KAÇAN KUŞ BÜYÜK!
Bir türlü kabuğumuzu kıramadık, kıramıyoruz. Üzerimizde dolaşan bir gizli el sanki gelişmemizi engellemekle görevli
Fasit daire kırılamıyor. Bir umutla çare diyoruz ama feryadımızı duyacaklara, derdimize çare olacaklara erişemiyoruz. Çok garip değil mi? Bir şehrin geleceği üzerinde planlamalar yapılırken şehrin asıl sahipleri ötelenir mi? Konuya dâhil edilmez mi? Geçmişimiz bencilliklerle, kibirlerle dolu. Güzelim şehir harap durumda ise günahı da, vebali de geçmişimizin eseridir. Geleceğe ne kadar umutla bakmalıyız bilemiyorum. Vali bey genç, enerjik ve bir şeyler yapmak için hırslıdır. Bu kente değer katmak, ekonomisini canlandırmak istediğinden kimsenin kuşkusu yok, niyeti de halisane, ama atılan adımlar eksik olmasından dolayı izlenen yolun sonucunda çıkmazlar oluşuyor. Tecrübe sanırım burada devreye girmeli, bu noktada kendini göstermeli... Demek ki başarmak için genç, enerjik ve hırslı olmak yetmiyor. TORSAB örneği önümüzde yatan bir büyük gerçektir. Belki de şehrin kaderini değiştirecek, ekonomisini canlandıracak, yan sektörlerle Tekirdağ`a farklı bir vizyon kazandıracak bir oluşumu bir dizi hatalar yüzünden kaçırdığımıza inanıyorum. Tekirdağ Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Cengiz Günay ile enine boyuna bir sohbet yapınca kaçan balığın büyük olduğu gerçekten daha net anladım. Biraz aritmetik
Başınızı iki elimizin arasına alalım ve kısa hesaplar yapalım. TSO Başkanı Günay bir açıklamasında yapılması planlanan OSB`de 12 bin kişi istihdam edilecek demişti. Yaptığım küçük araştırmadan sonra 12 bin kişinin aylık ortalama maaşı 2 bin TL üzerinden 24 milyon eder, eski parayla 24 trilyon nakit para. OSB`nin yan sektörleri nakliyeciler, gümrükleme firmaları, antrepolar, depolar, lokantalar vs... Bu sektörlerde devreye girecek, farklı iş kolları şehrimizde hayat bulacak. Bu firmalarda istihdam edilenleri ve maaşlarını hiç hesaba katmıyorum. Kısacası üretim olacak. Tüketim toplumdan üretim toplumuna dönüşecektik. Değerli okurlarım; bu şehrin gelirini ekseriyetle kamu çalışanlarının maaşları oluşturmaktadır. Kamu çalışanlarının toplamda yıllık ortalama maaşı 2 trilyon küsurdur. OSB`li 12 bin personelin aylık 24 milyon liradan toplamda yıllık 288 milyon eder. Yan sektörlerle bu işi ele aldığımızda yılda belki kaçırdığımız nakit para 1 trilyon lira civarındadır. Kamu çalışanlarına kıyasla kaybımız yıllık % 50 ve bu para devasa bir rakamdır. Gelelim esnafa
Esnafın halini tek bir cümleyle ifade etmek gerekirse perişandır. Şöyle ki; TSO kayıtlarına göre 2014 yılı Kasım ayı dâhil gelir hedefi %50`lilerde. Önceki yıllarda %90-95 oranında gerçekleşen tahmini gelir hedefi bu yıl yarı yarıya düşmüş durumda
Bu şu demek oluyor: Esnaf kan ağlıyor, gırtlağa kadar borçlular ve kurtuluş yolu bulmazlarsa akıbetleri beyaz bayrak çekmek olacak. Bizler böyle bir durumda iken elimize gelen fırsatı acımasızca tepmiş olduk. Vali beyden yazımın 2. paragrafında bahsetmiş ve atılan adımların eksikliğinin kurbanı olduk demiştim. Şimdi biraz da bu konuyu açmak istiyorum. Bir şehrin dinamik güçleri olur, mesela kimlerdir? STK` lar, Siyasi partiler, yerel basın ve yerel yönetimler
Halkın içinden STK` lara temsilci seçilir. TORSAB projesinin kuruluş aşamasında Ticaret Odası hariç hiç bir sivil toplum kuruluşu sürece dâhil edilmedi. Gazeteciler de dâhil edilmedi. Bir sabah kalktım ve fabrika bacasına yeşil bir yaprak kondurulmuş TORSAB logosunu gördüm. Söylentiler de dolaşıyordu ortada ama ne kadar doğru ne kadar asparagas haberlerdi, bilemiyorduk. Bir gazeteci olarak hemen direnç göstermek hissiyatım kabardı. Su, toprak, hava, geleceğimiz, çocuklarımız... Eyvah! Tekirdağ elden gidiyor dedim... Hemen bir şeyler yapmalı düşüncesiyle sarıldım kaleme ve gerçekleşmesi halinde bu oluşumun sonuçlarının iyi olmayacağını yazmaya başladım. Diğer gazeteci arkadaşlarım da aynı düşüncede konuya yaklaşıyorlardı. Derken Ziraat Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası ve daha bir çok odak aynı gerekçelerle devreye girdiklerini gördük. Toplantılar yapıldı, davalar açıldı, iş büyüdü ve TORSAB projesi mahkemelik oldu. Sonuç: İPTAL... Peki, Vali Bey STK` ları ve yerel basını sürece katıp İKNA metodunu başlatsaydı proje yine de akamete uğrar mıydı? Gizli saklı kapılar ardında yapmak yerine hepimizi bir araya toplayıp ikna etmeye gayret gösterseydi her şey pekâlâ rayında gider miydi, gitmez miydi? Esasen hem dinimizde, hem kültümüzde istişare olayı vardır. Uzlaşma veya mutabakat esastır. Bu açıdan baktığımızda aslında sorunun cevabı ne kadar basit değil mi? Mutabakat sağlanarak atılacak adımlarla bugün belki de temelleri bile atılmaya başlanmış bir OSB`miz olacaktı. Mutlu Rüyalar TEKİRDAĞ