Prof.Dr. M.Mehdi ERGÜZEL, Yarım asra yaklaşan bir arkadaşlığımız  ve aşinalığımız var Turgut Güler kardeşimle.

Yarım asra yaklaşan bir arkadaşlığımız ve aşinalığımız var Turgut Güler kardeşimle. Lise sondan günümüze , 1968'ler Türkiyesinden zamanımıza olup bitenleri, aynı neslin çocukları olarak okul yıllarında ve sonraları birlikte yaşadık. Hemen hemen aynı hocalardan feyz aldık ve bilhassa Rahmetli Kabaklı Hocanın yanında yetiştik. Sonra aynı ve farklı şehirlerde vazifeler, asker arkadaşlığı dönemleri geldi geçti. Nihayet tekrar, şahsiyetimizin esas renklerini kazanmaya çalıştığımız, dünyanın incisi İstanbul'da son yirmi yıldaki sohbetlerimiz, benim için, gitgide çoraklaşan, seraplarla yanıltılan hayatımızda, vaha serinliğinde değerli zamanlar olmuştur. Turgut Bey, istikametini yarım asır önce çizmiş gibiydi. Edebiyata, şiire ve milli hayatımıza dair, heyecan dolu, şuurlu bir sevgisi vardı. Bu mütevazı Anadolu çocuğundaki tavır ve edanın, sınıf arkadaşı olarak beni etkilememesi mümkün değildi. Onun edebiyata yakınlığı, benim tarihe ilgimi artıran bir vesile oldu.Çeyrek asrı aşan bir süre devam eden tarih muallimliği ve Lise müdürlüğü yıllarını geride bırakıp erken sayılacak çağda emekli olmasını yadırgasam bile okuma ve yazmalarını devam ettirdiğini biliyordum. Kıymetinin bilinmediğini söylesem, şikayet olur. Her işte bir hayır olduğuna kanaat eden irfan ehli, benim yakınmamı geçersiz sayacaktır. İki kitabından sonra hazırlığını sürdürdüğü ve gözleri dolu dolu hassasiyetlerle kaleme aldığı " Cihangir Tuğlar" adını verdiği bu eseri, diğer neşredilecek kitapları da dikkate alınırsa, her halde en manalı, bence yeni nesiller nezdinde en lüzumlu kaynaklar arasına girmiştir. Yayınından evvel lutfedip bana gönderdiği 566 sayfalık eseri birkaç günde, içimden ve dışımdan dalgalanarak, üzülerek, gururlanarak, zaman zaman huşu içinde okudum. Eser hakkında birkaç satır "şükrane yazısı" yazma işi , Çaldıran Zaferi'nin tam da 500. yılı olan bu güne nasipmiş... Sekiz yıllık hükümdarlığında ülkenin sınırlarını iki mislinden de öteye taşıyan, devlet hazinesini altınla dolduran, günümüzde ne yazık ki ecnebinin oyuncağı olmuş İslam alemini o zaman Türk'ün liderliğinde toparlayan, ilk halifemiz " Hadimü'l- Harameyn" Yavuz Sultan Selim Han'ı bu vesile ile rahmetlerle anıyor, aziz ruhuna misilsiz Fatihalar hediye ediyoruz. Her alanda kahramanlara hasret kaldığımız dünyamızda "Yavuz" şahsiyetinde, "Selim" hassasiyetinde, " her an Allah'la beraber olmanın şuurunda" devletluları artık nasıl yetiştireceğimizin derdine düşmek durumunda olduğumuzu acı acı fikrediyoruz... Turgut Güler Bey, kendisindeki Yahya Kemal sevgisinin bir tezahürü olan bu eserine nice zamandır hazırlanıyor, gecesini ve gündüzünü, Yavuz Sultan Selim ve Yahya Kemal'in ruhaniyetine iltica ederek yaşıyordu. Selimname, edebiyat tarihimizde Yavuz devrini anlatan eserlerin umumi adıdır.Son güzel ve belki de en mütekamil örneği de Yahya Kemal'e ait olandır. Turgut Bey'in 600 sayfaya yaklaşan eseri, hem Selimname'nin şerhi, hem de tarihi atmosferi içinde Yavuz devrinin ve devlet erkanının tahlil ve tasviri, o zamanda yaşanan milli hayatın bir panoramasıdır. Eserde beni en ziyade tesir dairesine alan da, konular icap ettikçe ayetlere dayanılmış olması, asılları ve mealleriyle birlikte sunulmuş bulunmasıdır. İlahi kelamdan ayetleri okurken bir daha düşünüyor ve idrak ediyoruz ki " din ü devlet mülk ü millet" uğruna, asırların ötesinden bu güne gelişimiz, Allah'ın yardımıyla, muazzam bir iman ve irade sayesinde olmuştur. Eğer tarihimizi yeniden, derin ve taze bakışlarla okumaz,düşünmez ve ibadet vecdi içinde sohbetlere konu etmez, ibret-nüma sayfalarına nazar atmaz isek, sranlarımız sona ermez." Orhun'dan Tuna'ya Uluğ Türkler" i anlayabilmek için "Hikmet-i Tarih"e daima ihtiyacımız vardır. Turgut Bey, devam etmesini temenni ettiğimiz bu vadideki çalışmalarıyla bize milli tarihimizden hikmetler taşımaktadır. Yahya Kemal'in Selimname'si nasıl " tuğlara adanmış bir şiir güzeli" ise, Turgut Güler'in "Cihangir Tuğlar" ı da Türkçeye adanmış bir nesir güzelidir. Gözüm ve gönlüm, bu nesir güzelinin ardında sayfalarca koştu durdu...Ve nihayet "Bir gün çalındı nevbet-i Takdir, rıhlete..." Şanlı Yavuz Sultan Selim Han, " Hüda'dan gelen bu davete "eşk-i firak" ile boyun eğerek veda ederken, bizim de gözlerimiz , onun torunları arasında yetişebilecek nesillere hasret yaşlarıyla doldu. Bir hafta bu kitabın sayfalarında kaybolarak mesut oldum. Sandım ki bir kutlu seferdeyim, yollardayım ; sahralarda, çöllerde, dağlarda, ovalarda, denizlerde, ırmaklardayım..."Takı taluy takı müren" rüyalarındayım..Sanırdınız ki " Gök çadırdır, güneş bayraktır." Fakat heyhat ! Uyanmam yaman oldu. Hüsn-i tesadüfle gördüm ki Türk-İslam birliği ve "Nizam-ı alemi temine gelen er oğlu er" Yavuz' un Çaldıran meydanında zafer sonrası şükran secdesine vardığı zamanın 500. yılındayım. 23 Ağustos günü " yine zevrak-ı derunum kırılup kenare düşmüş", " firaz- ı zirve-i sina-yı kahr " içre firaklardayım..Ne dersem diyeyim, 2014' lerin yazında, İslam dünyasının kan revan olduğu, Haçlılığın kudurduğu zamanlardayım.. Turgut Güler Bey, beni bu eseriyle sanatlı nesrin simurgunda, "Cihangir Tuğlar"ın rüzgarında ufuklar ve zamanlar ötesi seyahatlere uçurdu. Edebi, İslami, milli bir tarih üslubuyla, binlerce yıllık muhteşem Türkçenin imkanlarıyla, sadelik zaafına düşmeden, rahmetli Hocalarımızdan N. Sami Banarlı'nın çok beğendiğim ifadesiyle "Milli Romantizmin İdraki"ne varmış bir kemal-i asaletle kendisine çok yakışan eserlerinden birini daha ilim irfan ehline sundu. Sa'yi meşkur ve mübarek ola... Ailesiyle sıhhat ü afiyet içre nice mesut zamanlar yaşamasını dilediğim Turgut Güler biraderimin bu naçiz kardeşini de gökten düşen elmalardan birine hissedar yapması münasebetiyle kendisine şükranlarımı arz ediyor, nice yeni eserlerini okumak ümit ve temennisi ile "tebrikler, şabaşlar, ahsentüler" ile aşk olsun sana, mütevazı, unvana ihtiyacı olmayan, Atsızların mahviyetkar evladı, aziz kardeşim diyorum...