GÜLAY SORMAGEÇ
SEVGİ KELEBEKLERİ
Savaş sadece cephede yaşanmaz. Kahramanlık düşmanla karşılıklı vuruşmakla sınırlı da değildir. Cephe gerisinde de nice isimsiz kahramanlar vardır. Şefkat kanatlarını sevgiyle açmış sevgi kelebekleridir bunlar. ?Mürefte Kadınları? nın gönüllü hastabakıcıları da bu isimsiz kahramanlarımızdan!
Sevgi kelebekleri; Çanakkale´den gelen hasta ve yaralı olan Mehmetçiğimize Mürefte Menzil Hastanesinde elleriyle şifa dağıtmış. Vatanın bağrına ayak basan düşman def olup gidinceye kadar karalar bağlamış. Mehmetçikle gülmüş, Mehmetçikle ağlamış. Sıkıntının, ızdırabın, acının ve ölümün kol gezdiği savaş günlerinde hastanede bir parça olsun sevgi ve şefkati yaşatmış. Gülen yüzleri, dillerinden dökülen tatlı sözleriyle şifa bekleyen askerlerin umuduna umut katmış. Hasta yatağında acıdan kıvranan Mehmet´in acılarını dindirmek için didinip durmuş. Ölümün kol gezdiği o buz gibi hastane koridorlarında, yaralıların iniltilerini duydukça kederlenmiş. Onları yaşatmanın zorlu gayretini sonuna kadar göstermiş. Gece gündüz dememiş, uyku uyumamış, dinlenme bilmemiş, yorulduğunu hissettirmemiş. Hastaneye tedavi için gelen Mehmetçikten ölenler olduğunda gözyaşı dökmüş. Kendilerini onun köyünde bekleyen anasının, babasının, sevdiğinin yerine koymuş. Mehmetçiğin yakınları kadar üzüntü duymuş, yas tutmuş. Vefakar ve cefakar sevgi kelebekleri.
Mürefte hastanesinde bir ay kalan Gazilerimizden biri de Mersin´li Astsubay Emin ÇÖL; Hastane günlerini bize nasıl anlatıyor:
15- Temmuz- 1915;
Yeşilsırt´ da yaralandım. Kurşun vınlaması, top sesleri birbirine karışmıştı. Bütün gücümüzü, cesaretimizi toplayıp düşmana geçit vermiyoruz. Ben de hız kesmeden ateş ediyorum düşman siperlerine. Tüfeğimde kalan son kurşunu da atmak için nişan aldım. Elimi tetiğe bastığım an düşman siperinden gelen şarapnel parçaları sırtımdan, belimden ve bacağımdan yaraladı. Acıyla vücudum baştan ayağa kavruluyor, canım acıyordu. Sargı yerine gitmeliydim. Dişimi sıktım, yavaş yavaş Semertepe sığınağına kadar geldim. Sağlık ekibi beni Çalıdibi Sargı yerine getirdi. İlk tedavim yapıldıktan sonra da bir katıra bindirdiler. Kızılay´ın Birinci Sağlık Ocağına geldim. Sağlık ocağında altı yaralı vardı. Benimle yedi olmuştuk. Oradan da Kilye´ye geldik. Bir gün Kilye´de kaldık. Ertesi gün on beş yaralı ile Şirketi Hayriye vapuruna bindirildik. Gelibolu, Lapseki, Eceabat, Akbaş, Çardak iskelelerinden sonra da başka bir iskeleye uğradık. Son uğradığım iskelede etrafta neler var diye bakıyordum. Solumuz da yüksek apak bir bina gözüküyordu. Burada ipek böceği beslendiğini öğrendik. Rıhtımda bekleyen kalabalık halk ve kolları bantlı sağlıkçılar bizi kucaklayıp hemen arabalara bindirdiler. O an yüreğim sımsacık oldu? Utanmasam ağlayacaktım? İçimden; Allah´ım! Bu ne incelik, bu ne asil bir davranış? Savaşın soğuk yüzü ve acımasızlığına inat bir sevgi seliydi yaşadığımız. Evinden, köyünden ayrı olmanın hasreti bir yanda, cennet vatanın düşman ayağı altında çiğnenmesinin ağır yükü bir yanda, savaşırken yaralanmam başka bir güzelliği yaşatıyordu bana? Merhameti çok ve asil Türk Milleti için savaşmanın büyük bir şeref olduğunu bir kez daha hissettiriyordu. Öylesine mutluydum ki, yolculuğun bittiğini bile anlamamışım. Arabalar yaralıları kasabanın dışındaki hastaneye getirdi. Küçük temiz bir binanın önünde durdu. Sağlıkçılar şefkatle bizi arabadan hastaneye taşıdı. Geldiğimiz hastane Mürefte köyü ilkokulu imiş. Yargıcın, savcının, subayların, o çevredeki hastanelerin doktorlarının eşleri, halkın da desteğiyle bu küçük ve sevimli hastaneyi kurmuşlar. Gelen hasta ve yaralılara özenle bakmak için hazırlıklar yapılmış. Hastane bahçesine üç çadır kurulmuştu. Bahçenin bir köşesine de ateş yakılmış üstüne üç kazan konulmuş su kaynıyordu. İndiğimiz gibi hastabakıcılar etrafımızı sardı. Gülümseyerek her birimize:
?Geçmiş olsun. Hoş geldiniz. İnşallah en kısa zamanda iyileşeceksiniz´´ demeleri cana can katıyordu.
Hastabakıcılar hiç durmadan yaralılarla ilgileniyor gerekeni yaptıktan sonra hemen sağlıkçılara yaralıları teslim ediyorlardı. Sağlıkçılar yaralıları yıkadılar, sildiler, tırnaklarını kestiler, yüzlerini, saçlarını tıraş ettiler. Temiz çamaşır, gecelik ve terlik verdiler. Tereyağı sürülmüş ekmek, çay, peynir getirdiler. Bu leziz kahvaltıdan sonra birer bardak sütlü kahve ikram ettiler. Daha bitmedi? dahası da var? Birer de mendil hediye ettiler. Evimde bakılıyordum sanki? Rüya desem rüya değil? Kahvaltının lezzeti bütün tazeliğiyle hala damağımdaydı? Mendil de elimde?
Etrafımızda dönen sevgi kelebekleri bizim rahatımız için, bir an önce iyileşmemiz için pır pır uçuşup duruyordu? Sanki sevgi ve iyilik dağıtmak için yaratılmışlar!
Doktorlara yardım ediyor ve cepheden yorgun ve acılar içinde gelen Mehmetçiğe moral veriyorlardı.
NOT: Bu yazı, Gülay Sormageç´ in "Asrın Kahramanları", adlı kitabından alıntıdır.