2023' Veda Ederken Akla ve Hayale Gelenler…

Şair diyor ki : “Zaman nedir zaman ?/ Bir su mu bir kuş mu ? / Zaman nedir zaman ?/ İniş mi, yokuş mu ?” Bu sorulara cevap verebilen “ukaladan ve fuzaladan” az çok kimseler gelse de netice değişmiyor. Adına zaman dediğimiz; geceler, gündüzler, mevsimler ve nihayet her birimizle sınırlı ömür, akıp gidiyor, kuş misali uçuyor..Yalan dünyada yaşananların pek de kıymeti bilinmiyor. Biz gafiller “emanet” yahut “armağan” olan kendimize sunulmuş olan “ateşten gömlek” misali hayatımızı, üst üste yanılmalarla harcayıp durmakla yetinmeyip nefsimizin –güya- haklılık iddialarına binbir kılıf bulmasına da itiraz etmiyor gibiyiz. Halbuki bizi çekip çeviren, yerden yere vuran ve dünya nimetlerine mahkum eden nefsimiz değil mi ?

Yaşadıklarımızı manalı hâle getiren, akıp giden zaman içinde yapmakta olduklarımız, yaptığımızı zannettiklerimiz ve belki de yapacak olmayı ümit ve temenni ettiklerimiz midir ? Hayat bir oyalanma mıdır ? Sadece maddî ihtiyaçların temin ve tatmini için midir ? Nefisler maddenin ötesini de istemez mi ? Övülmek, takdir edilmek, pohpohlanmak, haklı görülmek, makam ve mevkileri sadece kendine yakıştırmak, doğruların en isabetlisinin kendisinden neşet ettiğine, edeceğine kani olmak, haddini aştığında bile sayısız bahanelerle kendini mazur gösterecek gerekçeler bulmak, dünyanın düzenini kuran “Sonsuz İrade”nin bile “mutlak adalet”i sunmadığını iddia ederek, “şathiyye üslubu”na heveslenmek, muazzam ve şaşmaz sonsuz bir ilmin “Tazarruname” yazdıran hayret ve hayranlığını idrakten uzaklaşmak da dem babamızla-Havva anamızın “gafiller gafili” oğul ve kızlarının kim bilir kaç yaşındaki ihtiyarın ihtiyarı kâinatta ne kadar âciz, bir o kadar güzide sayılmasını hazırlayan vasıflarıyla; akıl, gönül, nefis, irade ve tecessüsleriyle, bitmeyen temayülleriyle, sonu gelmez gibi görünen vahşetten merhamete güya çıkış ve inişleriyle debelenmek, hep aynı tezatlar kumkuması hayat denilen dramın oyunculuğundan vazgeçemeyenlerin yaşadığı açıklanması zor, var sanılan yokluk yansımaları mıdır ? 

Hülasa, insanı anlamak ve anlatmak, çetin maceradır. Kim denerse denesin, âkıbet, sükut-ı hayaldir, aldanmadır. Şiire, felsefeye, bazen de mugalataya yahut demagojiye sığınmak, çözememenin çaresizliği içinde susmak yahut filozoflaşmaktır. Her zekâ erbabı, hayatı, âlemi ve kendini anlamaya çalışır, bir yere gelir, ötelere yol bulamaz. Şairin “Sırrını ararken patlayan gülle” dediği böyle bir hâlin ifadesi midir ? “Dil hapishanesinin mahkumları” sayılan biz insanlar, anlattıklarımız ve anladıklarımızdan ziyade anlatamadıklarımız ve anlamadıklarımızın esiri miyiz ? “Üst üste sorular soru içinde, akıl olmazların zoru içinde…” karmaşasına takılmış ve cevap bulamamışsanız, “Şanın bu cihanda, layıkın bu !” hükmüne de boyun eğmişsiniz demektir.

Bütün okunanlara, söylenenlere, olup bitenlere rağmen meçhul mazide kurulan muazzam düzen sonsuz renklerle, seslerle, tadlarla, acılarla, sevinçlerle, yalan üstüne yalanlarla devam edip gidecek midir, bilemeyiz. Belki insanın en mümeyyiz vasfı veya serveti olan ruhu rahatlatacak çarelerden, manevi sığınaklardan biri ve birincisi, “hikmete râm olmak” tır. Asırlar içinde büyük zekâların peşine düştüğü, uğrunda canı cananı, yad ellerde koduğu, yollara koyulup “bir lokma bir hırka”yla yetindiği, böyle bir “ballar balı”nı arayış mıydı? Yunus hakikaten kovanını yağma ettiği balları acıda mı bulmuştu da bizi de mi kandırmağa uğraşıyordu, bilemem…

Semada da semahta da, türlü türlü figürlerle duran koşuşan binbir mesajla yüklü oyunlarda da, akılları baştan alan ney, tanbur, kanun, keman, ud, kemençe taksimlerinde de piyano resitallerinde de def, davul ve köste de, envai çeşit coşkunluk ve suskunluklarda da hep insanoğlunun kâinatı anlamak isteyen çırpınışları vardır. Bir gün gelir, bütün bunlar biter, başka maceralar başlar…

2023’ün Televizyon Dizi ve Programlarına Dair…

GÖNÜL DAĞI dizisi gönülleri fethediyor. Yüz bölümü aşan bu dizi, TRT1’de Cumartesi akşamları birçok insanımızı ekranlara bağlıyor. Senaryodaki yormayan sağlıklı dengeleriyle bir aile filmi olmayı başaran eser, televizyon klasiklerimiz arasına girmek üzeredir. Bir Anadolu kasabasında yaşananları, üç amcaoğlu arkadaş etrafında; esnaf, komşular, ana, baba, çocuklar, eşler, dede, nine ve torunlarla renklenen ve canlanan hayatı bütün dramı ile vermeye çalışan dizide kullanılan Türkçe de bize hastır ve tabiîdir.. Hemen hemen her yaşta kasaba insanları; geçim mücadeleleri, sağlık problemleri, küçük aile saadetleri, kırılganlıkları, küskünlükleri, yanlış anlamaları tatlıya bağlamaları, kaderin getirdiği türlü acılara rıza göstermeleri, ince sözlere ve hikmetlere değer vermeleri içinde güler yüzlü, sevimli, hoş görülü, öfkeleri çabuk yatışan, barıştırıcı, ara bulucu kimselerdir. Ciritçi Abdullah, ak saçı ve sakalına yakışır bir “mütebessim ciddiyet” tavrına bürünmüş, kasabanın “tamam bilicisi” hüviyetinde bir Dede Korkut gibidir, olsa olsa kopuzu yoktur ama sırtındaki heybesi, önündeki koyun sürüsüyle, ova ova, yayla yayla, dağ, tepe demeden dolaşmakta, Yunus’un ilahilerini şairane tevazuuyla tekrarlayıp durmakta, düşünmektedir. Zaman zaman uğradığı tepedeki “mezarlı kulübe”de yalnız yaşayan “öğretmen hanım”ın neden sonra kavuştuğu babası, kendi esrarı içinde dervişane yaşayan, gündüzleri kalburla karanlık odaya “güneş taşıyan adam”la sırlar âleminin sohbetine dalmaktadır. 

Sözün özü; bu dizi bence son iki üç yılın en faydalı, seviyeli, düşündürücü, mesajlarla zengin, ufuk açan, facialara yer vermeyen, kafa karıştırmayan, güvensizlik telkin etmeyen, ümit veren, rahatsız etmeyen “Böyle de olur mu?” dedirtmeden hoşça vakit geçirten, rahatlatan, nezaket ve asaletiyle sade Anadolu insanlarının hayata bakışlarından dersler çıkarılabilecek taraflarıyla gitgide daha da açılır, şehre doğru gidiş gelişlerle yeni konularla zenginleşirse mahalliden millîye ve evrensele doğru yükselebilir. Bir zamanların Amerikan aile dizisi “Küçük Ev” acaba neden neredeyse hepimizin ilgisini çekmişti ? Çünkü mesajlar önemliydi. Muhafazakâr aile hayatı, bütün kültürlerde ve dinlerde daima önemlidir. Dengeler sarsılırsa düzetmek zaman alır, kaybedilen güzellikler ve inşa edici hatıralar geri gelmez. 

Yine birkaç yıldır seyretmekte olduğumuz “Seksenler” dizisinde de bu Türk aile anlayışının komediyle sarmalanmış ince dersler veren tarafları yok sayılamaz. Çehrelere yansıyan yalnız “bize benzer kâinat” kaybolursa geriye ne kalır ki ? Demek ki bizi ayakta tutan ailedir. Büyük şehrin ve apartman hayatının yalnızlaştırdığı soğuk, bencil, yabancılaşmış ve yavan oyalanmalarını bilmem ki televizyon dizileri kurtarabilecek midir ?

Tarihî diziler içinde henüz “Diriliş-Ertuğrul”un, 150 bölümü bulan, dünyaya yayılan ihtişamından sonra ,” Alpaslan, Büyük Selçuklu” ile “Büyük Selçuklu Melikşah” ın aynı tesiri bıraktıklarını söylemek zor ise de halkımızın tarihe olan ilgisini artırdıklarını söylemek lazımdır. Abdülhamid’le ilgili dizinin layıkıyla olgun bir senaryoya dayandığını iddia edenlerden değilim. Yaşanılan zamanı çok yakındır, bu gibi diziler için, bilinmeyen tarafları aydınlatacak yeni uzman tarihçilere de ihtiyaç vardır. Selahaddin Eyyübi ile ilgili dizi hakkında yorum yapmak için vakit erkendir. Keşke “Filinta Mustafa”, Elveda Rumeli”, “Ekmek Teknesi”, “Sakarya-Fırat”, “Teşkilat” gibi yeni hazırlanacak diziler için memleket çapında senaryo yarışmaları açılsa, çok sesli millî-evrensel ufuklu jürilerin marifetiyle kendimize, Türk ve İslam dünyasına ve insanlığa yüksek idealler telkin eden sanat değeri yüksek diziler yapmaya devam etsek. Yeni kalem sahipleri, yeni oyuncular, yeni film platoları ile dünyaya yeni ve ümit verici mesajlar sunsak..Hayali bile heyecan verici.

Bu arada eğlence programları, yarışmalar ve gündüzleri karartan aile kavgalarını yansıtan yayınlar hakkında da bir çift söz etmek isterdim. 

Son 5-6 ay içinde TRT1’de gösterilen “Sen Türkülerini Söyle” isimli müzik yarışması hakkında görüşüm olumludur. Hemen hemen tamamını takip ettim ve beğendim. Gerek yarışmacıların, gerekse jürinin, sunucunun nezaket, ciddiyet ve hassasiyetleri programı merakla seyredilir bir seviyeye yükseltmiştir. Demek ki milletimiz millî musikimize daima değer veriyor. Belki seçilebilecek parçalarda bölgeler arası renkler artırılabilir, ödüller daha heveslendirici ve âdil dağıtılabilir, yeni tekliflerle bu güzel program seyirciyi her hafta ekranlara bağlayamaya devam edebilir. Elbette Klasik Türk Müziği de denilen ufuklarda “Sen Şarkılarını Söyle” yönünde gelişmeler olabilir, olmalıdır. TRT Müzik kanalı imkânlarla doludur. Genç neslin halk oyunları yarışmaları da ekrana yansırsa ne iyi olur.

Gündüzlerin televizyonlarında, herkes işindeyken, ev hanımları ve emeklilerini meşgul eden ibretlik, can sıkıcı, moral bozucu, üzücü aile kavgaları ve faciaları birkaç kanalda birden yayınlanmalı mıydı ? Üç kuruşluk faydası var diye, köylerden büyük şehirlere kadar sudan veya ciddi sebeplerle perişan olan genç, yaşlı her yaştan insanlarla ilgili aile problemleri hukukun ve adliyenin konusu olmak lazım gelirken niçin evlerimize kadar girsinler ? Bu soruyu yönelten çok sayıda insanımız olduğuna şüphem yoktur. Sağlık programlarını anlarım, seviyeli olmak kaydiyle dinî programlar da faydalıdır, yemek programları da öyle. Keşke eğitim programları da çoğalsaydı. Fakat gündüzlerin hırsızı olan aile kavgalarının bu türlü programları, zamanlara yazık etmektedir, özel dedikoduları yayarak iç karartmaktadır. Hiç olmazsa sansürünün artırılarak uzman katılımlarıyla program seviyesi yükseltilirse iyi olur.

Ve nihayet akşamlara ve gecelere kasteden malum dizi filmlerdeki bedbaht aile fertlerinin bunalımlarının gösterildiği, kanalların birbiriyle yarışırcasına vizyona koydukları senaryo ve yapımlara harcanan paralar daha evrensel konulara ayrılamaz mı ?

Son olarak Tarih TV’nin belgesel ve programlarını yorum yapmadan alkışlıyorum. Vav TV’nin kültür,sanat ve edebiyat sohbetlerindeki ileri seviyeyi tebrik ediyorum. “Cümle Kapısı” gibi yapımların ufuk açıcı, yetiştirici ve düşündürücü olduğu fikrindeyim.

Siyasi programlar ise ayrı bir yazının konusudur. Çehreler değişirse iyi olur…

2024 yılının TV programlarının keliteli yeniliklere vesile olmasını diliyorum.

YAKIN geçmişten hatırladıklarımız…

25 Aralık 2022 / Seyfi ŞİRİN’e rahmetler olsun…Arifiye Öğretmen Okulu'nun mustarip mezunlarından biriydi. Türk Edebiyatı Vakfı'nın Senaryo Yarişmasında derece almıştı. Keskin ve tavizsiz bir üslubu ve zeki yorumları olan okul arkadaşı, öğrencimiz rahmetli Servet Somuncuoğlu gibi yükseklerde uçan büyük idealleri olan kibar ve saygılı bir insandı. Ruhu şad mekânı cennet olsun.

27 Aralık 2022 / EROL KILINÇ BEY'e de rahmetler olsun...Onu 1969 Kasım'ında Fakülteye başladığım yıl tanımıştım. Benden 7 yaş büyükmüş. Tarih bölümünde okuduğunu hemşehrisi bölüm arkadaşım Kâmil Tiken'den öğrenmiştim."Hadi Erol abiye gidelim.."dedi, gittik. O gün meğerse İstanbul Ülkü Ocakları açılışına Rahmetli Albay (Türkeş) de gelecekmiş. Yeşilköy Hava Alanına karşılamaya giden bir avuç gençten biriydim. Geldik, Cağaloğlu'nda Milliyet'in karşısındaki 1. veya 2. kattaki dairede 25-30 genç rahmetliyi bir saat kadar dinledik ve yorumlardan etkilendik. Rahmetli Erol Bey, ilk başkandı. Bölüm arkadaşım Sakin Öner de oradaydı. Albay bize İstanbul'da rehber olarak yanında bulunan Dr.Alev ARIK'ı tavsiye etmiş, yanımızda neden hanım arkadaşlarımızın olmamasından şikâyet etmiş "Onları, bacılarınızı komonistlere mi bıraktınız ?" sorusuyla dikkatimizi çekmişti....Yıllar akıp geçmiş..53-54 yıl sonra, İstanbul Ülkü Ocakları'nın ilk kurucu başkanının vefatını bu hatıralarla yad ediyorum. Bütün şehitlerimizin ve "Türk-İslam Ülküsü"ne ömrünü adayıp rahmet-i Rahmana kavuşanların ruhu şad olsun. Kalanlara baş sağlığı, sağlık ve selametler diliyoruz.../ M. Mehdi Ergüzel

27 Aralık 2020 / Eskimeyen Eskiler; yani dedelerimiz, "Dolu başak, başını eğer." demişler..Tevazu gösterin, itibarınız artar. Hem halk hem Hak nazarında muteber olursunuz. Kibir ise küçüklüktür. "Şeytana yakışır" denmiştir. Haklılık inadı, sadece kör nefisleri tatmin eder. Mütevazı insan, haklı bile olsa, söyleyebileceklerinin esiri olmadığı gibi dilini tutup da söylemediklerinin hakimidir.

30 Aralık 2021/ Çocuk dediğin ilkokul bittiğinde 40 milli oyun oynayamıyor, 40 türkü, 40 şiir söyleyemiyor, 40 dua bilmiyor, rahatlıkla 4 işlemle 40 problem çözemiyor, iki lafı bir araya getirip cümle kuramıyor, düzgün yazıyla meramını ifade edemiyorsa bu öğretmenler ne iş yaparlar,"Millî Eğitim"in anlı şanlılarının çağdaş projeleri var mıdır ? diye sormayalım mı "Ey...." diye başlayan cümlelerle ?

30 Aralık 2020 · ELMALI TEFSİRİ’ndeki Türkçenin sadeliğine bakınız. Hem de 100 sene kadar önce…Lokman Sûresi 17, 18, 19. âyetlerin Türkçe meâli : (Elmalı Tefsiri, cüz 21, sûre 31, sayfa 3842) : " Oğlum, namazı kıl, mârufu emir ve münkerden nehiy ve başına gelene sabret. Çünkü bunlar azmolunacak işlerdendir. Hem nâsa avurdunu şişirme ve yer yüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah övüngen, kurulganın hiçbirini sevmez. Gidişinde mûtedil ol, sesini pesten al, çünkü seslerin en beti, her halde eşekler sesidir. "

30 Aralık 2020 · Allah rahmet eylesin. Muhittin NALBANTOĞLU, 50 yıldır tanıdığım değerli bir ağabeyimizdi. İlim ve kültür çevrelerinin kitap bilgisine ilgi gösterdiği, matbuat âlemini iyi bilen ve takip eden, hafızası kuvvetli, çalışkan, kalem ve üslup sahibi, millî ve gayretli bir basın mensubuydu. Ruhu şad mekânı cennet olsun...

31 Aralık 2022 · Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanlarından bir yiğit bilim adamı kardeşimizin menfur bir cinayete kurban giderek karanlık odaklarca şehit edildiğini derin bir teessürle öğrendik. Cinayetin tez zamanda aydınlatılması temennisiyle Doç. Dr. Sinan ATEŞ' e Cenab-ı Hak'tan rahmetler diler, aile efradına, dava arkadaşlarına, Bursa'ya, aziz milletimize ve aile efradına taziyelerimizi arz ederiz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun inşallah.

31 Aralık 2020 · / Türk Dünyasının renk renk bayrakları…Hilaller, güneşler, yıldızlar, kartallar, oklar, yaylar, karalar, aklar, allar, sarılar, maviler, yeşiller...birliği...Allah hepinizi korusun...İnsanlığın huzur ve sükûnu size bağlı....Mazide hakikat olan istikbalde niye olmasın....Dua edelim, çalışalım, planlayalım, torunlarımız yaşasın, uygulasın inşallah... 2071'e doğru...50-55 yıl millet hayatında nedir ki?

31 Aralık 2023 / Vefatının 35.yılında bulunduğumuz S.Ahmet Arvasi hocanın 

ruhu şad ola..1977 yazında evine gitmiş, ikindi namazını onun imametinde kılmıştık. Çay eşliğinde Allah ne verdiyse ikramlarını sunmuşlar ve sohbetleriyle şad olmuştuk.Yıllar sonra 1986-87'de dergi için Erenköy'deki evine bir kaç defa gitmiş yazı ve şiirlerini almıştım.Allah rahmet eylesin.Üç ciltlikTürk-İslam Ülküsü, yedi ciltlik Hasbihal ve diğer kitaplarını okumamış olanlar

zarardadır..