HİKAYELERİMİZ Belgesel olarak kaleme alarak kurguladığımız hikayeleri keyifle okumanız dileğiyle efendim!                                               ON İKİ YIL Dağlarında keklik seken, kekik kokan, keçilerin, oğlakların otladığı çalılıkları, yeşilin birkaç tonuyla gülümseyen ağaçları, şırıl şırıl akan dereleri, yüreği vatan sevgisiyle çarpan insanların yaşadığı şirin bir köy Anbarcık köyü. Köylüler Anbarlı derler. Havası temiz, insanı cömert, çalışkan ve misafirperver Anbarlı köyü Burdur şehrinin gözdesidir.  Bereketli toprağından çıkan meyve ve sebzelerini en iyi onlar bilir. Tatlı, sulu meyveleri, taptaze sebzeleri, sütü, yumurtası bol ve ayrı seçilirdi. Sırf bunları satın almak şehirli pazara gelir. Köylüler de bunları satarak geçinirdi. Pazardan evlerine mutlu mutlu dönerdi? Yıllar bu güzelliği hiç değiştirmemiş? Misafirperver dedik ya! Cömert dedik ya! Satarken bile terazide fazla fazla tartarlar. Allah bereket versin derler hallerine şükrederler bizim Anbarlı´lar. Daha bitmedi. Herkesin övgüsünü duyduğu misafir olmak istediği bir de konuk odaları vardı. Gelen, geçen yolcuları ağırlar. Açları doyurur, dinlenecek olanları istirahat ettirirdi. O kadar ki,  gelen yolcuların hayvanlarının yemleri bile verilir onlar da doyurulurdu. Köylerin girişinde bulunur konuk odaları. Anbarcık Köyü girişinde de iki konuk odası vardı. Birisi köyün adı ile anılan diğeri de köy ağasının özel misafir odası. Gelip, geçen yolculara candan, sıcak Türk´ün misafirperverliğini yaşatır ve bundan gurur duyarlardı. Sedirleri hiç boş kalmazdı konuk odalarının. Önemli kararlar burada alınır ve köy halkına duyurulurdu. Kimin düğünü olacak, kimler askere gidecek, kimin bir sıkıntısı var konuk odalarında konuşulur ve çözüm bulunurdu. Asker mektupları buraya gelir buradan ailelerine iletilirdi. Günler Anadolu´nun dört bir yanından cepheye asker gönderildiği günlerdi. Aynı zamanda asker mektuplarının büyük bir özlemle beklendiği günler? Gökyüzünde kara kara bulutların dolaştığı, konuk odalarında konuşulanların da hiç iç açıcı olmadığı günler. Cepheden gelen şehit haberleri yürekleri dağlıyordu. Yaralı gazilerin durumu ayrı bir sızı ne konuşulsa tat yoktu. Şırıl şırıl akan dereler dertli dertli akmaya başlamıştı. Yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk herkes vatanın derdine düşmüş, uykuları kaçmıştı? Uykusu kaçanlardan biri de Anbarlı köyünün yiğit delikanlısı İsmail? Üç ay olmuştu İsmail evleneli. Düğün hatıraları taptazeydi karısı Ayşe´nin ve İsmail´in? Mehmetçik cephede şehit olurken yatağında rahat yatmak ar geliyordu İsmail´e? Boğazı düğümlendi. Uyku girmiyordu gözüne. Pencereye yaklaştı perdeyi hafifçe araladı ve gözlerini dikip baktı zifiri karanlığa?  Bu gece başkaydı? Yüreğindeki kıpırtı başkaydı? Gecenin karanlığı gibi sıkıcı ve meçhul!.. Ayşe´yi de uyku tutmamıştı. Bir şeyler olacağını hissediyordu ama ne olacağını kestiremiyordu. İçin için dualar ediyordu hayırlar olsun diye? İsmail´de tarifi zor bir heyecan?  Konuk odasında akşam vakti konuşulanlardan sonra yüreği cız etmişti. Hırslanmıştı. Uykusunu bölen hırsta buydu zaten. İçi içine sığmıyordu İsmail´in?  Düşmana haddini bildirmeliydi?  On ayrı yerde on cephe açılmıştı? Yemen´den Galiçya´ya? Nasıl evde dursun ki; İsmail? Kabına sığamaz olmuştu? Gitmeliydi cepheye, ardına bakmadan gitmeliydi? Karısını ve karnında ki bebesini Allah´a emanet edip gitmeliydi? Hem sık sık mektup yazardı. Onları  merakta bırakmazdı? Bu düşünceler içinde odanın bir tarafından diğer tarafına olta atarak çantasını hazırlıyordu gecenin bir yüzünde İsmail. Karısı daha fazla dayanamadı sordu: -         İsmail´im nedir bu telaşın? Söyle hele dermanın olayım. İsmail yutkundu? Hüzünle karışık bir kararlılıkla cevap verdi: -         Derdim vatandır güzel gözlüm, derdim vatandır? Cepheden gelen haberleri bilirsin. Artık kalma vakti değil gitme vaktidir?  Gidiyorum? Hakkını helal et?  O anda İkisi de birbirine sarıldı. Ayşe hiç tereddütsüz: -         Helal olsun yiğidim. Git, gözün arkada kalmasın. Vatan sana emanet. Bizim için tasalanma. Allah Büyük. Biz, başımızın çaresine bakarız. Vakit kalma vakti değildir. Haklısın gitme vaktidir. İsmail: -          Sen de bebemizi büyütürsün? İşleri takip edersin? Anam, babam da sana emanet? Seni mektupsuz bırakmam meraklanma der çantasını omzuna alıp ardına bakmadan yollara düşer. İsmail ve onlarca vatan evladının cepheye akın akın gittiğinde takvimler 1910 yılını göstermekteydi. Günler günleri kovaladı. Haftalar geçti. Aylar oldu. Tam dört ay geçmiştir.                               DÖRT AY SONRA Aylar sonra Yemen cephesine varmıştı, İsmail. Cephede kıyasıya bir vuruşma yaşanmaktadır. Savaş acımasız? Savaş soğuk? Savaş hüzündür. Bir yüzü de ölüm. İsmail de arkadaşları da yiğitçe vuruşurlar. Savaş bu, herkesin sağ kalması mümkün değildir. Sağ kalanın da sağlam kalması pek mümkün değildir. Hele Yemen Cephesi?  Gidenlerin gelmediği kendisine ağıtlar yakılan yaman cephe? Yolu yokuş denilen, giden gelmiyor acep ne iştir dedirten yaman cephe? Yemen cephesinde İsmail´de diğer arkadaşları da var gücüyle savaşmaktadır. Savaş kendi içinde kuralları olan bir süreç. Yemeği başka, suyu başka, dinlenme zamanları ise bambaşkadır. Vuruşma esnasında kısa süreli ateşkes ilan edilir. Yaralılar taşınır, şehit olanlar gömülür ve her iki taraf sessizliğe bürünür ateşkes zamanı. Biraz da soluklanma vaktidir. Askerin evini, barkını düşünme vaktidir. Sevdiklerinin hasreti yüreklerini eritir. Fırsat bu fırsat okuma yazma bilenler mektup yazarlar. Bilmeyenler de bilenlere yazdırırlardı?  Vakit darlığından bir mektubu bitirmek günler alırdı. Yine karşılıklı siperler de ateşkes ilan edilmiştir.  Yaralılar taşınmış. Şehit olanlar gurur ve üzüntüyle gömülmüştür. Kalan vakit asker için kısa da olsa dinlenme vaktidir. İsmail fırsatı değerlendirmiş ve güzel gözlüsüne mektup yazmaktadır. Başlasındı hele kaç günde bitecek o da bunu bilemiyordu. Birkaç gün sürer mektubu tamamlamak dedi içinden. Birkaç gün de mektubu yazmıştı.  Allah´ım sevdiklerimi sen koru. Mektubu ellerine ulaştır diye yüreğinden dua ederek mektubu posta erine verir. Mutluluğuna diyecek yoktur. Sanki sevdiklerini görmüş, seslerini duymuş gibi olur.  Umuda tutunur.  Köyünden gelecek mektubu beklemeye koyulur. ALTI AY SONRA           Günler günleri kovalamış altı ay geçmiştir. Nihayet konuk odasına hayır haber gelir. İsmail´den mektup var. Ayşe´ye haber uçurulur. Ayşe çok sevinir. Heyecanla ve özlemle mektubu alır. Hemen odasına geçip okur okur okur? Defalarca okumuştur cepheden gelen mektubu?  İki aylık bebesine bile okumuştur? Zeynep´ine? Babasının henüz koklayamadığı Zeynep´ine? İsmail mektubunda halinin iyi olduğunu yazmıştır. Cephede yaşananları anlatmıştır. Arkadaşlarından bazılarının şehit olduğunu, yaralananların olduğunu anlatmıştır.  Esir edilen askerlerimizin olduğunu yazmıştır? Bu haberler karısını üzmüş ve gözlerinden yaşlar süzülmüştür? Hasret çöreklenir Ayşe´nin yüreğine ?  Dayanılması zor bir hasret. Kara kara düşünmektedir. Geçmişe dalıp gitmiştir. Düğün günü canlanır hayalinde ve yaşanan güzellikler?   Köy ağasının oğlu İsmail sevdalanmıştı köyün en güzeline diye dilden dile dolaşmıştı onların hikayesi. Duyan herkes onları birbirine çok yakıştırmıştı. Nihayet iki sevdalının düğününe karar verilmişti. Dillere destan bir düğün yapılmıştı köy meydanında. Yedi gün, yedi gece yenildi, içildi. Fakir, zengin herkes konuk edildi. Eğlenceler düzenlendi. Maniler söylendi. Deve güreşleri yapıldı. Çocuklar sevindirildi. Düğünün namı uzak diyarlardan duyuldu. Uzak, yakın herkes iki sevdalı gence özendi. Güzel dilekler söylendi? Evlatlı, devletli ola? Yuvaları huzur dola? Dirlik, düzenlikleri ola? Mutlulukları artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin. Bir yastıkta kocayasınız?  Bu dilekler sanki şimdi söyleniyormuşçasına kulağında çınlayıp durdu. Elinde mektup sımsıkı tutuyordu. Derken o gönül yorgunluğuyla uyuya kalır, Ayşe gelin. Uyandığında vakit ilerlemiş ve akşama yaklaşmıştır. Toparlanır ?  Hemencecik mutfağa koşar. Yemek hazırlıklarına başlar. Bir taraftan iş yaparken bir taraftan da yüreği mektup yazmaktadır kocasına. Neler diyeceğini dizmektedir kendince. Kendilerinin iyi olduğunu söyleyecek ona Zeynep´i anlatacak İşlerin yolunda olduğunu, buralara kafa yormaması gerektiğini bir de, bir de onu çok özlediğini yazacaktı. İşler bitmiştir. Gece de ilerlemiştir. Ayşe odasına çekilmiş mum ışığında mektup yazmaktadır kocasına. Müjdeli bir mektuptur bu mektup. Zeynep´ten haber vardır çünkü içinde? Gün ağarmış bir sabaha daha kavuşmuştur Ayşe, mektubu da çoktan bitirmiştir. Mektup zarftadır. Köyden haber götürecek. Ayşe´den, Zeynep´ten, yaşlı ana, babadan haber. Cepheye biraz umut, biraz özlem biraz da memleket kokusu? İsmail´in cepheden mektupları beş yıl boyunca devam etmiştir. Sonrası haberleşme kesilmiş yerini derin bir hüzün, zehir gibi bir bekleyiş ve sabıra bırakmıştır. İsmail´in kızı Zeynep büyümüştür. Ana sütü gibi besleyici kahramanlık hikayeleri dinleyerek büyümüştür. Babasının sayılı mektuplarının her satırını içine sindirerek büyümüştür. Köyün diğer çocukları da büyümüş ve yaşlılardan ölenler olmuş. İsmail´in anacığı da ölmüştür? Köyde değişmeyen tek şey konuk odasıdır. Her zaman gelen misafirler ağırlanmaktadır. Cepheden haber gelmeye devam etmektedir. Ama İsmail´den hat haber yoktur.                                     ON İKİ YIL SONRA Sabah namazına kalkmıştır Ayşe gelin. Namaz kılmış ve duaları kanat çırpıp uçuşmuştur yine Allah´a? Vatanın kurtuluşu için? Şehitlere rahmet için? Veeee! Kocasından hayır haber almak için içi buruk bir Amin´le elini yüzüne sürmüştür. Seccadesini katladıktan sonra kendi kendine işe koyulmalıyım. Konukluğa aç, açık gelen olur. Allah ne verdiyse pişireyim demiş o dirilikle bir çırpıda yemekleri pişirmiştir. Diğer işlerini de sıraya koyup yapmıştır. Güneş tepeye yükselmiş öğlen yaklaşmıştır. Ayşe gelin köy çeşmesine su doldurmak için evden çıkar. Zeynep´e seslenir: -         Zeynep ben suya gidiyorum. Konuk odasına gelen olursa ilgileniver.  Buyur et kızım. Ben tez gidip gelirim. Zeynep: -         Tamam, ana. Sen meraklanma der. Zeynep konuk odasına gider. Birkaç arkadaşı da oraya gelmiştir. Aralarında şakalaşıp, gülüşürken konuk odasının kapısı vurulur? Ayşe sudan gelene kadar konuk odasına bir misafir gelmiştir. Köyün çocukları ve Zeynep misafirin etrafına toplanır.  Misafir geldiği için sevinçlerine diyecek yoktur. Hoş geldin deyip buyur ederler. Baş sedire oturması için işaret eder Zeynep? Misafir baş sedire geçip oturur ve beklemeye koyulur. Çocuklar da kendi hallerinde oyuna dalar? Akıllarına bile gelmez gelen misafire kim olduğunu sormak.  Gelen İsmail´dir. Konuşmamaya yemin etmişçesine sessizdir İsmail. Kendini tanıtmaz. Ben bu evin oğlu İsmail´im diyemez. On iki yıl uzun bir zaman. Nasıl desin ki? Köyünde ne oldu, ne bitti bilmiyor. Karısı ne oldu bunu da bilmiyor. Niyeti sessiz kalıp onca zaman ne olup, bittiğini öğrenmektir... İsmail´in kafasında onlarca soru cirit atmaktadır.  Ayşe gelin sudan gelmiş. Konuk odasında misafir olduğunu sezmiştir. Testileri yerine bırakır. Kendi kendine uzaktan gelmiştir. Karnı açtır deyip bilinmeyen misafire yemek getirir. İsmail içeri girenin kendi karısı olduğunu anlar? Ayşe´si, hasretlisi ve kızının anası? Yüreği ağzından çıkacak gibi olur. Hemen tanımıştır. Ama kendisi tanınacak halde değildir. Gittiği gibi dönememiştir. Bir gözünü kaybetmiş, yaşadıkları onu yormuş ve oldukça yıpratmıştır.  Böyle olduğu için ilk bakışta tanınması zordur İsmail´in. Gelen misafire nereden gelip nereye gideceğini sormak adettendir. Ev sahibi bunu ihmal etmez. Ayşe gelin de misafire hoş geldin der. Misafire sorar: -         Nereden gelir, nereye gidersin? Misafir: -         Çanakkale´den, Yemen´den, Galiçya´dan nihayet Yunan´ı denize döktük demesiyle?  Ayşe heyecanlanır. Yanakları al al olur.  Süzülen gözyaşlarını yazmasının ucuyla silerek: -         Yoksa asker misin? Diyebilir. İsmail karısının yüzüne bakmadan hafifçe başını önüne eğerek: -         Hı hııı?. Demekle yetinir. Ayşe : -         Bizimki de askerdi. Gideli on iki yıl oldu. Son yedi yıldır hiç haber alamadık. Bu defa da İsmail ona: -         Kocanız belki benim arkadaşımdır. Adı neydi? Boyu, posu nasıldı? En son nereden haber aldınız? -         Bunun üzerine Ayşe kocasının bütün özelliklerini sayıp, döker? Gelen misafirin asker olması onu bir kez daha umutlandırmaya yetmiştir. Yıllarca kocasının geleceği umuduyla yaşamış bu umudu hiç yitirmemiştir. Kim bilir; belki bu asker kocasından haber getirmiştir? Dile kolay taamm on iki yıl? Ne sabırlı bir bekleyiş? Ne çetin bir bekleyiş? Bu duygu seliyle içini kurt kemirmeye başlar? Bu gelen kim ola? Allah var yaaa! Şüphelenmeye de başlamıştır. Yoksa bu İsmail mi? Sesi de tıpkı onun sesi? Allah Allah? Olur mu? Olur? Çok benziyor sesi. Daha fazla dayanamadı Ayşe: -         Sizin adınız ne? Diye soruverdi. Bu soru üzerine misafir başını kaldırdı. Ayşe´nin yüzüne baktı? Anbarlı´yım deyiverdi. Ayşe bu sözü duyar duymaz bayılmıştı. Çocuklar korkuyla bağrışmaya başladılar. Komşular sesi duyar duymaz telaşla konuk odasına koştular. Ayşe kendine geldiğinde meçhul misafirin İsmail olduğunu anlamıştı: -         Sen benim yiğit ve kahraman İsmail´imsin değil mi? İsmail: -          Benim güzel gözlüm. Kader de gelmek varmış. Size kavuştum şükürler olsun deyip karısının başını okşar. Kucağına koşup boynuna sarılan Zeynep´ine sarılır. Onu yılların özlemiyle öpüp koklamıştır. Baba kızın gözyaşları orada olan herkesi ağlatır. Bu gözyaşları başkaydı. Babasını sadece annesinin anlattıklarından biliyordu Zeynep. Babası da kızını ilk kez görüyordu. Büyümüş kocaman kız olmuştu? Anbarcık Köyünde bayram sevinci yaşanıyordu. Yiğit İsmail´in köye dönüşü herkesi mutlu etmişti? On iki yıl cephede vuruşarak geçmiş? Gidenin gelmediği, esir alınanlardan altmış bin kişinin hala mezarının bile bilinmediği Yemen´den sağ çıkmıştı İsmail. Galiçya´da Ruslara geçit vermemiş. Çanakkale´de düşmanın hain hayallerini boğazın mavi sularının derinliklerine hiç çıkmamacasına gömmüştü. Gurur verici görevini yüz akıyla tamamladıktan sonra köyüne, evine canı sağ dönebilmişti. O günden bugüne canını ve bedenini vatanına siper etmiş Anbar´lı İsmail´in hikayesi daha nice İsmail´lerin hikayesi çocuklarından torunlara gururla anlatıla gelmiştir. Anlatılmaya da devam edecektir.                                                                     Gülay SORMAGEÇ                                                  ASRIN KAHRAMANLARI KİTABIMDAN                                                  (Kitabı okumak isteyen bize ulaşabilir)