Bir defa bir dine inanmamak din düşmanlığı değildir, Atatürk de din düşmanı değildi.

Dinciler Atatürk´e duydukları nefrette samimi mi?.. Dinciler derken kastım, din satanlar, dinden geçinenler, dinî duyguları istismar edenler, din ile ikbal yolları arayanlardır, dindarlar (dine içten inananlar) değil elbette... Atatürk´ün son yazdıklarına bakıyorlar, el yazısıyla aldığı notları gösteriyorlar, aha işte din düşmanı diyorlar, yozca bir bakışla... Bir defa bir dine inanmamak din düşmanlığı değildir, Atatürk de din düşmanı değildi... Dine inanıp inanmaması kimseyi ilgilendirmez. Bir dine inanıp inanmamak insana Tanrı´nın verdiği bir haktır... "Dinde zorlama yoktur" ayeti buna delildir. Bu ayete göre inanmayan birine de dine inanan insan gibi saygı duymak zorundayız, tıpkı Peygamberimizin amcasına duyduğu saygı gibi... Burada ölçü peygamberimizin amcalarına olan davranışıdır. İki amcası da peygamberimizin getirdiği dine inanmamıştır. Biri getirdiği dine inanmamış ama ona saygı duymuş, düşmanca bir tavır takınmamıştır. Diğeri ise peygamberimize elinden gelen her kötülüğü yapmıştır. Düşmanca tavır takınan amcaya "elleri kurusun" diye lânet edilirken diğer amca için olumsuz bir şey söylenmemiştir. O hâlde biz de aynı yolu takip etmek zorundayız. İnanmayan birine kem gözle bakamayız. Yoksa İslâm barış dini, huzur bulma dini değil mi? Atatürk dine değil de dinî uygulamalara karşı olmuş bir liderdi... Dinî uygulamaların ne kadarı dinin kendisidir... Bu uygulamalardan Tanrı hoşnut mudur? Meselâ Atatürk´ün medrese eğitimini kaldırması dine hizmet miydi değil miydi? Medrese dinimizi geri bırakan en temel kurum oldu... Osmanlı´daki, İran´daki Türkistan´daki medreseler 17. yüzyıldan sonra taşın üstüne bir taş koymadılar... Dinimizi mahvettiler... Açınız medrese müfredatını inceleyiniz, ne öğretilmiş buralarda asırlarca, hangi dersler müfredattan çıkarılmış... Batı dünyası almış başını giderken Müslümanları Orta Çağ döneminde tutmağa, eski düzeni korumağa çalışmak en büyük dinsizlik değil midir?... Hâlbuki bu dinin mensupları Abbasiler döneminde, yani ilk zamanlarda kendilerinden önce gelen medeniyetler ne yazmış diye merak ettiler, araştırdılar. Eski Yunan kaynaklarını buldular, onları çatır çatır tercüme ettiler... Onların üzerine kitaplar telif ettiler... Bilimsel gelişmenin önünü açtılar... Aristo´yu kendilerinin de öğretmeni olarak gördüler, ondan Aristo aleyhisselâm diye bahsettiler... Onlar Müslüman değil miydi?.. İlk Müslümanlar önceki medeniyetin insanlarına gâvur diye burun büktüler mi?.. Fuad Sezgin´i okuyun bari...  Şu hâlde asıl din düşmanları kimlermiş?.. Müslüman ahaliyi Orta Çağ düzeninde tutmağa çalışan, onların sırtından geçinen, bir iş sahibi olmayan, bir şey üretmeyen zavallı din hocaları ve şeyhleri imiş... Bu değerlendirme yanlış olsaydı 19. yüzyılda dünyadaki bütün Müslümanlar Batının oyuncağı hâline gelmezdi... Son hak din bu din adamları yüzünden bugün geri kalmış insanların dinidir. Bu Allah´tan reva mıdır?.. Bu din en gelişmiş insanların dini olmalıydı, bütün zamanlarda...  Demek ki medreselerin, tekke ve zaviyelerin kapatılması gerekliymiş, hattâ Atatürk bu kokuşmuş kurumları kapatmakla İslâm dinine en büyük hizmeti yapmış. Tabiî bence Atatürk´ün dine olan en büyük hizmeti Kur´anı Türkçeye tercüme ettirmesidir. Kur´an Türkler Müslüman olduktan sonra ilkin 11.-12. yüzyılda tercüme edilmiş. 17. yüzyılda da Türkçe Kur´anlar ve tefsirler görülmüş... Sonrasında bu uygulama unutulmuş gitmiş... Düşünün, son dinin sahibiyiz diyoruz, bozulmadan gelen tek Tanrı sözü bizde diyoruz, ama onun bize ne söylediğini bilmiyoruz. Dahası bilmek istemiyoruz... Anlayamaz imişiz efendim, biz, Tanrının bize ne dediğini... Ama içinde bu apaçık okuma kitabıdır deniyor... İlk ayeti oku emridir. Adı da zaten okuma demektir... Yani Kur´an bize beni okuyun diyor, üzerinde derin derin düşünün diyor... Biz ise kitaplı bir dini kitapsız bir din hâline getirmek için direnmişiz... İşte Atatürk ne yapmış, o kitabı bizim elimize vermiş, açın okuyun ve anlayın demiş... Şimdi bu, İslam´a en büyük hizmet değilse nedir? Türkçe hutbe, Türkçe ezan da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Onun sayesinde anladığımız dilde namaza davet edildik, peygamberimizin Tanrı´nın kulu ve peygamberi olduğunu öğrendik. Bazılarımız bunu anlamadı, Yahudiler gibi Tanrı´nın dillerinden birini diğerlerinden üstün tutma yarışına girdiler de azdıkça azdılar. Bu azgınlık onları Tanrı kelimesinden nefret etmeye kadar götürdü... Bu Kur´an´a temelden karşı olmak demekti... Çünkü bütün dillerdeki Tanrı sözü onu, hakiki Tanrı´yı işaret etmeliydi, insanlık başka varlığa Tanrı dememeliydi. Ben doğrusu çok merak ediyorum: Öbür dünyada bu zihniyette olanların hâli nice olacak diye? Bence hepsi Peygamber dönemindeki yobaz Yahudilerle aynı kazana konacak! Atatürk bir dine inanır inanmaz bu bizi hiç mi hiç ilgilendirmez...Atatürk ne yapmıştır?..Vatanımızı düşmandan kurtarmıştır...Modern bir ulus-devlet kurmuştur, bir an önce kalkınalım, batılılarla yarışalım diye... Devrimlerin asıl gayesi budur, en kısa zamanda gelişmiş ülkelerle aynı düzeye gelmektir.Bu inkâr edilemez apaçık bir gerçektir.O olmasaydı böyle bir devletimiz olmayacaktı.Sonra ne yapmıştır?Dinimizi din bezirgânlarının elinden kurtarmıştır.Ondan nefret asıl bundan dolayıdır.Ancak bu nefret onları daha dindar yapmayacaktır.Çünkü Tanrı her şeyi bilendir.Hakkı haklıya teslim edendir.Sizin hutbelerde esirgediğiniz duanıza bakacak değildir.Açın biraz Nutuk okuyun, tarafsız gözle Falih Rıfkı´nın Çankaya´sını inceleyin meselâ... Saplanıp kaldınız Cumhuriyet´in feyizli bereketinden neşvünema bulan âdeta mantar gibi biten din adamlarının uydurduğu yalanlarına, tarikat şeyhlerinin hezeyanlarına, cemaat hocalarının kendisine yazdırıldığını iddia ettiği kitaplarına... Bazılarınız da bunları okuya okuya anarşist oldu...Biraz da bizimkilerin kitaplarını, kitaplarında ileri sürdükleri fikirleri okuyun, bağımsız düşünce neymiş görün, belki doğru yolu bulursunuz, ulusça barış ve mutluluk içinde yaşayıp gideriz, farklı farklı düşüncelerde olsak da..