ağabeyimi rahmet ve saygıyla anıyorum. "Peri kızı" Ahret annemin saygı ve özlemle ellerinden öpüyorum. Selam ve muhabbetle.. Yahya Kaptan. Not: Bu gün hikayenin kahramanı eskici Osman amcanın vefat haberini aldım. ( Osman Eryürük ) Şüphesiz ki; Mekanı cennettir.. Ruhu şad olsun!.. Aileye, sevenlerine, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyor, rahmet ve minnetle anıyorum.