Bilindiği gibi yakın zamanda Diyanet işleri Başkan Ali Erbaş ın, Cuma hutbesinde yaptığı açıklama büyük tartışmalara yol açtı. Diyanet İşleri Başkanı, okuduğu hutbede ?İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor? demişti.Ayrıca konuşmanın devamında da alkollü içkilerin zararından söz ediyor; insanları bunlardan uzak durmaya çağırıyor. Üstelik bu sözlerin içinde şiddet çağrısı falan da yok; ?dövelim, öldürelim, yok edelim? demiyor. Ve? Bu hutbeler ilk defa da yapılmıyor, Cuma hutbelerini dinleyenler sık sık bu çeşit örneklerle karşılaşmıştır. Konuyu Baro Şiddet çağrıştıran bir biçimde değil de iyi niyetli bir yaklaşımla ele almış olsaydı daha iyi olurdu. Dolayısıyla ?Virüs ten çıkış yolları konusu varken, Cuma hutbesinde cinsellikle ilgili konuları gündeme getirmeye ne gerek var? denebilirdi.
Nitekim İzmir Barosu tarafından yapılan açıklamada konu yumuşatılarak yalnızca ?cinsel yönelime dayalı ayrımcılık? eleştirisi dile getirildi. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş´ın eleştiri konusu olacak çok fazla uygulaması da var. Seleflerinin aksine, yönettiği kurumun toplum nezdinde siyaset üstü bir kimliğe sahip görünmesine önem vermeyişi en temel yanlışı, iktidara şirin görünmek için yaptıkları unutulacak gibi değildir.
Fakat ne olursa olsun, söyledikleri İslami niteliktedir. İslam ve bütün dinlere hatta bütün geleneksel ahlak sistemlerinde zina ve eşcinsellik olumsuz fiiller olarak görülür, aile değerleri savunulur. Dolayısıyla Ankara Barosunun yaptığı şiddeti çağrıştıran açıklamalar kabul edilebilir değildir. Baro savunmasını, İstanbul sözleşmesi ve AKP iktidarı döneminde çıkan zina kanununa dayandırıp açıklasaydı ?Kuşkusuz- topluma yol gösterici olurdu.
Bütün bu tartışmaların gölgesinde İslami kesimin yoğun tartıştığı fakat toplumun diğer yanının ilgilenmediği iki konu var: Bunlardan biri ?Zina? ve diğeri, ?İstanbul sözleşmesi? İstanbul Sözleşmesinin tam açılımı, ?Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi Ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi´ şeklindedir.
İstanbul Sözleşmesi, Türkiye tarafından 2011´de imzalan ve de 2012 tarihinde Resmi Gazete´ de yayımlandı. Peki, söz konusu metinde ne var? İstanbul Sözleşmesi adlı metinde ?cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli tüm ayrımcılık biçimleri? reddediliyor. Esasen kadına karşı şiddeti önlemeyi hedef alan bu uluslararası sözleşmedeki? cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği? kavramları, LGBT tarafından referans olarak alınmaktadır. LGBT´ liler eylemlerini cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği kavramlarını esas alarak yaptığını iddia etmektedir. Lgbt´ liler, yöneticileri 2012 yılında imzaladıkları bu anlaşmaya sahip çıkmaya çağırıyorlar. İstanbul sözleşmesindeki kadına yönelik şiddet ile cinsiyet yönelimlerin teminat altına alınması anlaşmasını bir kısım siyasi partilerimiz ile birçok sivil toplum kuruluşu da o günlerde destek vermişti.
Bunların başında Kadem gelmekteydi. İstanbul sözleşmesinin imzalandığı yıllarda kurulan Kadem´ in başkan yardımcılığını Sn. Erdoğan ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar yapmaktaydı. Fakat Kadem´ in İstanbul sözleşmesine sahip çıkması İslami kesimde büyük tepkilere yol açtı. Sümeyye Erdoğan İslami dergi ve gazetelerde ağır bir dille eleştirildi. 31 Mart seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan´ ın huzurunda yapılan sivil toplum kuruluşlarının katıldığı değerlendirme toplantısı yapıldı.
Toplantıda İstanbul sözleşmesi ile ilgili Sümeyya Erdoğan´ ın konuşma isteği protesto nedeniyle yapılamadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan´ ın huzurunda gerçekleşen Sümeyye Erdoğan´ a yönelik bu protesto olayı çok manidardı. Baskılar karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul sözleşmesi gözden geçirilebilir demesine rağmen, Hükümetin sözleşmeden imzasını çekme gibi bir girişimi de henüz olmadı.
Zina yasası? Hutbelere sık sık konu olan Zina konusu, Cumhuriyetin ilk yıllarında yasaya şöyle girmişti. ?Madde 440 - Zina eden karı hakkında altı aydan üç seneye kadar hapis cezası tertip olunur. Karının evli olduğunu bilerek bu fiilde ortak olan kimse hakkında da aynı ceza hükmolunur.? Denilmektedir.
1998 yılında Anayasa Mahkemesine yapılan iptal başvurusu nedeniyle mahkeme yasayı eşitliğe aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etti. AK Parti iktidarı da 2004´te çıkardığı yeni TCK´da zinaya yer vermedi ve zina suç olmaktan çıktı.
Gerçekler böyle iken gerçeğin dillendirilmesinde bütün bunları yok sayarak konuşmak laf cambazlığıdır.
Sonuç olarak; İnsanlar virüsle, işsizlikle, yoksullukla can derdindeyken, sosyal yardımlaşmanın sevabını ve İslam tarihinden örneklerle karantina kurallarının önemini sürekli anlatmak gerekirken bu tartışmalara yol açmak vebaldir. Ayrıca konuşurken, yazarken sorumlu ve dikkatli davranmak da hem medeni hem ahlaki bir gerektir.
Bu medeni ve ahlaki gerekliliği hem kurum yöneticilerimizden, hem sivil toplum kuruluşlarımızdan hem de hükümetten bekliyoruz.