(Prof. Dr. Mesut ŞEN)

HADSİZLİĞİN DE BİR SINIRI OLMALI  (Prof. Dr. Mesut ŞEN) İnanç adı üstünde inançtır. O, Berat´a inanmıyor, siz de diyelim ki dinlerin hiç birine inanmıyorsunuz. Ama siz İslâm´a inanmadığınız hâlde kandillerin İslâm´da olmadığını söyleyen İslâmcı bir adamın gerekçesini, işinize geldiği için, doğru imiş gibi paylaşıyorsunuz. Sorun Berat, Regaip, Mevlid, Miraç gibi kandillerin bir hakikate dayanıp dayanmaması değildir oysa. İnanmayan için kandiller elbette hakikate dayanmaz. Dinî günler kültürel birer olgudur. O hâlde ne yapılmalı? Her dinî güne ve ona inanana saygı gösterilmeli. İnanç ne zaman insanlık için problem olur? Toplumsal barışı engellediği zaman, lâikliğe aykırı bir durum ortaya koyduğu zaman. Asırlardır bu toplum kandilleri kutluyor, siz bundan neden rahatsızsınız? Neden kandilin olmadığını ispat için bir Selefî İslâmcının görüşüne ihtiyaç duyuyorsunuz? Mevlid kandili ile Noel arasında bir fark var mı? İkisi de peygamberlerin doğumu ile ilgili inanç konusu, aralarında hiç bir fark yok... Peki siz Noel ve yılbaşı kutlaması ile Mevlid kandili kutlamasına olan bakışınızda eşit mesafede misiniz? 24 Aralık geldiğinde Noel´in aslı astarı olmadığını da ifade ediyor musunuz? "Hay sizin Noelinize" gibi bir paylaşımda bulundunuz mu meselâ bugüne kadar? Yılbaşı kutlamalarının da esasen bu bağlamda din kaynaklı olduğunu, din kaynaklı hiç bir kutlamayı doğru bulmadığınızı da ifade ediyor musunuz, her yılbaşı geldiğinde? Ne kadar adilsiniz bu değerlendirmelerinizde? Yoksa güçlü toplumların inançları da güçlüdür mü diyorsunuz? Size göre ezilen toplumların kültürleri de ezilmeli midir? 2016 yılında Facebook gruplarından birinde Pars Tuğlacı´nın öldüğü haberini gördüm. Yorumlar kısmına bilinçli olarak "Allah rahmet eylesin" yazdım. Vay sen misin yazan, hemen gruptan birileri, burada söylemek istemediğim ithamlarla bana saldırdı... Pars Tuğlacı´nın "Okyanus 20. Yüzyıl Ansiklopedik Türkçe Sözlük" (İstanbul 1971) adlı sözlüğü yayımlandığında ben ilkokula gidiyordum. Pars Tuğlacı önemli bir yayıncı... Özellikle hazırladığı sözlüklerle Türk bilim ve kültür hayatına katkı sunmuş bir araştırmacı... Ben ilk ve orta okulu okuduğum dönemde bulunduğum kazanın kütüphanesinde onun ansiklopedik sözlüğüyle ödevlerimi hazırladım... Hayat Ansiklopedisi, Küçük Hayat Ansiklopedisi ve Okyanus sözlüğü her müşkülümüzü çözerdi; henüz Meydan Larousse otoritesini ilân etmemişti... Edebiyat öğretmeni olduktan sonra da Okyanus sözlüğünün bende bıraktığı iz kaybolmadı. Gayrimüslim birine "Allah rahmet eylesin" denir mi bire cahil, "toprağı bol olsun" denir, öğrenemedin mi sen bunu?.. Müslüman ölürse "merhum", Gayrimüslim ölürse "müteveffa" olur... Gayrimüslime rahmet dilenmez... Rahmet Arapçada ´acıma´ anlamına gelen bir kelimedir oysa... Bilmiyorum bu kadar keskin tavır niye?.. İyi temennide bulunmanın nesi kötü?.. Tarihî metinlerimizde Müslümanlar için de çok yerde "müteveffa" kelimesinin kullanıldığını bilenler biliyor... Müteveffa Arapçada "ölmüş" anlamına gelen bir kelime zaten... Ölmüş ifadesi herkes için kullanılabilir... Her Ermeni için bir Türk, her Türk için de bir Ermeni kötü insan olmak zorunda mıdır?.. Bu şart mıdır? Bimen Şen´in o güzel bestelerini dinleyemeyecek miyim ben Ermeni diye?.. Fetullahçılar "hoş görü" kavramını çok suiistimal ettiler, kabul ediyorum ama bu ülkede yüz yüz elli yıl önce Türklerin Ermeni, Yahudi, Rum komşuları vardı... Birbirlerinin bayramlarını seyranlarını, dinî günlerini kutlarlardı... İnançlarına saygı gösterirlerdi. Türklerin güçlü olduğu dönemlerde bütün dinî cemaatler barış içinde yaşadılar. Geçmişte Rum, Ermeni, Yahudi cemaatlerinin Türklerin dinî bayramlarına, kandil gecelerine gösterdiği saygıyı günümüzde Türkler birbirlerine göstermiyorlar.  Biri bir kandil mi kutladı, diğeri ona hemen uyuz oluyor... Beriki, "hayırlı cuma" varyeteleri ile öbürünü çileden çıkarıyor.  Tahammülsüz bir toplum olduk çıktık. 1980´lerden itibaren İslâmcıların içinden "selefî" bir akım ortaya çıktı, Osmanlı´nın Kadızâdeleri gibi... Bunlar bütün bütün dinî kültürü bid´at diyerek reddettiler, mevlid de, kandil geceleri de bu bid´at suçlamasından nasibini aldı. Nedense hep Türklerin uygulamaları bid´at oluyordu.  Hâlbuki millî kültürün oluşmasında dinin de büyük katkısı vardır... Her din eninde sonunda kültürün içinde bir şekilde yer alır... Hiç bir din indiği gibi durmaz, duramaz... Her dine başka dinlerden kültürlerden etkiler mutlaka olur. Ben şuna bakarım: Millî kültürün içinde yer etmişinî etkisi, lâikliğe aykırı mıdır değil midir? Söz konusu etki topluma, modern yaşama zarar veriyor mu, vermiyor mu? Kandil kutlamanın bu topluma, modern yaşama ne zararı olabilir? Kandilleri kutlayanlar Türkler... Bizim kültürümüzün önemli birer unsuru, bin yıldır kutlanagelmiş bu kandiller... Zannederim kandilleri ilk kutlatan da Erbil atabeyi Muzafferüddin Gökbörü... Galiba esas sıkıntı burada... Yani bir Türk´ün bu kutlamaları başlatmış olması asıl büyük sorun. Efendim uydurma imiş, bid´at imiş... Peki efendim, Noel çok mu gerçek, pek mi sahih? Batı dünyası bir yandan Hz. İsa´nın tarihî bir kişilik olup olmadığını tartışıyor, diğer yandan Noel´i kutluyor, inananı da inanmayanı da... Hiç bir Batılı ateist Noel´e uydurma deme gereğini duymuyor, neden? Çünkü adamın kültürü... Çocukluğu bu kültür içinde geçmiş... Ülkemizde Hıristiyanların, Yahudilerin dinî günlerine kim gerçek mi değil mi gözü ile bakıyor?.. Hangi dinî ritüele gerçek mi değil mi gözü ile bakılır ki?  Din bir inanç manzumesidir. Önemli olan kandile saygı duyan insanı rencide etmemektir, onun verdiği değeri anlayabilmektir, kendisi inanmasa bile duygudaşlık kurarak kandilini kutlayabilmektir. Hıristiyan birinin paskalyasını kutladığınızda Hıristiyan, Müslüman birinin kandilini kutladığınızda da Müslüman olmazsınız, tanrı tanımaz düşünceleriniz ya da dininiz bir an için tehlikeli bir durumla karşı karşıya kalmaz. Kandil kutlaması yeni yetme İslâmcıların uydurduğu bir şey olsa hak vereceğim ancak kandillerden zaten en başta onlar rahatsız. Kandil kutlamalarına karşı çıkan İslâmcı aslında bir selefî; gericinin, yobazın önde gideni. Kandili İslâmcılar kutlamıyor ki, halkımız kutluyor; annemiz, babamız, dedemiz, teyzemiz, dayımız, amcamız... Ayıp yahu! Hadsizliğin de bir sınırı olmalı...