YILLAR ÖNCESİNDEN BİR HATIRA...2017 YILI OLABİLİR…

9.Kadıköy Kitap Günleri'ni merak ederek tarihî Haydarpaşa Garı'nın peronları arasına kurulmuş belki 200'e yakın yayıncının kitaplarını sergilediği bölümleri gezdim. Kalabalıktı fakat çevrede ve çehrelerde Ramazan'dan eser yoktu sanki. Bizim ülkemizin güzel insanlarıydı hepsi ama laikliğin renksiz ve çilesiz yorumu, onları kendi köklerini umursamaz hâle getirmiş gibiydi ve bu durum onlar için entel olmanın garip bir göstergesine dönüşmüştü. Lokantalar açıktı ve etrafa kokular yayılıyordu, iki elden biri sigaralı veya suluydu.. Kıyıdaki Haydarpaşa Camiinden ikindi ezanı da yükselmese, kendimi bazılarının çok hoşlanacağı Paris'in mütevazı semtlerinden birinde veya herhangi bir sahil kasabasında sayabilirdim. Sevimli çocuklar dışındaki bu güzel insanlar, "sosyal demokrat Avrupalı" Hristiyan romantizminin bile farkında olmayabilirlerdi. Bu onların tercihiydi. "Metal yorgunluğu"ndan da ötede bir yorgunluk, her tarafı sarmışa benziyordu. Kitaplar, birkaç istisna dışında 45-50 yıl öncesini tekrarlayıp duruyordu. Dolaştım dolaştım, sadra şifa birşeyler aradım.Tam son bölüme geldiğimde 150-200 kişilik bir kalabalık oturmuş kürsüye gelecek konuşmacıyı bekliyordu. Ben de oturdum. Konuşmacı Enis Batur'muş. İlk defa dinleyecektim. Beyazlaşmış sakalını dumanlayan sigara eşliğinde, gerçekten güzel bir konuşma yaptı. Beğendim. Türkçesi, dil tartışmalarında kaybettiğimiz zamanı unutturacak kadar temiz, rahat ve düzgündü.Zarif, ironik ve düşündüren bir üslupla bir saate yakın konuştu. Beş altı güzel soruya muhtevalı, nükteli, seviyeli cevaplar verdi. Dinleyenlerin medeniliğine ve doğallığına diyecek yoktu. Benim soru yöneltmem yakışık almazdı. Sanki iki gün evvel 16 şehit vermemiştik. Farklı etnik grupların kitaplarının bulunduğu bölümler ..40-50 yıl öncesinin Marksları, İboları, Denizleri, Yılmazları, eski mutena yerlerini koruyordu. Ermeni, Rum ve bilumum gruplara güya yapılan haksızlıklar (!) teselli , özür ve cüret kitaplarına bürünmüştü. Halbuki bu ülke demokrasisinin; cevval, dünya çapında, filozof gibi yol gösterecek fikrî ve siyasî sosyal demokrat kadrolarına da ihtiyaç vardı. Meyus ve mükedder adımlarla çıktım. Kulağıma gelen davul zurnanın davetkâr sesine doğru ilerledim. Karşıda Sultanahmet ve Ayasofya'nın silüeti, belli belirsiz görünen İstanbul'un ikindi sonrası manzarasını aksettiriyordu.Tek ümit verici sesler ve çehreler; anne babalarının yanı başındaki küçük çocuklardaydı..Ve bir de Rıhtıma doğru giden caddenin ortasında yüksek binalar arasında "biz daima varız" der gibi dalgalanan "üç hilal"in verdiği mesajdı. Şairin mısraları kulaklarımda uğulduyor "Ayağa kalk ve sevin, başlar yüksekte" diyordu...Ümit ve temenni ediyorum ki onların 2040 yılındaki 100 milyonluk Türkiyesi, demokratik ses ve renkleriyle daha evrensel daha milli ve daha insani olur.

***

Haziran 2011 /Bütün arkadaşlarımızın Kandilini tebrik ediyor, mahzun gönüllere ferahlık, keskin tavırlara sükûnet, yaralı nefislere huzur, dar bakışlara hoşgörü getirmesini Hazret-i Mevla'dan niyaz ederek herkese, selam ve muhabbetlerimi sunuyorum.

***

DİRİLİŞ-ERTUĞRUL / 1 Haziran 2016'dan :

* Büyük zaferler, küçük mağlubiyetlerle beslenir...* Rüyası olmayanın istikbali olmaz..

* Düşmanın en büyük hilesi, dostluktur...* Menzilimiz her daim, güneşin battığı topraklara doğrudur.* Cenk, ölünce değil düşmanlara benzeyince kaybedilir...* Allah, gidenlerin de kalanların da yardımcısı olsun....

***

Haziran 2023 / YARINLAR  İÇİN TAHMİN ve TEMENNİLER...

SZC TV'deki İsmail Saymaz ile Prof.Dr. Ersan Şen'in yer yer sakin ve gergin değerlendirmelerini dinlerken düşündüm ki: Bu konuşmalar belki de , istikbalde ülkemizin ihtiyacı olan seviyeli, kültür ve tecrübeye dayalı popüler ve pragmatik olmayan bir "Ulusal Sosyal Demokrat" hareketlerin gelişeceğinin habercisidir. Elbette Avrupa'daki benzerleri gibi fikrî seviyesi yüksek " Muhafazakâr Demokrat Hareket" ve nihayet sağlam temelleri olan "Turanî ufuklu Milliyetçi Demokrat" hareketler gelişmeli her üçü de ayrı ayrı %33'lere talip olarak üçte birlik dengeler içinde milletimizin teveccühüne göre rekabet edebilmeli yahut ittifak edebilmelidir. Ben ümitvarım efendim. Hedef, 2028 seçimleridir inşallah...Yeter ki okuyan ve düşünen araştırmacı kadrolar yetişsin..

***

Mayıs 2018 / Buradan haftada dört defa geçerim ve her seferinde üzülürüm.. Soldaki heyula binanın solunda 20 kat daha yüksek iki benzeri daha var. Keşke o cami oraya değil de daha mütevazı bir zarif mahalleye yapılsaydı.. Çünkü burada, yüksekçe bir yere heybetli bir cami, yeşilikler ve çiçekler arasında, fıskıyelerle şenlenmiş ,vakıf dükkânları, kültür salonları içinde heybetli bir mabed yakışır.. Ezilmiş, öksüzleşmiş bir mescid değil... Kasten mi yapılıyor ?... Görgüsüz birilerinin Kâbe'nin tepesine "Zemzem Tover"lar diktikleri gibi.. Kaşlar çatılmalıdır. Mimar mı bulamadınız..? Dünya fanidir. Kendinize gelin beyler...

***

Mayıs 2019 / Dün, lisanstan da öğrencimiz ve yüksek lisansına bizim danışmanlığımızda başlayıp emekli olmam üzerine, değerli ve başarılı bölüm arkadaşımız Doç.Dr. Şahru Pilten UFUK yönetiminde çalışmasını tamamlayan, A.Nihat ASYA'nın şiirleriyle ilgili dil incelemesi tezini savunan Ecem Nur UMAR'ı dinledik, tebrik ediyoruz. Jürimize ta Maraşlardan gelerek katılan doktora danışmanı olmakla iftihar ettiğimiz Dr Öğr.Üyesi Esra KİRİK hanıma da teşekkür ediyoruz.Hocalığın manevi zevki burada. Aynı gün yine benzer durumdaki öğrencilerimizden Nazan BEKTAŞ hanım da Mehmet Niyazi ÖZDEMİR'in Romanlarıyla ilgili hacimli ve ayrıntılı tezini savunarak başarılı oldu. Ve yine aynı gün Edebiyat öğretmeni Sezer Hanım, "Roman Başlıkları"nın tasnifine dayalı ilgi çekici tezini savunarak başarılı oldular. Son iki jüride arkadaşlarımız Doç.Dr. Kenan ACAR ve Dr.Öğr.Üyesi Muharrem ÖÇALAN da yer aldılar.

***

Mayıs 2019 / "Son Haber Portalı"nın "Domuz Eti Uyarısı" can sıkıcıydı.

Güzel günümüzün tadı kaçmasın ve hukuki bir durum doğmasın diye paylaşmadım ama eğer bu bilgiler doğruysa , biz yanmışız ki ne yanmışız. Acaba sorumlular ne iş yaparlar. Hem de İslamî hassasiyet gerektiren bu konularda ..Uyanmak zorundayız.Zararın neresinden dönülse kârdır. Allah, çocuklarımızı ve gelecek nesillerimizin sağlığını korusun

***

15 Ocak 2019 /... ÂHİR-İ KÂR VE SONRA, KRAVATI, CEKETİ BİR TARAFA BIRAKUP,

" izzet ü ikbâl ile bâb-ı riyâsetten ferâgat eyleyüp " , sîne-i talebeye teveccüh idüp, ders-i mecbûrîye dahî yanaşmayup, anlarun ders-i tercîhleri ile üç sene-altı dönem daha sınıflarda şâkirdâna nazar eyleyüp, gâhi fakîr, gâhi kendüleri konuşup, mukaabele-i bi'l-misil ziyâdece memnûn ve mesrûr olduk. ne zamân ki 2019'un 15 kânûn-ı sânîsi geldi çattı, "umûr-ı devlet karşusında boynumuz kıldan incedür", diyüp, mütebessim ü müteellim, hamd ü şükrân ile gûşe-i uzletümüze sıgınduk...Hüdâ fursat virür de kırâat ü kitâbetümüz, musâhabe vü mükâlememüz , tâat u duâlarumuz çoğaldukda, inşaallâhü Taâlâ, Hüdâ-yı lemyezel'e, şeb ü rûz, bî-hadd ü pâyân, arz-ı secde eylerüz, vesselâm...

***

Mayıs 2021 / Bu asil, neşeli, edepli, dengeli genç Türk hanımları ve onların soylarından gelenler; yiğit çocuklarımızı, sağlıklı kızlarımızı, ninnilerle uyutan, masallarla büyüten, öğreten, yetiştiren töreli istisnai özellik ve güzelliklerde yaratılmış bir milletin çocuklarıdır...

Mayıs Mayıs 2015 / Düşünelim, not  alalım, ilave edelim inşallah, hocam....

Mehmet Eröz, M.Niyazi Özdemir, S.Ahmet Arvasi, M.Necmettin Hacıeminoğlu, Ömer Seyfeddin, Faruk Nafiz, N.Yıldırım Gençosmanoğlu, Dilaver Cebeci, N.Sami Banarlı, Yılmaz Öztuna, Abdürrahim Karakoç....ve diğerlerini yazalım,1001 gece ve gündüzde okunacakları bulalım...Selamlarımla.

***

Mayıs 2016 / TRT-TÜRK'teki "Avrupa' daki Osmanlı İzleri" belgeseli haftalardır devam ediyor, her türlü takdir ve ödüle layıktır, tebrik ediyorum.

You Tube vs. yollarla indirip seyretmeyi planlayın,üşenmeyin.Duygulanarak, düşünerek, sevinerek, ne kadar az şey bildiğinize hayıflanarak ...oralara gitmeyi isteyeceksiniz benim gibi..İnşallah nasib olur...

***

Mayıs 2020 / BİR ZAMANLAR.... / Adamın biri , kanalın birinde, akşama doğru, kesik kesik, kekeleye kekeleye dayak yemiş gibi konuşuyor : "Mağduru mağdura boğdurmaya çalışıyorlar.. Biri Kazlıçeşme'de, biri Yenikapı'da ..." diyor, konuşuyor da konuşuyor.. Millet de dinliyor.. Ben böyle "hakim mağdur üslûbu" tanımadım, duymadım. Halbuki "Feth'in yıldönümü töreninde Arif Nihat'tan muhteşem mısralar vardı. Millet, mağdur olmamıştır, olmaz.. Mağdur üslûbu gölgede kalmıştır. Fetih, hakimiyettir, mağduriyet değil. Akıllar başa gelmeli, vakur olunmalı, dik durulmalı, millî günlerde bir ve beraber olunmalıdır. Mehter ve Fetih de bütün milletin mirasıdır, başkalarının veya bir zümrenin sanılmamalıdır. İstanbul'un fethi'nin 571. yıldönümü kutlu olsun, nice yüzlerce ebedi yıllara inşallah.. bir milyarlık Türk dünyasına, üç milyarlık İslâm âlemine doğru inşallah... hayalleri büyük olanların idealleri de büyük olur... Değerlendirmemizde, bir kanalda bir başka zatın, iki ayrı miting hakkındaki "güya mağdur üslûplu" değerlendirmesinden bahsediliyor. Yazılan iyi anlaşılmalıdır. Anlamak önemlidir.. Kanalın ve zatın adı verilmiyor, verilmesi de gerekmiyor. Biz, kelimelerin isabetle kullanılması hususunu 57 yıldır, okula başladığımız günden beri öğreniyor, 42 yıldır da âcizane, fakirane öğretiyoruz, Allah izin verdikçe de öğreteceğiz . Asla gündelik siyasete girmem. Partizan yorum yapmam. Yapılmasını da burada doğru bulmam. Asaletime, vakarıma gölge düşürmem. Birbirimizi üzmemeliyiz. Çünkü bizim nesil çok gerginlik yaşamıştır. Kelimelerin seçiminde hassas ve son derece tecrübelidir. Arif Nihat ile Necip Fazıl ise bütün hayatlarında ve fikriyatlarında asla kırıklık olmayan millî-İslamî şahsiyetleri son derece keskin insanlardı.. Onlara yaklaşan doğru yola girmiş olur...

Mayıs 2024 / Kuşların da kahramanları var : Kartal, şahin, doğan, sunkur, tuğrul, atmaca...Bu kadar vahşilik ortasında serçeler, kanaryalar, bülbüller, kumrular arasında doğanlar, şahinler, atmacalar ailesi de yetişmelidir ki göklerimizden emin olalım...

Topkapı sarayı, Mütevazı bir müessesedir.. Gezdiğinizde anlarsınız. Dünyaya buradan yön veriliyor, seferlere burada karar veriliyor, milletin meseleleri burada dinleniyor, anlaşılıyordu. Burada bir sade ve güzel tarih sanki hayalmiş gibi yaşandı gitti. Duygularınızın daha derinlemesine tefekküre dönmesini isterseniz, Yahya Kemal'in "Aziz İstanbul" kitabındaki "Topkapı Sarayında Bir Gün " yazısını okuyun ve ilk parağraftaki "Topkapı Sarayında bir gün geçirdim ve ruhum, bu saraydan, soğuk bir demir, kızgın bir ateşten nasıl çıkarsa, öyle çıktı.." cümlesinin acısını duyun....

***

Mayıs 2016 / Peygamberimizi layıkıyla anlarsak, Kur'ân'ı aslından, mealinden ve tefsirinden idrak edersek, hadisler ve Sünnet-i Seniyye ışığında bin yıllık Müslüman Türklüğü; asırlar içinde kaleme alınmış eserlerle okur, yorumlar ve "asrın idrakine söyletebilirsek...", bize sanki yeniden "din öğretiyormuş gibi davranan yarı cahiller ve avanesi " susmak ve haddini bilmek zorunda kalır. Çözüm mayamızda, aslımızda ve cevherimizdedir. Açıkçası; Bilge Kağan'dan günümüze doğru gelen akış içinde Müslüman Türklük şaheseri uyanmalı, kendine gelmeli ve uyandırmalı.... Önce susarak, çalışarak, adam olarak ve sonra manalı, derin ve hikmetli, kısa ve öz konuşarak.. İstikbal; Peygamberimizi ve Kitabımızı anlamak, "oku" emri istikametinde yorulmadan ve mütemadiyen çalışmakta olan milletimizindir...

***

Mayıs 2019 / Cahilden öte gafil ve her kim isen iyi dinle !

Gazetenin birinde kendini yazardan sanan biri Selanik kökenliler için bir laf edecek olmuş. Biz 1071'de Anadolu'ya nasıl gelmişsek Rumeli'ye de 600 yıl önce öyle gittik ve ne yazık ki 1924'te dedelerimiz Lozan sonrası "Mübadele" ile, Yahya Kemal'in ; "Gözlerinin ardında eski vatan, bizim diyar olarak kaldı kıyamete dek.." mısralarına bürünerek vatana dönmek zorunda kaldılar, ey okumamışın şahı. Senin gibi laf edene "Utanmaz" denir. Selanik için de olsa olsa "Özlediğimiz eski vatan" denir. Herkesin ağzından çıkanı kulağının duyması için o kulakların biraz çekilmesi lazım. Eskiden öyleydi de insanlar haddini bilir, bin düşünür bir söylerdi. Kendimize gelelim.

***

Kendi hissiyatımı dile getirmeğe çalıştım."Başkaları" dediğiniz kimler, "Biz" kimiz X Bey ? 1969'da Çapa'da masanızın yanıbaşındaki delikanlı olan ben büyüklerimizde  ilk defa gördüğüm "Millî Hareket" ve “Yeniden Millî Mücadele” ve Devlet”  dergilerinin ve ilk defa abone olduğum Nureddin Topçu'nun "Hareket" dergisindeki "millî hüzün"den ve onu besleyen "millî tavır" dan vazgeçecek ve doğru bulmadığımı "hoşgörü" oyunuyla gizleyecek değilim. Hele bu "dede" çağlarımda... Kime ne demişiz ki ? Çünkü aziz milletimiz asla "sürü" degildir. Sebepler çok yönlüdür. Başta eğitim gelir, siyasî telkinler gelir, basın yayın yönlendirmeleri gelir, aile ve sosyal hayattaki aşınmalar gelir, kendi değerlerini zenginleştirerek zamana uygun hale getirememek gelir...Gelir de gelir azizim ki sohbet konusudur.